Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

“1988’de sarsıcı hikâyesi ve Dustin Hoffman’ın müthiş oyunculuğuyla ortalığı kasıp kavuran Yağmur Adam (Rain Man) filmi dışında ne duydun, ne biliyorsun?” diye sorarsanız, utanarak “hiç” derim otizm hakkında. Her zamanki gibi Amerikalılara özgü “tuhaf şeylerden” biriydi işte. Bilirsiniz, hep onlarda olur böyle tuhaf şeyler… 

1988 de izlediğim o film dışında, Nazım Özgün’ün hikâyesinin twitter’da birhashtagle gündemimize girdiği 2014’e dek otizme dair hiçbir şey duymamış, okumamış olmamın kendisi de başlı başına bir tuhaflıktı aslında. Türkiye’de tüm farklı insanların, evlâdı, yakını farklı olan hemen herkesin yaşadığı bir gerçekliğe karşı 3 maymunu oynayan devletin, toplumun, bizlerin genel tuhaflığı bu…
Nazım Özgün ve annesi, farklı olmanın sessizce bir köşede kadere razı olmak anlamına gelmediğini cesurca haykıran iki kahraman olarak girdiler hayatımıza. Anayasal bir hak olan eğitim hakkı için mücadele vermek zorunda kalmaları bizim ayıbımızdı ve devletin, toplumun karşısına dikilerek bu hakkı güçlü ve kararlı bir ses tonuyla talep ettiler. İlkokulu takdirname ile bitiren Nazım’a bir ortaokul aramaya başladıklarında hep aynı yanıtla karşılaştılar: “Biz öyle çocuk almıyoruz”… 
“Öyle çocuk” olmanın ne demek olduğunu uzun süre anlayamadı Nazım Özgün… Profesyonel bir iletişimci olan anne İrem Afşin, sosyal ağları harekete geçirerek #nazıma1okulgerekkampanyasını başlatırken büyük bir beklenti içerisinde değildi aslında. Ama oldu… Kampanya büyük ses getirdi. Binlerce insan Nazım’ın hak ettiği eğitimi alabilmesi için el ele verip İrem Afşin’e destek oldular. Nazım uzun bir mücadeleden sonra kavuştuğu okulunun en başarılı öğrencilerinden biri. O kadar ki, %25 bursla başladığı okulda şu an tam bursla okuyor… İngilizce ve Almanca biliyor. Çoğunu ekranlardan tanıdığınız son derece popüler bir çevresi var.
İrem Afşin’e gelince… O çoktan başrolünü Nazım Özgün’e ve otizmli başka çocuklara bıraktığı bir mücadeleyi yürütüyor yıllardır.
Bu bir Nazım Özgün röportajı… Konuğum oldu, bir yandan hayranı olduğu Emin Çapa’nın programını izleyip arada onunla mesajlaşırken, bir yandan da sorularımı yanıtladı. Her ne kadar Emin Çapa’yı benden daha çok seviyorsa da (Tamam biraz kıskanmış olabilirim) röportaj sonunda sanırım arkadaşları arasına girmeyi başardım…
Nazım ve İrem’in hikâyesini özellikle 0-3 yaş grubunda çocuğu olan tüm ebeveynlerin okumasını istiyoruz. Ve tabii otizm ve farklı gelişen çocukların dünyasını merak eden herkesin…

Röportaj: Sinan Dirlik
Fotoğraflar: Sinan Dirlik & Nazım Özgün
İstanbul, Küçükyalı 7 Ekim 2015