Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Okan GöçerAnne babaların konuşmaları bitince, Gezi gazilerine bakıyorum. En gençlerden biri var aramızda, Okan Göçer. Okan’ı en son hastanede yatarken uzaktan görmüştüm, ilk kez konuşacağım, ah ne diyeceğimi de bir bilsem?

Gülsüm annenin yanında oturan Okan, o konuşmaya başladıktan bir süre sonra yanından kalıyor. Gözlerimle Okan’ı arıyorum, masanın uzağında duruyor, balkondan kararan gökyüzüne bakıyor. “Hadi gel, konuşalım” diyorum, sanki çekinerek, saydam bir ışığın içinden çıkmış gibi gelip karşıma oturuyor, onlarca ameliyat geçirirken bir yandan da davasıyla uğraşan Okan Göçer.

MİA: Bana kendi Gezi hikayeni anlatır mısın Okan?

OKAN GÖÇER:

Gezi’nin dördüncü yılı bugün. Dört yıl önceki yüreğimdeki ateşin eksilmediğini aksine daha da çok yükseldiğini söyleyebilirim. Kendimi nasıl tarif etsem bilmiyorum, içimde öyle bir volkan var ki... O volkan patlasa belki iyilik, güzellik ve adalet dışında herşeyi ve herkesi yok edecek cinsten. Ben kendi sürecimi, kendi davalarımı geçtim, Gezi ailelerinin, Gezi şehitlerinin anneleri babalarını, kardeşlerini düşündüğüm zaman, ruhum bedenimden çıkıyor. O vakit ben, ben olmuyorum yani. Ailelerden bir tanesi... Hepsi benim için müthiş değerli, ama ah bir tanesi...Gülsüm Elvan! Konuştuğu vakit, ben onun yanından kalkmak zorunda kaldım. Çünkü gerçekten artık acıları vücutlarımız kaldırmıyor.

Biz ölümden korkan insanlar değiliz. Biz adalet ve eşitlik için, yaşamak için, gerçekten güzel bir dünyada yaşamak için tereddüt etmeden ölüme gidebilecek insanlarız. Biz gerçekten yaşamayı çok seven insanlarız. Bizim bu hayatı güzel yaşama umudumuzu kırmak için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Ama biz buna inat, içimizde sevgiyi, adaleti ve özellikle insanlığımızı kaybetmeden yaşamaya devam ediyoruz.

MİA: Okan sen nerede, hangi gün yaralanmıştın?

OKAN GÖÇER: Ben İngiliz Konsolosluğu’nun önünde 1 Haziran günü yaralandım. On metre ya vardı ya yoktu. Barikatta arkamızda binlerce kişi vardı, ben bağırıyordum: “Dikkat edin nişan alıyor, dikkat edin nişan alıyor!” Meğer o nişan aldığı benmişim veya bana denk geldi. Düştüm. Gezi sürecinde ve Gezi sürecinin dışında, devlete ve devletin işlediği suçlara karşı insanların davaları hala ve hala ilerlemiyor. Sağa sola dışarıya bakmaya hiç gerek duymadan kendi davamdan bahsedeyim; tazminat davasında hakim davanın düştüğüne, Okan Göçer’in gaz kapsülü ile vurulduğuna dair delil olmadığından dolayı, davanın reddine, 15 bin küsuratlı dava masrafını da benim ödememe karar verdi. Şimdi ben bu dava hakiminin kararı sonucunda düşünüyorum, demek ki ben bu ülkenin bir vatandaşı değilim. Çünkü bu ülkenin bir vatandaşı hastaneye düşüyor, yoğun bakım süreci geçiyor, ölüm tehlikesi yaşıyor. Ve bunun sebebi, polisin bana attığı gaz kapsülü değil, öyle diyor hakim davayı reddederken. Peki ben bu ülkenin vatandaşı isem, senin bunu araştırman gerekmiyor mu? Neden böyle oldu, niçin bunları yaşadım, araştırılmıyor. Ben hala yaşam mücadelesine devam ediyorum, bendeki yaşam sevincini başkalarına da yayarak yaşıyorum. Çünkü, Gezi’de yaralananlar ve ölenler, aileleri dahi hepimizin sorumluluğu, görevi büyük. Biz bu görevi ölene kadar yerine getireceğiz.

VolkanVOLKAN KEŞANBİLİCİ: “MÜCADELEMİZ, ACILARI AYRIŞTIRAN İNSANLARLA...”

Son olarak, Gezi Şehit ve Gazileri Platformu’nun kurulmasında çok emeği geçen, bir gözünü Gezi’de bırakan Volkan Keşanbilici ile konuşuyoruz. Gezi ailelerine sürekli “Annelerim, babalarım..” diye hitap eden Volkan’la...

MİA: Bana hem kendi Gezi hikayeni hem de Gezi Şehit ve Gazileri Platformu’nun gelişimini anlatır mısın?

VOLKAN KEŞANBİLİCİ:

Ben de Gezi direnişinde 31 Mayıs günü, bugün, gözünü kaybeden insanlardan bir tanesiyim. Biliyorsun gözünü kaybedip de ortaya çıkan, durumunu kamuoyu ile paylaşan 31 tane arkadaşımız var, onlardan biriyim işte. Kaldı ki, biz biraz kamuoyunun önüne çıktık, hani gözünü kaybeden bu kadar insanız ama bizden çok daha ağır yaralı arkadaşlarımız var; Okan Göçer gibi, Hakan Barış Yaman gibi, Mustafa Ali Tombul gibi... Tıpkı bizim gibi onlar da bir milimle veya bir saniyeyle hayatta kaldılar. Bizlerin de akıbeti Gezi’de kaybettiğimiz arkadaşlarımız gibi olabilirdi. Oturup da şanslı veya şanssız olduğumuzu tartışacak, düşünecek değiliz elbet. Biz ne yapıyoruz? Diyoruz ya “hepimiz oradaydık” işte onların anılarını yaşatmak için mücadele ediyoruz. Onların daha da üstünde, daha ötesinde bu ülkenin gördüğü en büyük direniş var, Gezi Direnişi. Onlara layık bir biçimde o direnişin hatırasını yaşatmaya çabalıyoruz. Onun için birlikteyiz. Bütün acılarımıza, sıkıntılarımıza rağmen, yaralılar ve aileler bir araya gelerek üç yıl önce “Gezi Şehit ve Gazileri Platformu”nu kurduk. Kamuoyunda bizi takip edenler bilirler, OHAL gelince bir çok şey gibi, bizi de engellemiş oldu. Belki de kurulmuş olsak çok büyük ihtimalle dernek kapatılmış olacaktı, belki değil, kesin. Bu hükümet, bu iktidar her gün Gezi’den bahsederken tabii ki derneği kapatacaktı. Ama hiç önemli değil derneği kuramamamız, kursaydık belki kapatılacak olması... Bu durum bizi mücadelemizden geri çevirmez.

Bu mücadeleyi başka bir yere taşımaya da çalışıyoruz. Bizden önce de yaşanan acılar vardı, keza bizden sonra da yaşanan acılar var. Dernekleşirken de bu çerçevede düşünüyoruz, öyle acılar oldu ki o acılarsa bizim kardeşlerimiz vardı zaten. Suruç’taki arkadaşların hepsi Gezici arkadaşlardı, bizim canlarımız ciğerlerimizdi. Biz Ankara patlamasında Ankara’daydık zaten, orada kaybettiklerimiz bizim insanlarımızdı. Asıl hedefimiz, acıları ayrıştıran insanlarla mücadele etmek olduğu için... Cumartesi Anneleri, Roboski Aileleri, Barış Anneleri, Soma, Suruç ve Ankara Aileleri... Bu katliamlara maruz kalmış, katliamların mağduru olmuş insanlarla birlikte mücadeleyi ortaklaştırmaya çalışıyoruz.

Gezi AileleriMİA: En son Nuriye Gülmen ve Semih Özakça hocalar için de destek verdi Platform.

VOLKAN KEŞANBİLİCİ: Bazen anlaşılmıyor, bazen de speküle edilebiliyor bu destekler, işte bunlarla ne alakaları var, ötekilerle ne alakaları var diye. Çok basit: Biz acı yaşayan insanlarız, dolayısıyla herkesin kendisine örnek aldığı, idol gördüğü insanlar vardır, biz de kendimize bir başkasının suratında patlayan tokatı kendi suratında hisseden insanları örnek aldık, onların devamıyız. Bu yüzden, Kemal Kurkut da bizim için aynı şey, Nuriye ve Semih’in şu anda yaşadığı can pazarı da aynı şey. Bizim bunlara tepkisiz, kayıtsız kalmamız düşünülemez zaten. Biz Soma’da da vardık, Aladağ için de tepki verdik. Tabii ki bu ve benzeri olayların hepsine ses çıkaracağız, tepki göstereceğiz acılar bitsin diye. O Gezi’de yaratttığımız dayanışmanın, birlikteliğin bütün ülkeye halim olması için elimizden geleni yapacağız. Direnişi ve mücadeleyi ortaklaştıracağız.

“Hepinize, özellikle de bugün konuştuğumuz için teşekkür ederim..” diyorum yanlarından ayrılırken. “Hep konuşalım ki, hiç unutulmasın” diyor Gülsüm Elvan sarıldığımız zaman...

Kafamda Turgut Uyar’ın dizeleriyle bitiriyorum geceyi:

"Hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmayın
insan nasıl direnir başka
hiç unutma..."

#MehmetAyvalıtaş #AbdullahCömert #EthemSarısülük #AliİsmailKorkmaz #AhmetAtakan #MedeniYıldırım #HasanFeritGedik #BerkinElvan #ElifÇermik #Mehmetİstif

Twitter: @GeziSehitveGazi