Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Vera'nın canı burnundaydı bu hafta. "Yemek falan yok! Mutfakta öfke pişiyor bu hafta" diye girdi söze. Dolayısıyla her pazar alışkın olduğunuz gibi bir yemek tarifimiz yok. Yerine, Vera'nın acil gündemi var. Keyifli okumalar:)

Sinan:  Hımmmfffhh! Eee?

Vera: Ne eee?

Sinan: Mutfaktan koku gelmiyor?

Vera: Geliyor, geliyor canım. Mutfakta öfke pişiyor! Bak bütün evi kaplayıp sokağa yayılıyor.

Sinan: Eyvah eyvah! Hayırdır ne oldu? Seni hiç böyle görmemiştim?

Vera: Dinleyecek misin?

Sinan: Eh dinleyeceğiz tabii. Dur bir çay alayım da anlat sen ne oldu?

Vera: Ay bir de ne oldu diye soruyor! Sanki bilmiyorsun, memleket gündemi yanıyor yahu! Bu hafta yemek falan düşünecek halim yoktu valla! Daha Pazartesi gününden başladı. İrem’in Reportare’deki Emel Anne röportajını okurken gözüm, örmeye başladığım battaniyeye takıldı.  

Sinan: Battaniye mi? Ne battaniyesi?

Vera: Ha, doğru ya, söyleyememiştim sana. Bir battaniye örmeye başlamıştım tam. Röportajı okurken yeni bir  battaniye örüp  açık artırmaya koyup ALİKEV’e bağışlamak geldi. Hemen aradım, Selda’ya ulaşıp bu fikrimi söyledim. O da olumlu karşıladı. Bak görüyor musun, reportare’yi okumak neler getiriyor insanın aklına. Tam bunun coşkusunu yaşarken Mustafa Amca olayı patladı.

Mustafa DemirtaşSinan: Mustafa Amca mı? O da kim?

Vera: Sabah ofiste kahve içerken @nazim_nikko’nun bir haber paylaşımını gördüm. Birgün Gazetesi’nin bir haberi.  Muğla'da 51 yaşında Mustafa Demirtaş isimli görme engelli bir vatandaşın rehber köpeğini zehirlemişler. Evinde elektriği suyu, sosyal yardımı yok. İçim cız etti okurken! İçimden bir şey koptu. Babam da Amasra’da bir sürü kedi- köpeğe bakıyor. Onların sevgisiyle kanseri yendi. Belki o yüzden delirdim haberi okuyunca, bilemiyorum. Hemen Belediye’yi aradım. O oraya bağlıyor, öteki şuraya bağlıyor, hepsi çat diye kapatıyorlar yüzüme telefonu. Yahu vatandaş olarak bilgi almak istiyorum ama kapı duvar. Ufak ufak o içimdeki pim yerinden oynamaya başlıyordu ki, Nikko mesaj attı. “Bu adam için bir şey yapabilir miyiz?” diye. Hemen atladım tabii. “Yaparız, en kötü ihtimalle para toplar bir köpek alırız” dedim. Deli Kerem de (@patatesist ) dahil oldu olaya. Derken Nazım imza kampanyasını açtı, duyurmak için elimizden geleni yaptık. Belediyeyi de etiketledik. Bir mesajımıza dahi dönmediler inanabiliyor musun?

Sinan: Ay inanmıyorum? Norveç’te görülmüş şey değil bunlar!

Vera: Makara yapma bak bütün öfkemi senden çıkarırım!

Sinan: Aman tamam! Eee?

Vera: Neyse, @strstankovic “tag açayım mı?” dedi, açtı. Biz ortada deliler gibi yazarken herkes sesimize katıldı sağolsun hele en başından beri @bahtaver @islakmeseodunu @kalkyerineyatt tüm günlerini buna ayırdılar. Fenomenlerin katılımıyla da cümbüş yerine döndü ortalık. Barış Atay, Metin Uca, hatta Cem Yılmaz da! Hatta Cem Yılmaz katılmadan biz kampanyayı başarıya ulaştırmıştık bile… 1 günde 26 bin imza toplandı. Belediye ekiplerini yollayıp, Mustafa amcaya yeni yol arkadaşını hediye etti.

Sinan: E ne güzel işte.

Vera: Güzel olmaz mı, güzel tabii! Sevinçten saatlerce ağladım. Sevgilim telefonda susturamadı beni,  öyle bir ağlamak.

Sinan: Tatlıya bağlanmış işte. Hâla anlamadığım şey, mutfakta niye öfke pişiyor?

Vera: Sevincimizi kursağımızda bırakacaklar ya, pat diye tecavüz yasa önergesi olayı çıktı. Daha bu önergeye itiraz için neler yapabiliriz diye konuşurken Mihriban Şimşek haberiyle sarsıldım. 17 yaşında bir kız çocuğu! 17 yaşında yahu! Sınıf arkadaşıyla yan yana oturduğu için öğretmenleri ve okul müdürü, okuldan atmakla tehdit ediyor kuzuyu. Akıl alır gibi değil Sinan. İntihar etti kuzu! Allah’ım kimin hakkı var böyle bir şeye? Hemen okulun telefonunu bulup aradım.

Sinan: Yok artık! Bütün gün bir yerleri mi arayıp durmaya başladın sen?

Vera: Ben bunu senelerdir hep yaparım? Bir haber okuduğumda, bir haksızlık gördüğümde hemen iletişim bilgilerini bulup sarılırım telefona. Misal Diyanet’tekiler ezberlemiştir benim numaramı. Neredeyse her fetva sonrası mutlaka ararım çünkü! Mihriban olayında da okulu aradım fakat artık nasıl dolmuşsam, şirkette bağıra bağıra, o çocuğun kanında ellerinin olduğunu, hesabını soracağımızı falan ağzıma geleni söyledim. Düşün, yan dükkândakiler ne oluyor diye koşup geldiler. Elim ayağım titriyor o kadar! Tabii yine aynı ekip toplaştık, tag açıp imza kampanyası başlattık.

Sinan: Eh Norveç’te imza kampanyaları acayip iş görüyor tabii!

Vera: Bak vallahi kafana geçiririm şu bardağı şimdi! Yaramıyor biliyorum. Ama birbirimize hiç de az olmadığımızı gösteriyoruz. Davaları takip eden avukatlara da moral oluyor. Yani hiç küçümsenecek şey değil bunlar inan bana. İmza sayıları yükseldikçe, twitter’da TT oldukça, sosyal medyada insanlar tepki verdikçe bir şeyler daha kolay çözülüyor, emin ol!

Sinan: Ben o hashtaglere falan çok prim vermiyorum ama… Evet, sanırım az da olsa bir duyarlılık yaratılmasına katkı oluşturuyor.

Vera: Kesinlikle! Bak şimdi Salı günü TBMM de görüşülecek olan o utanç verici tecavüz önergesi için çok büyük bir tepki oluştu. Nasıl oldu bu? Sosyal medya olmasa kim duyacak, tepki bu kadar nasıl genişleyecekti kuzum? İnsanlar göğüslerine yara bandı takarak geniş bir protesto ve farkındalık eylemi başlatıyorlar mesela.

Sinan: İşe yarayacak mı diyorsun?

Vera:Normal şartlar altında ve oda sıcaklığında ben camları indirme taraftarıyım. Şimdi ise bence her türlü eylemin yanında olmak, yaratıcı eylem biçimleriyle kamuoyunun ilgisini ayakta tutmak gerekiyor. Büyük, kitlesel tepkiler ancak böyle küçük küçük adımlarla, insanların tek tek yaratacakları farkındalıklarla oluşacak. Unuttun mu? Gezi’de ağaçlara sarılarak dünyayı oynattık yerinden.

Sinan: Hımmm… Evet. Tamam da ne yiyeceğiz bu hafta?

Vera: Dayak! Allah’ın cezası dayak!! Ya da ne bileyim belki alanlara çıkarız biber gazı yeriz. Yeminle özledim Sinan kaldırımlarda koşmayı, tanımadığımız insanlara sarılmayı, “buradayız” diye haykırmayı. Dur ama dur, bu ülkede ve hatta bu dünyada var olan her cocuk, doğurmasak da bizim çocuğumuz. Biz bunu öğreteceğiz. İnanıyorum ben, kadınların öfkesinde boğacağız bu siyahı!