Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

İnal Aydınoğluİnal Aydınoğlu hayatını gönüllülüğe adamış bir eğitmen ve yazar. Türkiye'de ilk kez gönüllülük çalışmalarını başlatan Aydınoğlu, bugüne kadar on bini aşkın kişiye gönüllülük eğitimi verdi. Sevgi liderliği, mutluluk, gönüllülük, yaşama sevinci üzerine 12 kitap yayınladı. Son olarak sergilediği "Bir Gönül Yolculuğu" adlı sahne performansında "Eğer yaşıyor olmanın bir karşılığı varsa, o da hayatta iz bırakmak olmalıdır" diyen Aydınoğlu yaşamını, verdiği eğitimleri, gönüllü olmanın ne anlama geldiğini anlattı...

Röportaj: Saide Itır Kurtoğlu, İstanbul Mart 2017

Saide Itır Kurtoğlu: İnal Bey eski bir işadamı olarak hayat tecrübeniz genelin aksine yüzünüze yorgunlukla değil, hep tebessümle yansıyor. Bu işin sırrı nedir?

İnal Aydınoğlu: Ben Gaziantep doğumlu bir iş adamıyım. 51 yıl ticaret yaptım. Arada battım çıktım ama ticareti bıraktığımda çok geniş hacimli bir işim vardı. Ve dönüp hayatıma baktım şöyle; eğer yaşamımın tamamını ticaret ile geçirmiş olsaydım kendimi çok zavallı hissederdim. 38 yıl boyunca günlük çalışmalarımın yarısını işime yarısını gönüllülüğe ayırdım. Geçen hafta Armağan Çağlayan’a da böyle söyledim. “Peki işler batmadı mı?” dedi. Hayır dedim, gönüllülük benim rahmetimi, bereketimi arttırdı. Her gün biraz daha iyiye gittim. Şimdi de gerçekten muhteşem, iyi ötesi bir hayat yaşıyorum. Hepsinin temelinde gönüllülük var. Gönüllülüğün bereketi ve sevgisi, sevinci var.

Saide Itır Kurtoğlu: Peki bize gönüllülüğü nasıl tarif edersiniz?

İnal Aydınoğlu: Gönüllülük bir insanın maddi manevi olanaklarını, bilgi, birikim ve deneyimlerini, en önemlisi gönlündeki sevgiyi, şefkati ve merhameti hiçbir karşılık beklemeden başka insanlara vermeye niyetli, istekli olması ve bu doğrultu da çaba sarf etmesidir. Her gönüllülük isteği hedefine ulaşmayabilir fakat o istek içinde olursanız siz o yolda yürüyor sayılırsınız. “Hiçbir karşılık beklemeden” dediniz. Hiçbir karşılık beklemeden yarattıklarına canı gönülden vermek, Allah’a mahsustur derler. Aslında bir bakıma o bilince varmak mıdır gönüllülük? Zaten bizim dinimizde de der ki: yaratılanı, yaratandan ötürü sevmek gerekir. O sevgi mutlaka dilden çıkıp hizmete dönüşmeli gönüllü olabilmek için. Sadece dilde kalan sevgi hiçbir işe yaramaz. Hizmet olmalı.

Saide Itır Kurtoğlu: Uzun yıllardır gönüllülük eğitimleri veriyorsunuz. Kimlere veriyorsunuz bu eğitimleri?

Bu güne kadar 10.000 gönüllü eğittim. Büyükçe bir bölümü Kadıköy'de. 1995 yılında Kadıköy Belediyesi bir vakıf kurmuştu. Ben de orada kurucu olarak bulunuyordum. Selami Bey ile birlikte Kadıköy’de gönüllü örgütlenmeleri yaptık. O zamanlar Ataşehir varoş halindeydi. Önce oradaki bölgelere “aile danışma merkezi” adında kuruluşlar kurarak hizmet verdik. Profesör Necla Pur Marmara Üniversitesi rektörü idi. O da rektör oluncaya kadar bizlerle birlikte çalıştı. Sonra kentlilik bilincini geliştirmek amacıyla Kadıköy’ün mahallelerinde gönüllü örgütlenmeleri oluşturmaya başladık. 3000 tane gönüllü de Kadıköy’ün içinde eğittim. Ve 15 tane gönüllü merkezi kurduk Kadıköy’ün mahallelerinde. Gönüllüler arasında hizmet bütünlüğüne ulaşmak, hizmet arzusunu yaşatmak için dostluk oluşması gerekirdi. O dostluklara temel olmak üzere de, her yıl onlarca sosyal etkinlik düzenlerdik. Her yıl 200’e yakın kurs açardık. 58 tane de koro kurduk benim bıraktığım güne kadar. Bütün Kadıköylüler hiç vasıtaya binmeden gelip mahallelerinde şarkılarını söyleyip giderlerdi. Vakıf kapatılıp, gönüllüler belediyeye bağlanınca, ben politik bir ortamda bulunmak istemedim. Yerime gelen arkadaşlar koro sayısını 127’ye çıkardı. Gönüllülerin sayısı 6000’e çıktı. Temel sağlam olunca üzerine her şey inşa edilebilir.

İnal AydınoğluSaide Itır Kurtoğlu: Politik olunca ben çıktım dediniz ama gönüllülük de aslında bir çeşit politika, bir siyaset anlayışı, bir hayat görüşü değil midir aslında?

İnal Aydınoğlu: Kesinlikle hiçbir ilgisi yoktur. Politikacılara çok büyük saygı duyar, politika ile uğraşanlara çok büyük saygı duyarım. Ama ben yaşamım boyunca, her noktasında, her konumunda çok teklif geldiği halde sosyal yaşamım nedeniyle hiç politikaya eğilmedim. Eğilseydim zaten bu mutluluğum kalmazdı. Çünkü gönüllü ile politikacı arasında çok önemli bir fark vardır. Politikacı her yaptığı iş için bir karşılık ister. Makam ister, oy ister. Oysa ki gönüllünün gözünde ne makam, ne oy, ne alkış vardır. Bizim ülkemizde dünyanın en başarılı gönüllüleri yetişir. Ülkemizin zemini buna çok uygundur. Bu yüzden, gönüllü ile politikacı bir arada yaşayamaz.

Saide Itır Kurtoğlu: Bu eğitim programlarının içeriği nasıl? Neler öğretiyorsunuz, neler anlatıyorsunuz en temel haliyle?

İnal Aydınoğlu: Gönüllü örgütlenmelerini yaptığımız zamanda 8 haftalık bir temel gönüllü eğitimimiz vardı. O eğitimi almayanı gönüllü yapmıyorduk. O eğitimin 7 haftasını ben veriyordum. Gönüllülüğün yüceliği, gönüllülük kavramı, gönüllülükte tüzüğün önemi, birlikteliğin önemi, hizmet nasıl yapılır, proje nasıl oluşturulur… Ben bunları anlatıyordum. Selami Bey de 1 hafta geliyor, belediye ile gönüllüler arasındaki ilişkileri anlatıyordu. Son 5 yılda üniversitelerde; sosyal sorumluluk, gönüllülük, toplumsal sorumluluk, sosyal girişimcilik gibi dersler konulması önerildi. O dersleri koyan üniversitelerde beni tanıyanlar, hoca olarak davet ediyor. Üniversitelerde ders vermeye başladıktan sonra fark ettim ki gönüllülüğe hazır, yetişkin bir grubu eğitirken ben işin kolayına kaçmışım… Şimdi gençlere yönelik gönüllü programları yapıyorum. Özellikle üniversitelerdeki öğrencilerim, 1-1,5 ay sonra, ilk vize imtihanında öyle güzel kağıtlar veriyorlar ki alınız o kağıtların her birini, göğsünüzde birer madalya olarak taşıyın.

Saide Itır Kurtoğlu: Bildiğim kadarıyla “Gönüllü Liderliği” başlığı altında bir eğitiminiz daha var. Nedir bu gönüllü liderliği?

İnal Aydınoğlu: Gönüllü liderliği, toplumda karşılaştığımız bütün liderliklerden ayrı bir kavramdır. Mesela askeri lider olursunuz, sicil verirsiniz, rütbe verirsiniz. Patron olursunuz maaş verirsiniz, müdür olursunuz yükseltirsiniz, takdirname verirsiniz falan. Gönüllülükte hiçbir karşılık yoktur. Gönüllülük birlikte yapılan bir iştir. Ve bütün sosyal topluluklarda olduğu gibi de disiplin gereklidir. Disiplinin olmadığı bütün sosyal topluluklarda karmaşa ve anarşi olur. Dostluklar bozulur. O yüzden gönüllü liderinin elindeki tek güç sevgidir. Çok sevmesi gerekir. Çok sevmesi, çok ilgi göstermesi gerekir. Onları çok iyi anlaması, çok iyi empati kurması gerekir. Örneğin öyle gönüllü kuruluşlar vardır ki, girilirken ant içilir; başkanın vereceği bütün görevleri tereddütsüz kabul edip yapacağım diye. Bu gönüllünün verdiği bir söz değildir, başkanın sorumluluğunun bir simgesidir. Çünkü başkan ona öyle görevler verecek ki, o gönüllü onu tereddütsüz yapacak. Gönüllü olmak için ortalamanın üstünde bir gelir seviyesinde mi olmak gerekiyor? Ortalamanın üstünde gelir seviyesinde olanlardan gönüllü olmaz.

Saide Itır Kurtoğlu: Manevi olarak bir doygunluk mu gerekiyor o zaman?

İnal Aydınoğlu: Evet. Yani ben gerek sosyal yaşamım gerek iş yaşamım nedeniyle çok varlıklı insanlar arasında yaşadım. Tabiî ki içlerinde çok büyük hayırseverler, çok saygın gönüllüler vardı. Çok önemli ve güzel insanlar vardı. Hatta bir gün dayanamadım bir arkadaşıma telefon açtım, dedim ki: ‘’ Allah zenginin de iyi insan olabileceğinin simgesi olarak seni göndermiş bu dünyaya.’’ Gönüllü olabilmek için paraya, pula, hiçbir şeye ihtiyaç yok. Hatta para pul bu işlere engeldir. Gönüllü olabilmek için tek sermaye sevgidir. Çünkü sevginin girdiği yerde problem kalmaz. Sevginin girdiği yerde sorun olmaz. Sevginin olduğu yerde hayır olur, hizmet olur. O yüzden gönüllünün tek sermayesi sevgidir. Ama koşulsuz sevgi. Tam da bu zamanın konusu.

Saide Itır Kurtoğlu: Dünyamız zor dönemden geçiyor. Sadece bizim ülkemiz değil, bütün dünya bir kaosun eşiğinde. Dünya ortamı bu haldeyken gönüllülük bilincini nasıl aşılamalıyız? Ailelere, kurumlara, devletlere ne gibi görevler düşüyor?

İnal Aydınoğlu: Benim dört çocuğum Amerika’da okudu. Çok Amerika’ya gittim geldim. Her gidişimde de oradaki üniversiteleri inceledim. Amerika’daki bütün üniversitelerde devlet dışı kuruluşlar için gönüllü derneği yönetmek üzere, vakıfları, dernekleri yönetmek üzere kurulan lisans ve yüksek lisans programları var. Artı Amerika kapitalizmin en yoğun yaşandığı, vahşi kapitalizmin olduğu bir yer. Orada insanlığın kurtuluşu için düşündükleri tek şey gönüllülük. O yüzden insanlığın tek kurtuluş yolu gönüllülükte. Bu sabah gençlerle beraberdim. 200’ü aşkın genç vardı Kağıthane evlendirme dairesinde. Onlara da söyledim. ‘’ Arkadaşlar siz ne kadar güzel insanlarsınız. Yani 3-5 kuruşa hayatınızı ziyan etmeyin. Siz kendi ruhunuzdaki yüce değerlerin ışığı altında yaşayın’’ dedim.

Birçok şirket, farklı alanlarda hizmet veren sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte veya kurum içi projeler üretip uyguluyor. Kurumların sosyal sorumluluk projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir kere şirketler insan değil. Şirketler kurum. Ve o kurumları yönetenler de insanlık niteliklerini ortaya koyamazlar. O kurumun, ortakların yararına çalışmaları ortaya koyabilirler. O yüzden onların yaptıkları her proje çok yücedir, kutsaldır, çok yararlıdır. Ama onların yaptıkları projelerde kurum prestiji, kurum yararı vardır. Ha evet, elbette bundan yararlanan insanlar da vardır, toplum da vardır fakat kurumların yaptıkları sosyal sorumluluk projelerine gönüllülük denemez. Onlar sosyal sorumluluk projesidir, ticaretin bir parçasıdır. Gönüllülük ise insanın insan olduğunun bilincinde olması demek. Kendi emeğinden, çabasından, kendi ruhundaki zenginliklerden başka insanlara verebilmesi demektir gönüllülük. Yardım da, yardımlaşma da, dayanışma da, sosyal sorumluluk da… Bunların hepsi çok üst düzey kavramlar. Ama insan hizmet yapar. Hizmet sevginin hizmete dönüşmesidir. Bir Türk atasözü vardır. ‘’ gönlün sevgisi, elin vergisidir’’ der. Gönlündeki sevgiyi, elinle veremiyorsan, at o sevgiyi gitsin.

Saide Itır Kurtoğlu: Bütün bu anlattıklarınızdan hareketle gönüllüğün bireysel bir faaliyet olduğu sonucunu mu çıkarmalıyız? Kurumlarda gönüllülük çalışmaları olamaz mı?

İnal Aydınoğlu: Gönüllülük çalışmaları kurumlarda da olur tabii… Ama o kurumlara giden insanın kendi içindeki sevgiyi, şefkati, vicdanı ortaya koyması ve onun itmesiyle oralara gitmesi gerekir. Yani şu anda çok çeşitli derneklerde, çok çeşitli gönüllü kuruluşlarda çalışan insanlar var. Kimisi egosu için, kimi kendi şöhreti için, kimisi ağalık yapmak için, kimisi kendi gücünü ortaya koymak için çalışıyor. Onların hepsi de insana bir hizmet ulaştırıyor. Ama gerçek gönüllülük insanın kendi ruhsal değerlerini harekete geçirerek yaptığı iştir. Gönüllülük yapabilmek için o ruhsal değerlerini seferber etmiş olan insanların bir araya gelmesi çok önemlidir. Birbirlerini motive ederler, birbirlerine ışık olurlar, birbirlerini güçlendirirler, birlikte proje yaparlar, yol arkadaşlığı yaparlar, gönül arkadaşlığı yaparlar… ve çok başarılı olurlar. Peki çocuklara gönüllü olmayı nasıl öğretebilir bir aile? İşin özü orada başlıyor değil mi? Çocuklara gönüllülük öğretilmez. Onlar doğuştan gönüllü zaten. Ama elbette çocukların örnek model görmeleri lazım. Gönüllülüğü evlerinde görmeleri, yaşamaları ve onun içinde yetişmeleri gerekli. Oysa ki şimdi anneler çocuklarını yetiştirirken, “aman malını kaptırma, beslenme çantandan kimseye yiyecek verme” diyerek gönderiyorlar. Evlenirken, “aman evladım mantık evliliği yap. Aldığın zengin olsun, kariyeri olsun, geçimi iyi olsun” diyorlar. Geçen gün çok varlıklı bir arkadaşıma gittim. Torunu heveslenmiş, güzel sanatlar lisesinde okuyor ve bu sene liseyi bitirecek. “Ne yapacaksın?” diye sordum. “Endüstriyel tasarım veya mimarlık okuyacağım” dedi. “Peki o alana eğilimin var mı?” dedim. “Hayır; ben resim, heykel seviyorum ama dedem para endüstriyel tasarımda ya da mimarlıkta var dedi” diye cevap verdi. Bu hikayelerden ülkemizde çok var. Çookk! Benim eşim de o hikayeyle mimar olmuştur. Ben iyiliğin bulaşıcı bir şey olduğunu düşünüyorum. Gönüllü olmak sizin hayatınıza nasıl yansıdı? Gönüllülük gerçek anlamda sizin buyurduğunuz gibi bir etkileşim işidir. Yani gönüllüler birbirine çok şey katarlar. Ama gönüllülükten elde edilen bu zevk ve sevinç insanın kendi hayatını güzelleştirir ve hayatı güzelleşen insanlar bir arada o kadar güzel çalışırlar ki! Benim öyle değerli arkadaşlarım var; 10 dakika oturduğumuz zaman 3 proje ürettiğimiz, bir araya geldiğimizde hizmetten başka bir şey konuşmadığımız bir sürü arkadaşım var. İşte bunlarla biz birbirimizi eğitiyoruz. Birbirimize yol açmaya çalışıyoruz. Ama bir şey var ki, insanın kendi başına yaşadığı… Ben sevgi liderliği diye bir kitap yazdım. Onun önsözünde, bu gönüllülük beni ne kadar mutlu etti, onları yazayım dedim, 4 buçuk sayfa yazmışım. Açtım okudum ve “aman ben bunu yayınlamayayım nazar değer” dedim. Sonra eşime okuttum. Baktı ve “yaz” dedi. “Gönüllülük bir insanı ne güzel yapıyor, herkes okusun” dedi. Ben güzel bir insanım demiyorum ama gönüllülükle kendi dünyasında güzel yaşayan bir insanım. Kendini her an çok iyi hisseden bir insanım. İyi hissetmek çok önemli! Her kapının arkasında ne problemler, ne dertler var. Her insanın kendine göre ne dertleri var… Ama kendinizi iyi hissederseniz o problemlerin hepsinin rahat atlatırsınız.

Saide Itır Kurtoğlu: Son olarak, lüks sizin için nedir?

İnal Aydınoğlu: En büyük lüks insanın ruhsal zenginliğidir. O dışarıdaki zenginlik ne ki? Şu beden öldüğünüz anda mezara giriyor, 20 saniye geçmeden bütün kurtlar üşüşüyor yemeye. Gerçek zenginlik bizim özümüzde, ruhumuzda oluşan zenginliktir. Yani biz hem bu dünyaya hizmet etmeye hem de kendi öz varlığımız olan ruhumuzun erginliği ve olgunluğu için hizmet etmeye mecburuz.