Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Rüzgar DuyanPangaltı’da küçük, mütevazı bir apartman dairesinde büyüyen bir çocuk Rüzgâr. Ama bildiğiniz “apartman çocuklarından” değil. Resim yapıyor, piyano çalıyor, basketbol ve futbol oynuyor, dövüş sporlarında hayli iyi. Dublaj yapıyor, edebiyat dergileri ve kitaplara ilüstrasyonlar çiziyor. İnsanın aklına hemen “ha, şu proje çocuklardan mı?” sorusu gelebilir fakat Rüzgâr, tam da adı gibi, dilediği gibi esen, kendisini dilediği biçimde ifade edebilen bir çocuk. Hani o sinir “büyümüş de küçülmüş” tiplerden de değil üstelik. Çocuk gibi bir çocuk…

Aslında aylar önce yapılmış ve çok daha önce yayınlanması planlanmış bir röportaj bu. Doğumundan itibaren yetişmesinin her aşamasını annesi aracılığıyla izlediğimiz Rüzgâr’la yaptığımız sohbeti keyifli bir zamana saklamıştık. Sohbetimizi takip eden haftalar ve aylar içerisinde gündemde ardı ardına yaşanan tatsız gelişmeler nedeniyle bir türlü “o aradığımız keyifli zaman” gelmedi. 1 Mayıs, Rüzgâr’ın doğum günü aynı zamanda… Tanımanızı istediğimiz bu küçük adamın doğum günü armağanı olsun…
Keyifli okumalar…

Röportaj: Sinan Dirlik

Fotoğraflar: Tuna Giritli

Rüzgar DuyanSinan: Çok güzel resim yapıyorsun Rüzgâr?

Rüzgâr: Bilmem? Güzel diyorlar. Ben de seviyorum resim yapmayı.

Sinan: E çok güzel olduğu için sergilerin bile var. Kaçıncı sergin oldu?

Rüzgâr: İkinci sergim oldu. Karma sergiyle beraber 3 oldu ama kişisel sergim 2…

Sinan: Güzelmiş, peki resim satıldı mı hiç?

Rüzgâr: Annem sattırmıyor ki? Fotokopilerini dağıtıyor hep.

Lerna: Kıyamadık ne yapalım?

Sinan: Annen kıskanç mı biraz? Kimseyle paylaşamıyor mu senin resimlerini?

Rüzgâr: Bazen satıyoruz ama… Sadece annemin istediği resimleri…

Sinan: Nasıl geçiyor günün?

Rüzgâr: Sabah 6 da kalkıyorum. Annemin yanına gidiyorum, uyandırıyorum. Sürekli “10 dakika daha” diyor. 10 dakika sonra “5 dakika daha” diyor. Uyandıktan sonra kahvaltımı edip 8 de okula gidiyorum.

Ruzgar DuyanSinan: Hangi okuldasın?

Rüzgâr: Piyer Loti’de okuyorum.

Sinan: Seviyor musun okulu?

Rüzgâr: Hayır bayılıyorum.

Sinan: Hangi dersleri seviyorsun en çok?

Rüzgâr: En çok matematik, yazma, okuma derslerini seviyorum.

Sinan: Kaçta geliyorsun eve?

Rüzgâr: Okuldan eve gelişim saat 7 yi falan buluyor.

Sinan: Ooo o saate kadar ne yapıyorsun ki?

Rüzgâr: Bir sürü şey. Go, basket, bateri, aikido, piyano, futbol, seramik dersleri alıyorum.

Sinan: Nasıl zaman ayırıyorsun bunca şeye?

Rüzgâr: Seviyorum hepsini. Hiç zor olmuyor ki?

Sinan: Bir sürü insanın portresini yapıyorsun, annen paylaşıyor hepsini instagram’da, facebook sayfanda. En çok hangi etkinliği seviyorsun?

Rüzgâr: Basket, futbol ve seramik. Ama en çok basket oynamayı seviyorum.

Sinan: Büyüyünce ne yapacaksın peki? Bunlardan hangisi mesleğin olacak sence?

Rüzgâr: Resim ve seramiği hobi olarak yapacağım. Ama mimar olmak istiyorum. 

Sinan: Niye mimar olacaksın?

Rüzgâr: Çünkü evlerin nasıl yapılacağına karar vermek istiyorum.

Sinan: Sevmiyor musun şimdiki binaları?

Rüzgâr: Hayır sevmiyorum. Daha az bina olmalı. Çok ağaç olmalı. Şimdilik bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum ama babam öğretir nasıl yapacağımı.

Ruzgar DuyanSinan: Kitap okumayı seviyor musun?

Rüzgâr: Evet, annem akşamları okuyor bana yatmadan önce.

Sinan: Çok güzel. Ne okuyorsunuz peki şu aralar?

Rüzgâr: “Güneşi tamir eden adam”. Ama annem en heyecanlı sayfada okumayı bırakıyor hep. Aslında 1 sayfa daha okuyabilir ama hep böyle yapıyor.

Sinan: Dublaj da yapıyormuşsun?

Rüzgâr: Evet. Reklam seslendiriyorum. Bir süt reklamını seslendirdim en son.

Sinan: Oyunculuk da yapıyor musun?

Rüzgâr: Bir kere yaptım, onda da ton balığı yemeğe zorladılar, bir daha da yapmadım.

Sinan: Başka oyunculuk teklifi gelirse düşünür müsün peki?

Rüzgâr: Ton balığı yedirmeyeceklerse düşünürüm.

Sinan: Dublajı nasıl yapıyorsun? Zor olmuyor mu?

Rüzgâr: Yok zor olmuyor. Onlar okuyorlar, ben tekrar ediyorum.

Sinan: Eğlenceli mi peki?

Rüzgâr: Evet eğlenceli ama dergide resim çizmek de çok eğlenceli. Şiir resimliyorum. Annem bana şiiri okuyor, ben de resimliyorum.

Sinan: Peki sana dönelim Lerna. Rüzgar çok yetenekli bir çocuk. Uzun zamandır takip ediyorum Facebook üzerinden. Gördüğüm kadarıyla müthiş biçimde özendiriyor ve destekliyorsun Rüzgâr’ı?

Lerna: Elimden geleni yapıyorum ama özel bir çabam, planım programım yok aslında. Rüzgâr’ın sevdiği şeyleri yapmasına izin veriyorum sadece. Arada da teklifler geliyor, değerlendiriyoruz.

Ruzgar DuyanSinan: Bir “proje çocuk” mu Rüzgâr? Şu çocuğunu kafasındaki formata göre şekillendiren annelerden misin sen de?

Lerna: Tabii ki değil! Tamamen doğaçlama, içimizden geldiği gibi ilerledi her şey. Rüzgâr doğduğunda yalnızdım, işim yoktu. Çok hareketli bir çocuktu. Eh yanımızda bir bakıcı yoktu, baba yoktu. Ne yapacaktık evde oturup?  Televizyon yok evimizde. ipad falan da sevmiyorum ki eline tutuşturacağım bir şey olsun. Bunun yerine ne yaptık? Sokağa çıktık hep. Sokakta insanlarla tanıştık, sohbet ettik.  Canımız sıkıldıkça çıkıp müzeleri gezdik, evde resimler yaptık. Rüzgâr da çok sevdi bunu.

Sinan: Çok sosyal bir çocuk aynı zamanda?

Lerna: Evet ama aslında sonradan böyle oldu. Başlangıçta çok içe kapanıktı, bana yapışıktı adeta. Çok korktum ilk başlarda. Benden başka kimseyle konuşmak istemiyordu, okula alışması da zor oldu, çok ağladı.  Okula alışabilmesi için hafta sonları okuldaki arkadaşlarıyla toplanıp etkinliklere katıldık. Böyle böyle alıştı, sosyalleşti. Şimdiyse evde oturmaktan nefret ediyor. Sürekli bir şeyler yapmaya alışkın olduğu için uyanır uyanmaz “ee bugün ne yapıyoruz?” diye soruyor. Ben zorlamıyorum, o sürekli talepte bulunuyor.  Böyle olunca ne yapalım, çıkıyoruz sokağa, önümüze gelen galeriye, müzeye, sinemaya, tiyatroya giriyoruz, kültür sanat etkinliklerine katılıyoruz haliyle.

Sinan: Bu kadar çok yönlü olmasında senin payın nedir?

Lerna: Hiçbir şeye zorlamadım Sinan. Sadece neye yatkınlığı var, neyi seviyor diye baktım. Resmi sevdi, müziği sevdi fakat bu sefer de resim yapan, piyano çalan duygusal bir çocuk çıkmaya başladı ortaya. Bu da çok doğru gelmedi. Okuldaki diğer erkek çocuklar daha farklı bir çocuk tiplemesi çıkıyordu ortaya sonuçta. Piyanoya ek olarak bateriyi denedik, çok sevdi. Hadi biraz dövüş- savunma sporlarına bakalım dedik, bayıldı. Böyle böyle, deneme yanılma yöntemiyle oldu her şey. İçindeki erkeği de çıkardık ortaya, naif, sanatçı çocuğu da. Bu kadar çok aktiviteyi yapıyor olması ona çok şey katıyor ama her bir aktiviteyi sonuna kadar götüreceğiz diye bir şey de yok. O aktiviteden alacağımızı aldıktan sonra bırakabiliyoruz da. Sonuçta işin bir de ekonomik boyutu var.

Sinan: Sanata mı spora mı daha ilgili?

Lerna: Sanat ve spor dengeli gidiyor. Beden ve ruh gelişimi için ikisi arasında bir denge tutturmamız gerekiyor. İki sanat, iki spor dalıyla denge tutturuyoruz bir biçimde.

Ruzgar DuyanSinan: Pedagojik destek alıyor musun?

Lerna: Hayır, hayır pedagojik destek almıyorum. Sadece henüz çok küçükken tuvalet alışkanlığı konusunda bir kez pedagoji uzmanına danıştım o kadar.

Sinan: Zorlanmıyor musun peki?

Lerna: Çok zorlandığım anlar oldu başlangıçta ama çok çabuk aştık. İyi anlaşıyoruz. Çok iyi arkadaşız. Sırdaşız. Her şeyi konuşabiliyoruz.

Sinan: İyi bir arkadaş mı annen?

Rüzgâr: Güzel… Arkadaş olarak iyi ama biraz büyük bir arkadaş bence… Benim en büyük arkadaşım 8 yaşında. Ama annem de iyi bir arkadaş.

Sinan: Canını sıkan yanları yok mu annenin?

Rüzgâr: Yok. Sadece biraz fazla mükemmeliyetçi! Bir çizgi çiziyorum mesela, olmadı diyor, siliyor. Kendisi çiziyor onu da siliyor. En iyisini yapana kadar böyle!

Sinan: En keyif aldığın zamanlar hangi zamanlar?

Rüzgâr: Annemle çıktığım zamanlar.

Sinan: Ne o yahu bara mı gidiyorsunuz? Çıkmalar falan?

Rüzgâr: Hayır beraber Bebek’e gidiyoruz. Parka gidiyoruz, dondurmacıya gidiyoruz. Çok eğleniyoruz.

Sinan: Babanla nasıl ilişkiniz?

Rüzgâr: Babamla da güzel ama yemek yerken çok zorluyor beni. Kusana kadar yememi istiyor.

Sinan: Baban çok iyi bir sporcudur, spor yapıyorsunuz herhalde birlikte?

Rüzgâr: Evet, futbol oynuyoruz.

Sinan: Yazları Bodrum’a babanın o harika kampına gidiyorsunuz herhalde?

Rüzgâr: Evet, abimle yelken yapıyoruz. Yüzüyorum, futbol oynuyorum.

Ruzgar DuyanSinan: Bu kadar olgun ve akıllı bir çocuğun annesi olmak zorlamıyor mu seni Lerna?

Lerna: Zorlukları yok aslında. Ben gurur duyan bir anneyim, oğlumla gurur duyuyorum. Nasıl gurur duymayayım ki? Okulda çok uyumlu bir çocuk… Hem yetenekli, hem neşeli, hem kibar bir çocuk… Daha ne ister insan?

Sinan: Harika çocukların sıkıntıları da olmuyor mu?

Lerna: Bana bir sıkıntısı yok. İleride yaşayacaksa, kendisi yaşayacaktır belki bazı sıkıntılar ama şimdilik yok bir sıkıntımız.

Sinan: Okulda diğer arkadaşlarınla aran nasıl Rüzgâr?

Rüzgâr: Çok iyi ama bir tane arkadaşım mesela kendisini sınıfın şefi sanıyor.

Sinan: Nasıl yani?

Rüzgâr: Seçim yapıldı. Öğrenci delegesi seçimi yapıyoruz biz.  Bir arkadaşım futbol sahası yapma sözü verdi. Biri de okula istediğimiz kıyafetle gelebileceğimiz sözünü verdi.

Sinan: Sen ne sözü verdin peki aday olurken?

Rüzgâr: Ben onları dinleyeceğimi ve koruyacağımı söylemiştim ama seçilemedim.

Sinan: Peki seçilen çocuk, yaptı mı futbol sahasını?

Rüzgâr: Yok, yapmadı tabii.

Sinan: Doğru yolda o halde… Siyasetçi olacak kesin.

Sinan: Müziği seviyorsun. En çok ne dinlemeyi seviyorsun?

Rüzgâr: Vivaldi’yi çok seviyorum ama “arkadaşım eşek” i de seviyorum.

Sinan: Senin kuşağının Barış Manço’yu tanıyor olması ne güzel.

Rüzgâr: Kuşak ne demek? Ne kuşağı? Benim kuşağım gardropta?

Sinan: Yani senin yaşıtların demek istedim.

Rüzgâr: Anladım. Evet tanıyorum Barış Manço’yu. Kliplerini çok izledim.

Ruzgar DuyanSinan: Lerna, Rüzgâr gibi çocukları olan ailelere tavsiyen nedir?

Lerna: Çocuğu dinlemelerini ve onun isteği doğrultusunda hareket etmelerini tavsiye ediyorum. Çocuğun istemediği bir alanda onu zorlamak kesinlikle doğru değil ve ters tepiyor. Kendi kafalarındakini değil, çocuğun gönlündekini ön plana almalılar.

Sinan: Nasıl fark ettin Rüzgâr’ın yeteneklerini?

Lerna: Aslında yetenek yoktu? Sonradan oldu her şey. 2 yaşındaki resimlerine baksan basbayağı karalama. Ama ben ne yaptım? Yaptığı her şeyi aldım, alkışlayarak, överek duvara astım. O yaptığı her şeyi çok beğendiğimi düşündü, beğendiğimi gördükçe daha çok resim yaptı. Çok hoşuna gitti. Emek verdi. Emek verdikçe, üzerine gittikçe de resim çizmeye başladı, çizdikçe güzelleşti. Doğuştan yetenek diye bir şeye inanmıyorum doğrusunu istersen. Çocuğu özendirerek, emek vererek oluyor ne oluyorsa.

Sinan: Sen çalışan bir kadın, yalnız bir annesin aynı zamanda?

Lerna: Evet. Ders veriyorum, saatlerimi de Rüzgâr’a göre ayarlıyorum. O okuldayken ben ders veriyorum. Çünkü onun okul dışı zamanlarında yanında olmak benim için çok önemli.

Sinan: Hayatını sürekli küçük bir çocuğa göre programlamak zor değil mi?

Lerna: İlk başlarda çok zordu. Kafayı yiyordum, o yüzden kendimi sokağa atıyordum, iki anne göreyim, onlarla bir şeyler paylaşayım istedim o dönemde. Köpeğim de vardı, bir elimde köpek, bir elimde bebek… Ama bu benim istediğim bir şeydi, küçüklükten beri anne olmaktı hedefim. Oldu da… Şimdi bütün hayatım Rüzgar. Onun eğitimi, onun hobileri, onun yemesi içmesi… Ama bu arada beni kaybettim o ayrı Artık o büyüyüp kendi yoluna gittikten sonra düşüneceğim kendimle ilgili olarak…

Sinan: Bu kadar farklı alanlarda aktivite yapıyor olması şaşırtıcı?

Lerna: İstemediği, sevmediği hiçbir şeyi yaptırmadım. Sorunsa eğer bu, sorun orada başladı zaten. Başlattığımız her şeyi çok sevdi, severek, isteyerek yaptı. Yani bir şeyi deneyelim de, sevmezse bırakalım diye bir şey olmadı. Başladığı her şeyi sevdi Rüzgâr. Yaptığı her şeyi kendi seçti. Şimdi tenis istiyor mesela. Önümüzdeki yıl Tarabya’ya taşınacağız, okul taşınıyor çünkü. Gitar istiyor, tenis istiyor, onları da seneye yapacağız artık.

Ruzgar DuyanSinan: Rüzgâr’cığım doğa sporlarıyla aran nasıl?

Rüzgâr: Seviyorum. Çok eğlenceli.

Sinan: Kız arkadaşın var mı?

Rüzgâr: Var ama aşık değilim.

Sinan: Aaa… Çok ciddi bir ilişki değil yani?

Rüzgâr: O ne demek?

Sinan: Sevgili değilsiniz yani?

Rüzgâr: Haayııır! Tabii ki hayır!

Sinan: Öğretmenlerle aran nasıl?

Rüzgâr: İyi ama ödev vermiyorlar kızıyorum.

Sinan: Yahu zaten vaktin yok? Ne ödevi?

Rüzgâr: Olsun yoldayken de yaparım ben ödevi, versinler.

Sinan: Yaz tatilinde ne yapacaksın?

Rüzgâr: Bodrum’a gidiyoruz. Babam ve abimle sörf yapıyorum, futbol oynuyorum, yüzüyorum, tekneye biniyorum oradayken.

Sinan: Yeni bir resim sergin olacak mı?

Rüzgâr: Evet yazın olacak.

Sinan: Üçüncü sergi yani?

Lerna: Üçüncü kişisel sergisine hazırlanıyor şimdi (Gülüşmeler)

Sinan: Öğrenci olarak nasıl?

Lerna: Başarılı. Ama daha ikinci sınıfta, herkes başarılıdır o sınıftayken.

Ruzgar DuyanSinan: Sosyal medyayla aran nasıl Rüzgâr?

Rüzgâr: İnstagram hesabım var.

Lerna: Ekrandan uzak tutmaya çalışıyorum. İpad var artık ama oyun falan yüklemiyoruz.

Sinan: Gazete ve dergilerde röportajları da var Rüzgâr’ın. Ruh dünyasını nasıl etkiliyor bu kadar başarılı, yetenekli ve popüler olmak?

Lerna: Bir arkadaşım blogunda yazdı Rüzgar’ın yeteneklerini. Bunu gören başka bir arkadaşı Nokta’da röportaj yaptı. Sonra onu gören Habertürk’te yaptı haberini.  Farkında değil popülerliğinin. Alçakgönüllü bir yapısı var. Okulda seçim yapıldığında kendine oy vermedi mesela. Bunu ayıp kabul ediyor kendince.

Sinan: Çok zeki bir çocuk?

Lerna: Evet ama öyle üstün zekalı bir çocuk falan değil Rüzgar. Yetenekli, akıllı, kafası çalışan bir çocuk. Sorular soruyor sürekli. Benim yaptığım şey, bütün sorularına elimden geldiğince açık biçimde yanıt vermek. Başımdan savmadım, hiçbir sorusunu geçiştirmedim. Sevgi ve emekle büyüyen bir çocuk sadece. Mutlu olmasını istiyorum. Her ne yaparsa yapsın onun seçimi olacak ve ben sonuna kadar arkasında duracağım, destekleyeceğim.

Sinan: Bir gün büyüyecek ve artık senin kontrolünden çıkmaya başladığında ne olacak?

Lerna: Evet çok kontrolcü bir anneyim. Öyle olduğunu düşünmüyordum aslında ama galiba öyleyim…  Bir çok konuda onun adına ben karar veriyorken yakalıyorum kendimi. Bir şey giymek istiyor mesela, ya olması gerekenden ince, ya olması gerekenden kalın oluyor seçtiği kıyafet. O zaman müdahale ediyorum mecburen. Özgüven kazanmasını, kendine yetmesini sağlamaya çalışıyorum. Markete gidiyor mesela, tek başına gitmesine izin veriyorum. Gideceğimiz yere, yiyeceği yemeğe kendisinin karar vermesine izin vermeye özen gösteriyorum. Böyle böyle öğrenecek her şeyi.

Sinan Babayla ilişkisi?

Lerna: Babayla arası çok çok iyi. Birlikte zaman geçiriyorlar, spor yapıyorlar. Babayı ziyarete gidiyor. Ama uyku vakti geldiğinde anneci! Bazen gecenin bir yarısı gidip almak zorunda kaldığım da oluyor.

Sinan: Çok bağlı sana?

Lerna: Umarım bağlıdır… Bağlı olsun ama bağımlı olmasın yeter ki! En büyük korkum o. Onun özgürce kendi kararlarını vermesini istiyorum.

Sinan: Senin yaşındakilere tavsiyen var mı Rüzgâr?

Rüzgâr: Sanat yapsınlar. Bilgisayar oyunları oynamasınlar.  Cips, çikolata gibi şeyler yemesinler. Çünkü onların içerisinde katkı maddeleri var.

Sinan: Her ikinize de çok teşekkür ediyorum.

Rüzgar'ın blogu için tıklayın: