Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Virna Banastey: Bakıyorsunuz, eskiden bir S. Arabistanlı ile bir İsraillinin görüşmesi, konuşması söz konusu değildi. Geçenlerde bir İsrail gazetesinin, Jerusalem Post’un editörü, sosyal medya hesaplarını incelerken çok sayıdı S. Arabistanlı takipçisinin olduğunu fark etmiş. Tabii bu, son 1 yıldır, iki ülkenin çıkar ilişkilerine bağlı olarak, ilişkilerin gelişmeye yönelik adımlar atılmasının sonuçları bunlar. Benzer biçimde bizim ilişkilerimizin iyi ya da kötü olmasıyla bağlantılı olarak sorunlar yaşanabiliyor.  

Sinan: Çok kırılgan bir ilişki ama bu? İsrail ile ilişkilerin iyi olduğu dönemlerde bir sorun yok ama en küçük bir sıkıntı olduğunda gözler ve parmaklar Türkiye Yahudilerine dönüyor belirli bir kesim tarafından. Adeta rehin bir toplum gibi davranılıyor.

Virna BanasteyVirna Banastey: Evet çok kırılgan maalesef.  Türkiye’de de dünyanın başka ülkelerinde de Yahudi ve İsrail kelimeleri birbiriyle özdeş olarak kullanılıyor. Yani bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. İsrail’e duyulan tepkinin Yahudilere yönelmesinin bu kadar kolay olmasının nedeni de bu.

Sinan: Peki bu argümanın gerçekliği var mı? Türkiye Yahudileri ile İsrail arasında duygusal, milli bir bağ var mı?

Virna Banastey: Milli değil ama duygusal bir bağ içerisindeler. Bunun en önemli nedeni de, bugün kime sorarsanız sorun, İsrail’de bir akrabası, bir tanıdığı, bir sevdiği vardır. Ama buradan hareketle Türkiye Yahudileri kalkar İsrail’e gidip yaşar mı? Bence hayır. Giden oluyorsa da çok farklı nedenlerle gidiyordur. Gidenler orada kolay bir hayat yaşamıyor sonuçta. Vatanım gözüyle de bakamıyor. Nasıl baksın ki? Kökleri burada. Kültürel açıdan hiçbir benzerlik yok. Kültürel adaptasyon ciddi bir sorun. Her şeyden önce dil sorunu var. Türkiye Yahudileri arasında İbranice bilme oranı çok çok azdır. Farklı bir dile, farklı bir alfabeye adapte olmak kolay değil. Ancak belki ikinci, üçüncü nesil daha rahat bir hayat yaşayabilir. Sonuçta insanın vatanını bırakıp başka bir ülkeye gitme kararını kolaylıkla verebileceğini düşünmüyorum.

Sinan: İsrail, bütün Yahudiler için “vatan” değil mi?

Virna Banastey: Hayır değil tabii ki. Bizim vatanımız burası.

Sinan: Sokaktaki ortalama vatandaş, bütün Yahudilerin yüzlerini İsrail’e döndükleri, İsrail’le duygusal ve milli bağ içerisinde olduğu fikrine sahip. Yahudilerin İbranice bilip konuştukları düşünülür mesela. Ve tabii her Yahudi potansiyel MOSSAD ajanıdır!

Virna Banastey: (Gülüyor) Orası kesin!

Sinan: Şalom’un da mücadele ettiği bu önyargılarla baş etmek hayli zor olmalı. Bir yayıncı ve bir Yahudi olarak bu önyargılarla siz nasıl baş ediyorsunuz?

Virna Banastey: Yayıncı olarak bizim önceliğimiz tarafsız haberciliğimizde. Son birkaç senedir ulusal medya özellikle Ortadoğu söz konusu olduğunda tarafsız yayıncılığı bıraktı. İsrail askerlerinin Gazze’yi bombalaması haber oluyor ama öncesinde okul bahçesine düşen roketler hiçbir biçimde haberleştirilmiyor. Biz, olayın o boyutunu da tarafsız biçimde vermeye çalışıyoruz. 2 yıl önce Gazze operasyonu sırasında Gazze sahilinde oynayan çocukların yanlışlıkla vurulması gerçekten eleştirilecek bir olaydı ve biz de bunu eleştirdik. Askeri açıdan bu kadar donanımlı bir ülkenin ordusunun böyle bir hatayı yapmaması gerekiyordu.

Sinan: İsrail devletinin kendisini savunma hakkını teslim ediyorsunuz ama sivillerin korunmasının öncelikli olduğunu söylüyorsunuz anladığım kadarıyla?

Virna Banastey: Elbette!

Sinan: Benzer durumu Kürt meselesinde de yaşıyoruz. Devletin terörizmle mücadelesi anlaşılabilir bir şey fakat sivil halka zarar verilmemesi, sivillerin katledilmemesi her şeyden önemli. Türkiye medyası bunun da ayrımını yapamıyor.

Virna Banastey: Biz elimizden geldiğince özen gösteriyoruz. Bakın yıllar önce İsrail Batı Şeria sınırına duvar ördü. Biliyorsunuz, duvar örüldüğünde çok büyük bir kamuoyu tepkisi oluştu. Şimdi aynı duvar bizim Güneydoğu sınırımızda da örülüyor. Bunları elbette hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor kamuoyuna. İkinci olarak biz Yahudi toplumunun bu ülkeye katkılarını ön plana çıkarmaya çalışıyoruz. İshak Alaton mesela… O’nun iş dünyasına, sanayiye neler kazandırdığını, çok değerli yazarların, sanatçıların Türkiye’nin kültürel gelişimine katkılarını anlatmaya çalışıyoruz.

Sinan: Sürekli bir kanıtlama, anlatma zorunluluğu da can sıkıcı değil mi? Toplumun bir kesiminin sürekli olarak kendini anlatmaya, yakınlaşmanın önemi vurgulamaya niye ihtiyacı olsun ki?

Virna Banastey: Evet böyle bir ihtiyacın, zorunluluğun olmaması lâzım. Ama biz bunu sorgulamayı çoktan geçtik. Maalesef önyargılar çok güçlü ve kırılması çok zaman alıyor.

Sinan: Özellikle geçen yüzyılda yaşanan bir çok sıkıntı nedeniyle Yahudi toplumunun kendi içine kapanmasının da payı var mı bu durumun devam etmesinde? “Vatandaş Türçe konuş!” kampanyalarının, Varlık Vergisi gibi sermayenin Türkleştirilmesi yönünde sert uygulamalar Yahudileri daha çok içine kapattı sanırım?

Virna Banastey: Vardır tabii… Yaşım itibarıyla o dönemleri yaşamış biri değilim. Hiç Türkçe konuşamayan bir nesil var mıydı? Vardı tabii… Belli sektörlerin sadece Yahudi tüccarların elinde olduğu dönemler var mıydı? Vardı. Ama o nesli yaşamadığım için bilemiyorum. Bunlar her azınlık için böyle miydi ve her azınlığın kendi içine kapalı olmasından mı kaynaklanıyordu bilemiyorum doğrusu. Fakat şu da var, sayı olarak bu kadar az olan Yahudi toplumunun bu kadar büyük bir rahatsızlık yaratması da hakikaten garip geliyor.