Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Esra ÖzakçaMİA: İrfan Aktan’ın sizinle yaptığı söyleşide, Semih Hocanın açlık grevi kararına hiç karşı çıkmadığınızı okudum.

ESRA ÖZAKÇA: Evet, hiç “yapma” demedim. Bu büyük bir saygısızlık olurdu, çünkü eşim açlık grevini çok ciddi, büyük bir inançla yapıyor. Hapishanede de aynı inançla devam ediyor. O saygısızlığı asla göstermek istemedim, endişemi de hep kendime saklarım, sonra da açlığına ortak oldum, zaten biliyorsunuz. Ben kazanacağımıza çok inanıyorum ama diyelim ki iktidar hepimizi öldürmeye karar verdi, ne olacak, öleceksek de ölelim, bu iş böyle bitsin diyorum.

MİA: Demeyin siz yine de öyle, müsaade etmeyeceğiz öyle bir şey olmasına... (Ne diyeyim diye düşünürken bir anda çıkıyor ağzımdan bu cümle, ben de şaşırıyorum cüretime, Esra yine sımsıcak gülümsüyor...) Son olarak, hapishane süreci başladıktan sonraki hislerinizi de anlatır mısınız? Hapishaneye kadar hep yanyana beraberdiniz, şimdi işin içine bir de ‘sevda ayrılığı’ girdi.

ESRA ÖZAKÇA: Sormayın, gerçekten ayrılık çok kötü oldu... (Yine gülüyor, gözleri parlıyor gülerken. Ben de fotograf muhabiri arkadaşım Hozan da sevdası gözlerinden okunan genç kadına bakakalıyoruz..) Biz pek ayrı kalmaya alışık bir çift değiliz. Zor oldu. Şimdi tabii ki oradaki durumuna dair kaygılar da eklendi.

MİA: Kaç gün sonra görebildiniz hapishanede?

ESRA ÖZAKÇA: Bir hafta sonra görebildim. Zaten mahkeme zamanı bizi de gözaltına aldılar, onlar tutuklanırken annemle benim öfkemizi kontrol altında tutabilmek için bizi bırakmadılar. Onlardan da haber alamıyoruz, o anda orada olmayalım diye tuttular bizi. Yanlarında olamadık, bu da unutamayacağımız anlar arasında kalacak öyle. Böyle unutamayacağım bir kaç nokta var: Mesela biz dokunmaya ellemeye kıyamazken, 75 gündür açlık grevinde olan insanlara el uzatmaları... Semih ve Nuriye zaten bir yere kaçmıyorlardı, her gün eyleme giden insanlar, o gün de imza atmaya gitmişlerdi. Hareket kabiliyeti kısıtlanmış insanlar bunlar, nereye kaçacak? Ertesi günü ifade savcıya gidebilir ama yok işte, maksat eziyet.

MİA: Açlık grevine başlamaya siz nasıl karar verdiniz?

ESRA ÖZAKÇA: Ben daha önceden düşünmeye başlamıştım aslında, hani bu böyle olmayacak, bir kişi daha açlık grevi yaparsa belki işe yarar, dikkat çeker diye. O zaman bana sen çok koşturuyorsun, herşeyle ilgileniyorsun, olmaz demişlerdi. Ama biz annemle yemeği zaten unutmuştuk, epey bir kilo verdim süreç içinde. Yemek yemek ya aklımıza gelmiyordu veya koşturmadan vaktimiz olmuyordu zaten. Böyle bir olgu kalmadı sanki hayatımızda? Annemin dediği gibi, öyle bir çorbayla geçiştiriyorduk, aman aman bir yeme halimiz yoktu, işte kaldırdık tamamen.

MİA: Açlık grevinde ne alıyorsunuz, sıvı, vitamin...?

ESRA ÖZAKÇA: Biz de B1 alıyoruz, maalesef Nuriye’lere içeri veremediğimiz B1’leri, elimizde var. Tuz, şeker, su... Biz çok da dengeleyemedik annemle açıkçası, Nuriye ile Semih’in çok standart sıvıları vardı, belli miktarlarda tükettikleri. Ama biz bir arbede içindeyiz, Yüksel’e gitmeye devam ediyoruz, orada devam etmek istiyoruz. Emanetlerini bırakmak istemiyoruz. Ama tabii -polisi kastederek- onlar için hiç önemli değil açlık grevinde olmamız, alıp alıp atıveriyorlar, gaz sıkıyorlar. Bizim biraz daha fazla eforumuz oldu, herhalde böyle giderse düşmemiz daha hızlı olacak diye düşünüyorum.

MİA: 11 Mart’tan beri sizin toplam kaç gözaltı oldu? Veli Saçılık dün soran birisine, “saymıyorum ben artık” diye yazmıştı.

ESRA ÖZAKÇA: -Gülerek- Ben de bilmiyorum kaç gözaltım olduğunu, Bakan Soylu açıklar yakında.

MİA: Sizce kamuoyu, açlık grevinin 60. Güne gelmesinden daha önce, hayati risk oluşmadan evvel farklı bir tepki verebilseydi, birşeyler değişir miydi? Acaba tepki vermekte geç kalmış olabilir miyiz?

ESRA ÖZAKÇA: Tabii, geç kalındı biraz ama... Kimseye kırgın veya üzgün olma noktasında değiliz, büyük bir özgüvenle yapıyoruz eylemi, baskı ortamı çok büyük ama direniş ve irade de bir o kadar büyük. 60 günden sonra geldi asıl tepki, evet, ama toplumsal tepkiler böyledir, belli olmaz. Büyük ihtimalle iktidar şu anda bu durumu gözetiyor, hani ölseler toplum ne tepki verir diye. Ama ölçülemez bu. 60. günde tepkinin bu denli büyüyeceğini daha önceden ölçemezdik.

MİA: Hapishane dönemi başladıktan sonra ilgide, tepkide veya birlik durumunda bir azalma olduğunu düşünüyor veya gözlemliyor musunuz? Sanki biraz sosyal mecraya geri çekilmiş gibi, bir yandan farklı şehirlerdeki bireysel/kitlesel eylemler devam etse bile... Örneğin Abbasağa Parkı’nda oturma eylemi yapan şairler gibi. Size gelen tepkilerde bir değişiklik oldu mu?

ESRA ÖZAKÇA: Bize gelen tepkilerde bir azalma olmadı aslında, tam tersine. Ama bizim ortaklaştığımız bir adres vardı, Yüksel caddesi. Herkes bizi orada buluyordu. Ancak şimdi Yüksel’e geldiğinde abluka altında bir anıt, kapalı sokaklar var, bizi nerede bulacağını tam olarak bilmiyor artık insanlar. Bunun biraz negatif etkisi oldu tabii ki.

MİA: Yüksel’de yalnız mısınız şu anda?

ESRA ÖZAKÇA: Şu an, yanımızda Ankara’da ihraç edilen arkadaşlar var, bahsettiğim Yüksel ailesi var, onlar sabit zaten.

MİA: Ya sendikalar, STKlar?

ESRA ÖZAKÇA: Sendikalarla ilgili uzun uzun konuşmaya gerek yok aslında, tarih yazacak nasılsa onları... Biz onlara hep bunu söyledik. Bir çok görüşme yaptık, ben en son genel merkezin seçim toplantısına gittim, orada da konuşma yaptım. İki arkadaşınız, üyeniz tutsak ve başlarına ne geleceği belli değil. Artık son dönemeçteyiz, o otel salonunda ne yapılıyor? Sendikalar tarafında ‘Körler sağırlar birbirlerini ağırlar’ durumu var. Bence şu anda bitişi, sendikaların cenazesini izliyoruz, hatta gömdük de diyebilirim.

MİA: Özellikle Veli Saçılık’a plastik mermilerle yapılan korkunç saldırıdan sonra sendikadan en azından temsilci düzeyinde birinin gidip ertesi günü Veli Bey’in yanında durmasını bekledik, epey de yazıldı Twitter’da ama böyle bir şey olmadı. Sorularımıza cevap da alabilmiş değiliz, hatta Lami Özgen’e hitaben yazılmış bir yazı da dolaşımda. Direniş bir anlamda belki sendikalar için de bir kırılma noktası oluşturabilir mi, insanların sendikanın varlığını, meşruiyetini sorgulayacağı bir süreç söz konusu, nasıl bakıyorsunuz duruma?

ESRA ÖZAKÇA: Kanarya Sevenler Derneği gibi davranıyorlar. Bu meseleyle bizim alakamız yok diyorlar sanki... Üyesi olmamızın dışında, onlar aslında doğal olarak taraflar. 3500 üye ihraç edilmiş durumda, ancak 60. Günden sonra yazılı açıklama gelebildi. Kapalı toplantılardaki ifadeleri şu; biz direnmiyoruz, direnen üyemize sahip çıkıyoruz görüntüsünü vermek istemiyoruz. En iyisi hiç sahip çıkmayalım. Bize göre, bu kadar büyük saldırılara maruz kalmamızın nedeni de yalnız bırakılmamız. Yarın Nuriye ve Semih’e bir şey olursa, bunun vebalinin altından kalkamayacaklar.