Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Türkiye Engelliler İçin Gerçek Bir Cehennem!

2016-10-02 02:27:43

Tatili, değişik kentleri, ülkeleri gezip görmeyi kim sevmez? Herkesin gönlünde şöyle parmağını gelişigüzel biçimde haritaya koyup, denk gelen kente ve ülkeye özgürce gidebilme hayali vardır kuşkusuz. Ama ya engelliyseniz? Ya aile fertlerinizden biri bedensel bir engele sahipse? Türkiye’de bedensel engelli ya da bedensel engelli yakınıysanız gönlünüzce tatil yapabilmek neredeyse imkânsız sayılacak bir lüks haline geliyor. TÜİK’in yayınladığı 2011 verilerine göre ülkemizde 4 milyon 882 bin 841 kişinin en az bir bedensel engeli bulunuyor. Engelli nüfus, gerekli alt yapı sağlanmadığı için en temel haklarının büyük bir çoğunluğunu kullanamıyor. 
Sokaklarımız, caddelerimiz, konutlarımız, kamu kuruluşlarımız, turistik tesislerimiz engelliler düşünülerek tasarlanmadığı için milyonlarca engelli kelimenin tam anlamıyla evlerinde hapis hayatı yaşıyorlar. Bu da zaten bedensel engellerin getirdiği zorluklarla mücadele eden insanların, beraberinde sosyal hayata karışamama, temel insan haklarından yoksun bırakılma gibi ek sorunlar yaşamalarına neden oluyor.
Oysa dünyada durum böyle değil. Avrupa ve Amerika’da devlet engellileri gözeten, destekleyen, sosyal hayata karışmalarını teşvik eden bir anlayışa sahip… Her yıl milyonlarca Avrupalı engelli, devletin sağladığı destekle dünyayı geziyor.
Evren Yaylım, engelsiz turizme odaklanmış bir turizmci. Her yıl çok sayıda Avrupalı engellinin Türkiye’ye gelerek gönüllerince gezebilmelerine imkân sağlıyor. 
Bir cennet olarak övündüğümüz Türkiye’nin engelliler açısından gerçek bir cehenneme dönüşebildiğini çarpıcı örneklerle anlatan Evren Yaylım, bütün enerjisini Türkiye’de kentlerin, tesislerin daha engelli dostu bir kimlik kazanabilmesi için harcıyor. 
Acıbadem’deki sevimli ofislerinde konuştuğumuz Evren Yaylım’ın anlattıklarından hareketle yaşadığımız kentlere, kurum ve kuruluşlara, tesislere “engelli gözüyle” bakarsak, dehşete kapılmamak mümkün değil.
Dikkatli okumalar…
Röportaj: Sinan Dirlik
Fotoğraflar: Doğuş Kozal

Sinan: Daha önce duymadığım bir iş yapıyorsunuz: Engelli turizmi. 
Evren Yaylım: Evet, ağırlıklı olarak AB ülkelerinden olmak üzere tüm dünyadan engelli turist getiriyoruz. 
Sinan: Sadece in coming mi? out going nasıl?
Evren Yaylım: In coming tuzim yapıyoruz. AB üyesi 23 ülkede, engellilerin tatil paralarını hükümetler karşılıyor. Devlet belirli bir bütçe veriyor, engelliler bu parayla dilerlerse plazma televizyonlarını yeniliyor, dilerlerse tatile gidiyorlar, bu tamamen onlara kalmış. Ama sonuçta sigorta şirketleri aracılığıyla her engelli bu parayı hak ediyor ve kullanıyor. 
Sinan: Bu, sistemin engellilere sağladığı ve engellilerin diledikleri gibi kullanabildikleri bir sosyal hak?
Evren Yaylım: Evet diledikleri gibi kullanabilirler ama genellikle tatil için kullanıyorlar. Sanıldığının aksine Avrupa’da yaşayan engellilerin satın alma gücü oldukça yüksek. Bu yüzden engelliler ve 65 yaş üstü yaşlıların %70’i her yıl dünyanın her yerine seyahat ediyorlar. Buna hareket zorluğu çekenler ve hamile kadınları da eklersek çok ciddi bir kitle var ortada.
Sinan: Daha çok ne tür engelliler?
Evren Yaylım: Engelli dediğimizde genelde aklımıza hep tekerlekli sandalyeliler geliyor. Ama dünyada en çok seyahat edenler işitme engelliler. Çünkü onların seyahatlerini engelleyecek çok fazla şey yok. Karşılarında tek istedikleri şey işaret dili bilen insanlar. Nerede olursa olsun, otellerde, restoranlarda ya da enformasyon bürolarında. İşitme engellilerin çok büyük sıkıntıları olmadığı için, genelde en çok onlar seyahat ediyorlar. Bunun yanında görme engellilerin ciddi seyahati var. Tekerlekli sandalyedeki turistler bu işin en zor kısmı. Çünkü hareket kabiliyetleri oldukça kısıtlı… Her ne kadar yanlarında refakatçi olsa da, refakatçilerin bile onların kolaylık sağlayamayacağı durumlar olabiliyor. Dolayısıyla en zor kesim tekerlekli sandalye misafirleri.
Sinan: Görme engellinin seyahatini canlandırmakta zorluk çekiyorum. Nasıl oluyor, nasıl bir sistem.
Evren Yaylım: Bir konaklama tesisinin engellilere uygun olabilmesi için 106 ayrı kriterin sağlanmış olması gerekiyor.  Bu kriterler sadece tekerlekli sandalyeliler ya da işitme engelliler için değil. Aynı zamanda öğrenme bozukluğu olanlar, hareket zorluğu çekenler ve hamileler dahil olmak üzere tüm kısıtlılıklara yönelik çözümleri kapsıyor. Bunların hepsini topladığınız zaman ortaya 106 tane kriter çıkıyor. Görme engelliler için özel olarak tasarlanmış oteller var. Bunlardan bir tanesi Türkiye’de, Antalya’da! Türkiye’ye gelen turistlerin de %85’ine yakını Antalya’da bu otele gidiyorlar. Bu otelin 400 odası bulunuyor ve 100 odası tamamen engellilere uygun biçimde tasarlanmış durumda. 
Sinan: Sıradan bir otele göre ne tür farklılıklar var?
Evren Yaylım: Engel seviyelerine göre sınıflandıralım isterseniz. Tekerlekli sandalyedeki müşteri için yatakların yüksekliği, klozetlerin, lavaboların yüksekliği, aynaların eğimi, tutunma barlarının yüksekliği çok önemli kriterler. Bunun yanı sıra yatakların yanında yeterli hareket alanlarının olması, girecekleri odanın kapılarının dışarıya doğru açılması ki çok önemlidir, yangın ya da deprem durumlarında kapıyı iterek dışarı atabilsinler kendilerini. 
Sinan: Görme engelliler?
Evren Yaylım: Görme engellilerin sarı renge karşı bir duyarlılığı bulunuyor. Onlar bizdeki gibi renk olarak algılamıyorlar fakat karanlık dünyalarında sarı renk bir biçimde farklı bir durum olarak hissediliyor. 
Sinan: Sıfır görme düzeyindeki insan bile sarı rengi algılayabiliyor mu?
Evren Yaylım: Evet, sarı renge karşı bir farklılık hissediyor. Bu yüzden otellerde, havaalanlarında ya da bilinçli insanlar tarafından yapılan tesislerin hepsinde zeminlerde sarı renk kullanılır. Hareket alanındaki bordürler sarıdır. Dikkat ettiyseniz kaldırımlarda da görebilirsiniz bunu. Sarı renk kullanılır. Basamaklar üzerinde de sarı şeritlere rastlayabilirsiniz. 
Sinan: Kaldırımlardaki sarı renklerin nedenini hiç düşünmemiştim. Engelli odaklı düşünmediğimiz ve özel olarak bilgilendirilmediğimiz için farkına bile varmıyoruz. Aslında hepimizin bunu biliyor olması gerekir. Peki sarı zemin kullanılıyor. Başka?
Evren Yaylım: Basamaklarda, en azından basamak sınırlarını belirleyen yerlerde sarı şeritler kullanılıyor. Telefonların numaratörleri, bizim kullandığımız telefonlardan daha büyüktür. Çünkü dokunarak algılıyorlar ve o telefonların numaratörleri de sarıdır. Acil yardım butonları var görme engelliler için. Herhangi bir ihtiyaç durumunda direkt otel resepsiyonuna ulaşabilecekleri bir erken uyarı sistemleri de var. 
Sinan: Görme engelliler Türkiye’ye geldikleri zaman, gezdirdiğiniz yerleri nasıl anlatıyorsunuz, hissettiriyorsunuz onlara? Özel paketler mi var?
Evren Yaylım: Elbette! Aslına bakarsanız kişiye özel programlar uyguluyoruz. Çünkü gelecek olan engelli misafir gruplarının profilleri farklı farklı. Görme kaybı olanlar, tamamen görme engelli olanlar, yanlarındaki refakatçilerinin neyi ne kadar bildikleriyle alakalı olarak özel programlar uyguluyoruz. 
Sinan: Türkiye’deki Görme Engelli kuruluşlarıyla ilişkileniyor musunuz peki bu programlarda?
Evren Yaylım: Aslında Türkiye’de çok fazla görme engelli derneği ve federasyonu var ama genel olarak çok bilinçsizler. Küçük bir örnek vereyim. Geçen sene İtalya’dan yaşları 18 ile 24 arası değişen görme engelli bir grubumuz oldu. 6 Nokta Körler Vakfı’yla yapmış olduğumuz görüşmede biraz fikir almak istedik, Türkiye’deki görme engelliler için ne gibi sosyal aktiviteleri var. Bize önermiş oldukları şey otelde oturup tombala ya da satranç oynasınlar şeklindeydi. Halbuki İtalya’dan gelen grup kendi ülkelerinde snowboard, parasailing, yamaç paraşütü yapıyorlar. Kabartma resim ve heykel müzelerini geziyorlar, şarap tadımlarına gidiyorlar, ata biniyorlar, balıkçılık, okçuluk yapıyorlar. Oldukça sosyaller
Sinan: Sağlıklı bir insanın yapabileceği her türlü sosyal aktiviteyi yapabiliyorlar yani?
Evren Yaylım: Evet. Tek fark göremiyor olmaları. Ama bu hissedemedikleri anlamına gelmiyor. En hoşuma giden aktivitelerden biri de scuba diving. Geçen sene yurt dışındaki örneklerden almış olduğumuz tüyolar sayesinde biz de bu aktivitelerin bir kısmını gerçekleştirdik Türkiye’de.
Sinan: Dışarıda gezdirebilirsiniz, anlatabilirsiniz ama scubada nasıl yapıyorsunuz bunu?
Evren Yaylım: Eğitmenleri ve yanlarında refakatçileri var. Daha önce bu durumu deneyimlemiş oldukları için bizden çok daha fazla bilgili ve tedbirliler. Başlarına gelebilecek olan her hangi beklenmedik olay karşısında oldukça profesyoneller. Siz ben ve onlar ilk defa scuba diving yapacak olsak emin olun onlar çok daha başarılı olurlar. Hissiyatları gerçekten çok kuvvetli
Sinan: Çıktıktan sonra ne hissettiklerini aktarıyorlar size?
Evren Yaylım: Çok beğeniyorlar. Scuba her yerde scuba onlar için. Hissiyatları değişmiyor. Tek fark, listeye bir çentik atmaları! “Türkiye’de de yaptık” diyebilmek için… Dünyanın değişik yerlerinde yapıyorlar. Hatta Adrasan koyunda, paragliding bile yaptılar. Çok eğlenceliydi bizim için.
Sinan: Ne zamandır ilgileniyorsunuz bu gruplarla? 
Evren Yaylım: Avrupa engelliler turizm ağı diye kar amacı gütmeyen kuruluş var. Kısa adı ENAT. 2008 de kurulan bu vakfın 2009’dan beri üyesiyim. Daha önce de sağlık hizmeti sektöründe işletmecilik yapmıştım. Bodrum’da yaşıyordum, tamamen engellilere dönük bir turizme odaklanmaya karar verdim ve öyle başladım. 
Sinan: Neden özellikle engelliler?
Evren Yaylım: Sıkça soruluyor bu soru. Hatta ailenizde falan engelli olduğu için mi yöneldiniz diye soranlar var, kızıyorum böylelerine. Engellileri mutlu etmek, onlara eşit muamele göstermek için özel bir sebep olması mı gerekiyor? Sizinle nasıl oturup sohbet edebiliyorsam, onlarla da benzer ilişkiyi kurabilmeliyim. Sadece onların sosyal hayata karışmalarını zorlaştıran engelleri bir nebze olsun kaldırmak istedim. Bu arada kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olmadığımızı da belirtmeliyim. Bunu bir “iş” olarak yapıyorum. Tek fark, bunu engellileri mutlu eden bir iş olarak yapıyor olmam. 
Sinan: Bir boşluk yakaladınız ve bunun üzerine mi gittiniz? Bunu anlamak istedim aslında. Türkiye’de dezavantajlı gruplara dönük hizmet alanında çok ciddi bir boşluk var çünkü.
Evren Yaylım: Evet ama Türkiye’nin dışında çok büyük bir Pazar var. Dünyada 600 milyondan fazla engelli var. Avrupa’da 50 milyonun üzerine çıktı. 65 yaş üstü insanları, hareket zorluğu çeken insanları ve hamile kadınları da dahil ettiğinizde 150 milyona yakın insandan söz ediyoruz.  
Sinan: Hamile kadınları da engelli statüsünde mi ele alıyorsunuz?
Evren Yaylım: Dünyada, literatürde hamile kadınlar “kısa süreli engelli” olarak nitelendiriliyor. Gerçekten de öyledirler. Sizin oturduğunuz klozete rahatça oturamazlar. Koltuğa rahat oturamazlar. Yüksekliği sizin için ayarlanmış olan standart yatağa bile rahatça uzanamazlar. Özellikle hamileliliğin 2. Döneminde engelli olarak nitelendiriliyorlar bu yüzden. Hamileleri de eklediğinizde 150 milyon dezavantajlı Avrupalının %70’inin her yıl seyahat ettiğini hesaba katarsanız çok büyük bir pazardan söz ediyoruz. 
Sinan: Türkiye’de neden dezavantajlı grupların böyle bir mobilitesi yok? 
Evren Yaylım: Türkiye bu sektördeki, engelli ve yaşlı turizmindeki açığı henüz fark edemedi. Bununla birlikte bakanlık mevzuatlarına göre 80 oda ve üzeri oda bulunduran otellerin her biri %1’i kadar engelli odası yapmak durumundalar.
Sinan: Şunu anlamak istiyorum. Türkiye’de arz mı yok talep mi yok?
Evren Yaylım: Arz edemiyorsunuz ki talep olsun. Sadece İngiltere 135 milyon pound harcıyor engelli turizmi için. Avrupa’nın harcamış olduğu miktar ise 85 milyar Euro. Bu bütçenin büyük kısmını başta İspanya olmak üzere yine Avrupa birliği üyesi ülkeler alıyor. Biz coğrafi olarak da, alt yapı olarak da, engelli ve yaşlı turizmine uygun bir ülke değiliz.
Sinan: Fiziki alt yapı olarak mı?
Evren Yaylım: Evet! Aynı zamanda özel yatırımcılar da, “nasıl olsa odalarımı satabiliyorum, Türkiye bir turizm cenneti” deyip, engellilere uygun bir şey yapmak istemiyorlar. Çünkü aynı parayı kazanabilecekleri bir durumda, zor olandansa kolay olanı tercih ediyorlar. En çok görülmek istenen şehrin başında İstanbul geliyor. Bütün dünyada çok enteresan bir şehir zaten İstanbul… Tek söyledikleri şey, “İstanbul muhteşem bir yer, keşke Türkiye’de olmasaydı” diye.. İstanbul’da engelli turizmini yapmak, Türkiye’ye engelli turist getirmek gerçekten çok zor… Çünkü toplu taşıma araçlarımız bile uygun değil. Hatta her seferinde şu örneği veririm: Atatürk havalimanına tekerlekli sandalyesiyle inmiş olan birisi tek başına asla Taksime ulaşamaz.
Sinan: Cehenneme düşmüş gibi oluyor herhalde?
Evren Yaylım: Evet! Teorik olarak engellilere uygun toplu taşıma araçları var, metrolar var. Ama bunun için halkın da biraz bilinçli olması lazım. Örneğin, engellilere uygun biçimde tasarlanmış, rampası olan bir otobüsün kaldırıma uygun bir şekilde yanaşıyor olması lazım. Ama bundan önce insanların kaldırımda bekliyor olması lazım, otobüs yolunda değil. Böylece otobüs yanaşabilecek, otobüs durağında bekleyen tekerlekli sandalyedeki yolcu kendisi için ayrılmış olan yere binebilecek ki bu mümkün değil! Teoride var ama pratikte asla uygulanabilecek bir durum değil. Biz bu durumu, taşeron firmalarla, kendi araçlarımızla, engellilere uygun transfer araçlarıyla çözüyoruz. Bu sebepten Türkiye’ye gelmek isteyen her engelli turist grubu, transferleri için de bizi arıyor.
Sinan: Bir kıyaslama yapabiliyorsunuzdur mutlaka, yurt dışından gelen dezavantajlı gruplarla Türkiye’dekilerin yaşam kalitesi ve hayata bakışını… Ne görüyorsunuz?
Evren Yaylım: İstanbul’da yaşayıp da yaşı 44 olan ve daha boğazı görmemiş olan engelli insanları tanıyorum ben. 
Sinan: Engelsizleri de tanıyorum ben :)
Evren Yaylım: Sanılanın aksine sosyo ekonomik durumları oldukça iyi. Fakir değiller. Sadece yaşamış oldukları ülkede bir alt yapı göremedikleri için, yurt dışında gitmeyi düşünebilecekleri yerlerde neler olduğunun farkında değiller. Halbuki bugün Barcelona’ya indiğinizde şehir olduğu gibi erişilebilir, engelsiz. Tüm toplu taşıma araçları, taksiler, metrolar, tramvaylar.. Anayasalarında bu maddeleştirilmiş olduğu için herkesin eşit muamele görme hakkı var. Türkiye de Birleşmiş Milletler bünyesinde 2007 yılında buna imza attı, engellilere eşit muamele sağlayacağına dair. Hatta 2008’de Resmi Gazete’de de yayınlandı. Ama 2008 yılından beri Türkiye’de engellilere yönelik herhangi bir alt yapı çalışması yok. 
Sinan: Meselemiz mevzuat değil ki? Mental dönüşüme ihtiyacımız yok mu her şeyden önce?
Evren Yaylım: Elbette mental bir dönüşmeye ihtiyacımız var. Ama bu biraz da devletin teşvik etmesiyle olacak diye düşünüyorum. Diyanet’e senelik 6 milyar TL bütçe veriyor devlet.
Sinan: Onu karıştırma, başka öncelikleri var şu an.
Evren Yaylım: Evet ama daha çok eğitilmiş bir topluma ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. İnsanların kolayına geliyor. Okumadan fikir sahibi olamıyorsunuz ama okumadan inanç sahibi olabiliyorsunuz Türkiye’de. Bu tamamen insanların yeni bir şey öğrenmeye açık olmamasından kaynaklanıyor.
Sinan: Dezavatajlı gruplarla çalışan sivil toplum kuruluşlarının bu yönde devleti, toplumu zorlaması mümkün değil mi? Yoksa onların da mı başka öncelikleri var?
Evren Yaylım: Hepsi tamamen faydasız! Hazineden geçinen dernekler olarak bakıyoruz hepsine!
Sinan: O dernekler mi faydasız?
Evren Yaylım: Evet, sivil toplum kuruluşları ve dernekler, hepsi faydasız.
Sinan: Çok iddialı bir şey söylediniz. Tartışma yaratacak bir iddia bu?
Evren Yaylım: Evet, tartışma yaratacak bir şey söylüyorum. Çünkü bahsetmiş olduğumuz dernekler bile zaman zaman bizim gibi kar amacı güden bir şirketten fikir alıyorlar. Biz kendi engellilerimizi ne yapabiliriz, nasıl onları daha mutlu edebiliriz, siz bu konuda bize yardımcı olabilir misiniz diye.
Sinan: Kendi uluslararası networkleri yok mu? Oradan bilgi akışı sağlayamıyorlar mı?
Evren Yaylım: Var ama aralarında ciddi bir kopukluk var. Bir de teorik olarak biliyorlar tabii, bilgi alışverişi yapmak çok kolay Avrupa’daki her hangi bir şehirde. Ama burada uygulanabilirliğinin ne olduğunu bilmek çok önemli. Tabiî ki bir tekerlekli sandalyedeki misafiri paraşütle atlatmak onların da aklına geliyor. Ama bunu nerede, nasıl, hangi ekiple yapabilecekleri hakkında hiçbir fikirleri yok
Sinan: Paraşüte gelinceye kadar? O çok ekstrem bir şey sonuçta…
Evren Yaylım: Örnek veriyorum!
Sinan: Mesela bu alanda farkındalık yaratmak hepimizin ortak sorumluluğu. Sizinle ilgilenmemizin ve röportaj talebimizin sebebi de bu. O tür ekstrem sporlara gelinceye kadar dezavantajlı bir insanın sokakta yürüyebilmesinin, evinden çıkmasının imkanı yok. Ailelerin çok önemli bir kısmı da  dezavantajlı çocuklarını gizliyorlar. Engelsiz bir insan, engelli bir yakınıyla beraber görünmekten bile rahatsız oluyor. Bunları aşmak için sivil toplum kuruluşlarının böyle bir öncelikleri yok mu diyorsunuz?
Evren Yaylım: Öncelikleri yok demiyorum, bilgileri yok sadece. Altını çiziyorum: Sadece hazineden geçinen kurumlar bunlar. Kayda değer yaptıkları hiçbir şey yok. Belki de yapılması gereken şey, bunları bir araya getirip, tek bir federasyon haline getirmek, ciddi olarak planlamak ve bütçelendirmek gerekiyor. Büyükşehir Belediyeleri aracılığıyla günlük hayatta kullanılabilir alanların sayısını artırmak gerekiyor. Başka bir çıkış yolu göremiyorum. Yoksa herkes sadece konuşuyor!
Sinan: İnsan odaklı şehirlere sahip değiliz zaten. Kamuyu zorlayacak bir şeylerin yapılması lazım.
Evren Yaylım: Bu ancak sivil toplum örgütlerinin ve engelli derneklerinin hükümete yapacağı baskıyla olabilir. Başka bir seçenek yok. Özel girişimcilerin gidip de belediyelerle, turizm bakanlığıyla, aile ve sosyal politikalar bakanlığıyla görüşüp bunları talep etmeleriyle falan olacak şey değil. Kaldı ki bize destek değil köstek oluyorlar sadece. Örnek vermek gerekirse; biz her seferinde daha fazla engelli taşıyabilmek adına gerek havaalanı transferlerinde, gerek sosyal sorumluluk olarak engelli çocukları, omurilik felçlilerini, hareket kabiliyeti olmayan insanları sosyal aktivitelere katmak üzere bir araç yapmayı talep ettik. Şimdi maddesini tam hatırlamıyorum ama Karayolları Yönetmeliğinin 2008’e bilmem kaçıncı maddesi gereğince her tekerlekli sandalye kullanıcısı 250 kg olarak hesap ediliyor. Uzun şase minibüsler dediğimiz minibüslere en fazla 4 tane tekerlekli sandalye almamıza izin veriliyor istiap haddinden dolayı. Bir otobüs yapma şansımız ise hiç yok. Büyükşehir belediyesine bunu birkaç kere teklif ettik. Bırakın, Türkiye’yi gezecek olan her engelli misafiri biz kendi çabalarımızla, kendi bütçemizle yapacağımız otobüslerle alıp taşıyalım. Ya da siz yapın bu otobüsü biz işletelim, HAVAŞ gibi HAVATAŞ gibi. Taşıyacağımız her müşteri için 8 lira değil 18 lira verelim. Yeter ki erişilebilirliği arttıralım. Bunun yanı sıra hafta sonu da ihtiyacı olan insanları bir yerden alıp bir yere götürelim ya da sosyal sorumluluk doğrultusunda etkinlikler düzenleyelim. Pikniğe, tiyatroya, sinemaya götürelim… Kabul etmediler! Ama buna karşın İETT Genel Müdürlüğü’nün Bedensel Engelliler Dayanışma Derneğine bağışlamış olduğu, bir seferde 25 tekerlekli sandalye taşıyan bir otobüs var. Onların trafikte gezmeleri serbest! Biz aynı şeyi talep ettiğimizde, üstelik kendi bütçemizle yapmak istediğimizde, karşımıza Karayolları’nın 2008’e bilmem kaçıncı maddesi geliyor. Böyle bir aracı yaptığımızda koltuk sigortası, hatta trafik sigortasını bile yaptıramayacağımızı öğrendik. Dolayısıyla toplu taşıma işinden vazgeçmiş durumdayız. Ta ki yönetmelik değişinceye kadar. Türkiye’nin Avrupa’da ve dünyada şampiyon olmuş basketbol takımları var, tekerlekli basketbol takımları. O takımların oyuncuları bile (ki yaptıkları spordan dolayı oldukça cüsseli insanlardır) iki tane Zübeyir efendi tarafından normal otobüslere sırtlarında bindiriliyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde engelli basketbol takımları böyle muamele görmüyorlar. Biz buradaki ihtiyacı da gördük mesela… Kâr amacı gütmenin dışında gerçekten farklı şeyler yaptığımızı gösterebilmek adına, diğer insanlara, diğer seyahat acentelerine örnek olabilmek adına böyle bir talepte bulunduk. Tabi ki işin içinde para kazanmak da var ama bunu bütün samimiyetimle söylüyorum, gerçekten işin para kazanma boyutu ikinci planda. Biz ne olursa olsun zaten seyahat firmasıyız. Bizim için fark etmiyor engellilere ya da engelsizlere hizmet ediyor olmak. Arasındaki tek fark, biz engellilerin yüzündeki tatil sonrası mutluluğu gördüğümüzde ekstradan mutlu oluyoruz. Yoksa kazancımız değişmiyor
Sinan: Geçen yıl kaç kişi geldi?
Evren Yaylım: Genel olarak rakamları vermiyoruz ama şunu söyleyeyim, dünyadaki en iyi örneğiz. Hatta 2 ay önce uluslararası bir konferansta dünyadaki en iyi örnek olarak, konuşmacı olarak davet edildik. Bu işi tüm zorluklara rağmen en iyi yapan şirket olarak oraya davet edildik.
Sinan: Size benzer örnekler bütün ülkelerde yaygın bir şekilde var mı?
Evren Yaylım: Elbette! Şöyle söyleyeyim; Avrupa Birliği’ne bağlı her ülkenin seyahat acenteleri, aynı zamanda kar amacı gütmeyen bu vakfa bağlı.
Sinan: Muhtemelen destekleniyorlardır da?
Evren Yaylım: Tabi destekleniyorlar
Sinan: Siz nasıl destekleniyorsunuz? 
Evren Yaylım: Biz kendi bütçemizden harcıyoruz mümkün olduğunca. Engelli turizmindeki zorluklar yüzünden kâr marjımız düşük. Halbuki oldukça fazla seyahat eden bir grup var karşımızda
Sinan: Ttürkiye’deki dezavantajlı gruplardan böyle bir talep gelse onları da gezdirme durumunuz ve hedefiniz var mı?
Evren Yaylım: Elbette! Daha önce bu tür talepler de geldi. Bazı dernekler, devletten almış oldukları küçük desteklerle, ya da bağışlarla, üyeleri olan engellileri tatile götürmek istediler ve bütçelerinin minimumda tutulmasını istediler. Düzgün programlar yarattık ancak o kadar çok engelli var ki derneklere üye olan. Bunları tatile götürdüğünüzde onları yatırabilecek kadar uygun alt yapıya sahip otel yok. Antalya’daki bütün otellerin toplam engelli odası sayısı 600’ü geçmiyor. Toplamda kaç otel olduğunu bilmemekle birlikte, engelli yatak kapasitisin biliyoruz. TURSAB düzenli istatistiki bilgi olarak paylaşıyor tüm acentalarla. Hangi otelin kaç yatak kapasitesi var, ne kadarının engelli odası var, bildiriliyor. Bakanlık müfredatına göre 80 ve üzeri odası olan otellerde minimum %1 oranında engelli odası yapma zorunluluğu var. Buradan da engelli oda sayısını hesaplayabiliyorsunuz. 400 odası olan bir otelin 4 engelli odası var demektir. Anlatmak istediğim şey şu; 300 kişilik bir grubunuz var diyelim. Böyle bir grubu ancak 90-100 otele dağıtarak konaklatabilirsiniz. Bunların her birinin ayrı ayrı transferlerini, konaklamalarını hesapladığınızda içinden çıkılamaz bir durum çıkıyor ortaya. 
Sinan: Standart engelli dostu bir turizm işletmesinde neler olmalı?
Evren Yaylım: Daha önce belirttiğim gibi 106 tane kriter var. Otoparkından başlar; kendi aracıyla gelen bir engellinin aracını park etmesinden, rampalarının eğimine, engelli girişine, basamak olmamasına, eşiklerin 2 cm’den yüksek olmamasına kadar başlar. İçeri girdiğinizde resepsiyonda tekerlekli sandalye müşterisine uygun resepsiyon desteğinin olması, kullanılabilir telefon olması, görme engellileri için bastonlarını resepsiyonda kilitleyebilecekleri baston tutacaklarının olması v.s. Bunlar olmazsa olmazlar değil tabi. Ama en azından, kullanacakları yollarda rampalarının olması, basamaklarının olmaması, rahatça kullanabilecekleri tuvaletleri, tutunma barları, eğimli aynaları ve yatak yükseklikleri olması gerekiyor
Sinan: Turizm bakanlığı ve sağlık bakanlığı birlikte çalışmalı değil mi?
Evren Yaylım: Evet! Aile ve Sosyal politikalar bakanlığı da dahil oldu bu işe. Türkiye’deki engellilerin problemleriyle onlar ilgileniyorlar ama turizm anlamında elbette Turizm Bakanlığıyla çalışılıyor.
Sinan: Bizim bu konuyu Türkiye’nin gündemine taşımak için neler yapılması gerekiyor. Gerçi her şeyden önce Aile bakanlığı, Turizm Bkanlığı, Sağlık Bakanlığı önce bir araya gelmeliler değil mi?
Evren Yaylım: Aslına bakarsanız onların gündemindeymiş gibi görünüyor. Büyük şehirlere baktığınızda her belediyenin kendisine ait bir engelli aracı var. Ve adınızı yazdırıp, listeye sıraya girdiğiniz zamanlarda bir yerden bir yere ücretsiz olarak gidebiliyorsunuz. Ama çok az. Şöyle söyleyeyim, Kadıköy Belediyesi’nin toplamda 5 kişi taşıyan 2 tane aracı var ama Kadıköy belediyesine bağlı kaç bin tane engelli vatandaş olduğunu bilmiyoruz. Bu bizim için istasistiki bilgi değil. Yapmış olduğumuz iş dolayısıyla yaşadığımız yerdeki engellilerin sayısıyla ilgilenmiyoruz. TÜRSAB daha fazla etkili olmalı. Her ne kadar web sayfalarında düzenli olarak engelli turizm raporunu yayınlıyor olsalar da bu yeterli değil. TÜRSAB vasıtasıyla Turizm Bakanlığının daha da baskı altına alınması gerekiyor. En azından bundan sonra Türkiye’de yapılacak otellerin ABD’deki gibi %10’lara- %20’lere kadar engelli odası yapması gerekir diye düşünüyoruz. Biz tabiî ki turizm tarafından bakıyoruz bu işe.
Sinan: Yurt dışından en çok hangi ülkeden geliyor turisler
Evren Yaylım: En çok İngiltere! İngiltere dünyada nüfusa oranla en çok engellinin yaşadığı ülke. Oranlarsak %23’e yakını engelli… Bunların içine yine hareket zorluğu çeken, yaşlı olan insanları da dahil ediyoruz. 
Sinan: Dolayısıyla devlet mecburen böyle bir politika geliştirdi?
Evren Yaylım: Zaten anayasalarında var. BM’de imza attıktan sonra eşitlik ilkesini bütün vatandaşları için uygulamaya başladılar. Sadece Amerika’da 50 milyondan fazla engelli var. 2030’da bu sayının 100 milyonu aşması bekleniyor. ABD hem alt yapı, hem yasalar bazında en gelişmiş ülke durumunda. ABD’li engelliler de devletten ciddi destek alıyor ve ciddi biçimde seyahat ediyorlar. 
Sinan: Türkiye’de sizin gibi bir acentanın olmadığını söylemiştiniz? 
Evren Yaylım: Evet, başka bir acente daha yok. Taklitçilerimiz var. Çünkü web sayfalarımızın isimlerinin terslerini satın alıp, “burada böyle bir pazar varmış, bakalım bize buradan ne çıkar?” şeklinde çalışan birkaç tane yer var. Ama tabii ki ciddi bir operasyon yaptıklarını, ciddi turist getirdiklerini düşünmüyoruz
Sinan: Siz nasıl bir hazırlık süreci yaşıyorsunuz bir operasyonda?
Evren Yaylım: Operasyonlarımızın çoğu tailor made yapılıyor. Web sayfamız aracılığıyla bireysel müşteriler zaten başvuruyorlar. Bunun yanında genelde yurt dışındaki acentelerle çalışıyoruz. 
Sinan: Bir grup gelecek?
Evren Yaylım: Web sayfamızda otellerimizin fotoğraflarını ve kriterlerini yayınlıyoruz. Genelde bire bir güvene dayalı operasyonlar oluyor bunlar. Bire bir denenmemiş, bizim tarafımızdan okey almamış, engellilere uygun olduğu kabul edilmemiş hiçbir oteli web sayfamızda yayınlamıyoruz. Bugüne kadar sadece 1 tane şikâyet aldık.
Sinan: O durumda inceleme yapıyor musunuz?
Evren Yaylım: Elbette! Bu tür incelemeler sırasında en kolay yöntemimiz, bir tekerlekli sandalyeye oturmaktır. Otelin önüne gider, bir tekerlekli sandalye isteriz. Eğer içeri girebilmeyi başarmışsak, içeride gezmeye başlarız. Tuvalete, yatağa oturmayı deneriz. Havuz başına, deniz kenarına inmeyi deneriz. Açık büfeden bir tabak, bir kahve fincanı almayı deneriz. Yemek yenebiliyor mu ona bakarız. 
Sinan: Portföyünüze aldığınız otelleri böyle tek tek inceleyebiliyor musunuz?
Evren Yaylım: Evet, uzun zamandır bu şekilde inceliyoruz. Bakanlık müfredatına göre yapılmış odalar bakanlık tarafından okey alıyor ama biz buna rağmen beraber çalışmış olduğumuz otellerin çoğunda yeniden tadilat yaptırdık. Çünkü Avrupa standartlarında ölçüler değildi onlar. Çok eski bilgilere dayalı tadilatlardı. Göstermelik odalardı. Onları kullanılabilir hale getirdik.
Sinan: Aslında denetim işleri de görüyorsunuz?
Evren Yaylım: Türkiye’de birkaç tane vakıf, otelleri ve turizme yönelik tesisleri sertifikalandırma yolunda çalışmalar yapıyor. Ama ben kendimi bildim bileli yapıyorlar bunu! Biliyoruz ki bunlar hiçbir zaman sertifikalandırılmayacak. Bakanlığın vermiş olduğu okey belgesi, “burası engellilere uygun bir odadır” demiş olmaları onlar için yeterli oluyor. Bu tesis sahiplerinin de işine geliyor, zira daha fazla da yatırım yapmak istemiyor tesis sahipleri. Ama çoğu zaman bu tesislerde yeniden bir tadilat, iyileştirme çalışması yapmak gerekiyor. Yurt dışından gelecek olan grupların uçuşlarından, havaalanına indikten sonra hangi araca bineceklerine kadar her bir adımı tek tek test ediyoruz.
Sinan: Bütün bunları yapıyorsunuz tamam. Peki bir operasyon öncesindeki hazırlık süreciniz nasıl oluyor? Otelleri buldunuz, uygun olduklarına karar verdiniz ve yurt dışından grubunuzu bekliyorsunuz. Bu noktadan sonra süreç nasıl işliyor?  
Evren Yaylım: Havaalanına inişlerinden itibaren hangi araca bineceklerini, hangi saatte hangi otelde olacaklarını planlıyoruz. Her misafirimizi havaalanında biz karşılıyoruz. Gidecekleri otele kadar götürüyoruz. Daha sonra ekibimizden host arkadaşlarımız konaklamaları süresince onlara yardımcı oluyor. Gelen grupların çoğu, zaten her turist gibi otele tıkılıp kalmak istemiyorlar, mümkün olduğu kadar dışarı çıkmak istiyorlar. Destinasyona bağlı olarak sınırlı sayıda ziyaret edilebilecek yer var. Çünkü müzeler, ören yerleri, restoranların gerçekten özel olması gerekiyor ve Türkiye’de sayıları çok az. 
Sinan: İstanbul’da mesela?
Evren Yaylım: İstanbul en çok talep gören şehir olmasına rağmen en kötü durumdaki şehir aynı zamanda… 
Sinan: Aya Sofyayı gezebilir mi mesela?
Evren Yaylım: Evet Aya Sofya’yı, Topkapı Sarayını, Yerebatan Sarnıcını, Hipodrom meydanını gezebiliyorlar. Kapalıçarşı’nın bir kısmını sadece belli girişlerden girerek ve çıkarak gezebiliyorlar. Bunun haricinde Sultan Ahmet meydanında kullanabilecekleri 2 tane umumi tuvalet var, bu da çok önemli bir nokta. Örneğin İstiklal caddesini gezebilirler ama orada yemek yememeleri ya da tuvalete girmemeleri gerekir. Çünkü İstiklal’de engellilerin kullanımına uygun herhangi bir düzayak restaurant yok. Bütün restaurantların girişlerinde basamaklar ya da ciddi eşik yükseklikleri var. Hiçbirinin tuvaleti de engellilere uygun değil. Halbuki bunun için de bir yaptırım var devlet tarafından. Ama henüz o aşamaya gelmiş bir şehir değil İstanbul. Ne kadar acı, İstanbul’a gelen bir engelli turisti İstiklal caddesinde hiçbir restauranta sokamıyorsunuz. Kaldı ki tuvalet ihtiyaçları için de geri dönüp meydandaki engellilere uygun tuvaletlerden birine sokmanız gerekiyor. Bu sadece bir kişi için. Kalabalık bir grubunuz olduğu zaman yandınız zaten.
Sinan: İşiniz hayli zor görünüyor ama çok önemli bir iş yaptığınızı da anlıyorum. Teşekkürler
Evren Yaylım: Ben teşekkür ederim.