Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Esra ÖzakçaMİA: Röportajımız yayınlandığı gün, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın direnişi 210. günde, açlık grevi 90. Günde olacak. Ve hapishanede 14. Günleri dolacak. Açlık grevinin 60. Gününden beri sosyal mecrada her sabah yazarak onlar için “gün sayıyorum”. Gün sayarken, kolayca yazıyor insan ama...”Yaşarken saymak nasıl bir duygu?” diye sorarak başlamak istiyorum.

ESRA ÖZAKÇA: Yaşarken saymak... 30. Günde, arkadaşlarla bir yazı üzerine konuşmuştuk, insanlar ne kadar kolay söylüyorlar, açlık grevinin 28, 29. Günü diye... Ama bunlar Nuriye ile Semih’in hücre hücre eridiği günler aslında. Sonrasında – ne kadar dikkat çekti bilemiyorum ama – bir yazı yayınladık. Gerçekten bir rakamdan çok daha fazla şey ifade ediyor. Az önce bir toplantıdan çıktık, “haftaya şunu yaparız, öbür hafta bunu yaparız” diye konuşuluyor, benimse hafta dendikçe içim acıyor. “Hafta” demek, ömürlerinin büyük bir kısmı. Bir hafta demek, 7 gün demek. Artık saatlerin çok değerli olduğu bir andayız.

MİA: Türkiye ve hatta dünya gündemi sizi “Semih Özakça’nın eşi Esra” olarak tanıdı ama aslında siz de öğretmensiniz ve siz de bir KHK mağdurusunuz. Başa dönelim, tanışma hikayenizi, öğretmenlik kariyerinizi anlatır mısınız? Çok belli ki, “beraber çıkılmış bir yolculuk” sizinki ve geldiğimiz noktada, gündemin ortasında öğretmen bir çiftsiniz..

ESRA ÖZAKÇA: Biz Semih ile üniversiteden sınıf arkadaşıyız, 2007 Eylül ayında Sinop’ta üniversiteye başladık. Sinop küçük bir yer zaten, Semih ile aynı sınıftaydık. Çok farklı bir insandır Semih, aslında başlarda hiç anlaşamıyordum. İlk 3 yıl öyle geçti.... (İlk kez gülümsüyor ve röportaj boyunca, ne kadar ağır kelimelerle konuşsa da yüzündeki o sıcak gülümseme sık sık beliriyor...) Ama sonra daha çok tanımaya müsaade ettikçe, ortak konular ortaya çıkmaya başladı. Ne kadar doğru tanımladınız, gerçekten birlikte çıkılmış bir yolculuk bizimki. Bizim dünyaya bakış açımızın birlikte değiştiği, birlikte yoğrulduğumuz bir süreçten geçtik.

Sonra mezun olduk, KPSS, atanma, Semih askere gitti, Erzurum’a atandı. Derken 2014 Ağustos’ta evlendik. O hala daha Erzurum’da çalışıyordu, ben Mardin’de çalışıyordum, o da sonra Mardin’e eş durumundan geldi ama evliliğimizin başlarında bir süre ayrı şehirlerde çalıştık.

MİA: KHK sürecinin öncesinde Mardin’deki hayatınız nasıldı? Semih Hocanın öğrencilerinin yaptığı videoyu izledim, çok etkileyici..

ESRA ÖZAKÇA: “Hocamız yemek yiyor mu?” diye soruyorlar ya... “Ama kalbi yoruluyordur” diyormuş bir tanesi. Ben de o videodan çok etkilendim.

MİA: Toplam ne kadar Mardin’de görev yaptınız?

ESRA ÖZAKÇA: Benim dördüncü yılımdı, Semih’in de iki buçuk sene olacaktı ama bu sene hiç çalışma fırsatı olmadı malum. Benim köyde, Mazıdağı’nda çok sıcak bir ilişkim vardı öğrencilerimle ve ailelerle. Hala daha öyledir, velilerim canlı yayınların altına mesaj yazıyorlar, “hocam size bunları reva görenler allahından bulsunlar” diye.

MİA: Köyden zor ayrılmışsınız galiba?

ESRA ÖZAKÇA: Çok zor ayrıldık hem de... Çok sıkı bir bağ vardı dediğim gibi, sanki evlerinden biriymişim gibi. Her eve girip çıkardım. Ben küçük bir köy ilkokulda sınıf öğretmeniyim, birkaç öğretmenden biriydim. Çocuklar zaten küçük olunca ayrı bir bağ oluşuyor. İhraç olmadan önce, Mardin’e kar yağdı. Kartopu oynamaya çıktım çocuklarımla. O gün de biraz rahatsızdım aslında, oynamak istemedim pek. Semih de KHKlarla ilgili eylemde o gün, her ay KHK çıkıyor o dönem. “Hadi oynayayım, belli olmaz belki de bir daha fırsat bulamam” dedim kendi kendime. O gün kartopu oynadım, akşam KHK açıklandı ve ihraç edildim.

MİA: Önce Semih hocam ihraç edildi, sonra siz... Peki direniş noktasına nasıl gelindi? Çok spekülasyon yapıldı bu konuda, sizden dinlemek aydınlatıcı olacak.

ESRA ÖZAKÇA: Biz önce açığa alındık, 9 Eylül’de 11 bin meslektaşımızla birlikte. O dönemde bir mücadele verilmesi konuşuluyordu ama çok önemsenen bir durum olmadı o açığa alınma. Açıkçası sendikalı eylem olduğu için de önemsemedik. Sonra KHKlar başladı.

MİA: Siz ikiniz de Eğitim-Sen’lisiniz değil mi?

ESRA ÖZAKÇA: Evet, ikimiz de... 29 Ekim’de Semih ihraç edildi ve çalıştığımız ilçede tek ihraç edilen Semih’ti. Bunu hiç anlayamadık. Semih o gün dedi ki, “ben buna direneceğim.” Zaten açığa alındığı zaman da direnmek gerektiğini düşünüyordu ama sendikanın, insanların pasif kalması bizi biraz durdurdu. Sonra, ihraç edildiği gün, “direnirim, gerekirse açlık grevi bile yaparım” demişti ama tabii o günden böyle büyük bir mücadele olacağını göremedik. Evimizde olayı duyunca ziyarete gelen arkadaşlarımız vardı, herkes Semih’in sözlerini çok iddialı buldu, çok inandırıcı gelmedi. Ama yaptı dediğini, ben biliyordum.

MİA: Böyle biri midir Semih Hoca, hep kafasına koyduğunu yapar mı?

ESRA ÖZAKÇA: Evet, yapar. Dolayısıyla ben anlamıştım yapacağını ama toplumsal tepkiyi tabii kestiremedim o zaman... Sadece “yer neresi olur?” diye düşündüğümü anımsıyorum. (Çok gülümsüyor ilk günleri anlatırken... O kadar belli oluyor ki sevgisi gözlerinden!)

MİA: Bildiğim kadarıyla Nuriye Gülmen Hocayla önceden bir tanışıklıkları var, değil mi?

ESRA ÖZAKÇA: Nuriye Hoca Eskişehir’de çalışıyordu, Semih de biz mezun olduktan sonra KPSS’ye Eskişehir’de girdi, o dönemden tanışıyorlar. Nuriye Hoca bizim düğünümüze geldi, ben de düğünde tanıştım. Kim derdi ki birlikte böyle bir noktaya gelinsin? Ara sıra konuşuyoruz bu durumu, hafızası çok kötüdür – gülüyor- Nuriye Hoca diyor ki; “Düğünü hatırlıyorum, çok oynadığımızı hatırlıyorum ama seni anımsamıyorum!” Dedim ki, “ben düğünün öznelerinden biriyim, aslında hatırlaman gerekiyor!” Çok gülmüştük! Sonra karşılaşma fırsatımız olmadı, en son direnişten bir kaç ay önce... Ama direnişle beraber ilişkimiz 24 saati bir arada geçen bir yoldaşlığa evrildi.

MİA: Ne zamandan itibaren Yüksel’de beraber direnmeye başladılar?

ESRA ÖZAKÇA: Kasım sonu. Nuriye Hoca 9 Kasım’da başladı, Semih Kasım son hafta yanına gitti. Sonra Veli Saçılık ve Acun Karadağ hoca geldi.

MİA: Açlık grevinden önceki direnişe dönelim şimdi. Yüksel direnişi, çok uzun soluklu bir direniş ve açlık grevine kadar 26 kez gözaltı var, önce Nuriye Hoca yalnız, sonra Semih hocayla beraber. Çok iyi hatırlıyorum, Twitter’a her gün gözaltı ve darp fotografları düşerdi, biz de akşamı beklerdik ki Nuriye Hocanın hesabından “çıktık biz” tweeti gelsin. Bazen gün aşırı, bazen her gün. Sizin gözaltı süreciniz ise açlık grevinden sonra Mart ayında başlıyor.

Günlük direniş halini merak ediyorum, orada anıtın önünde her gün aynı saatlerde durmak, esnafın tepkileri, gelen-giden... O dönemde sosyal mecradan öteye istesek de pek çıkaramadık, direniş pek duyulamadı veya görmezden gelindi.

ESRA ÖZAKÇA: Çayını böreğini kapan yanımıza geliyordu! Özellikle gözaltılarla beraber kendiliğinden orada bir aile oluştu. Direnişe başlamadan önce “Ankara’da tanıdığımız yok, nasıl olacak” dediğimizde direniş tecrübeli arkadaşlar “Direniş kendi ailesini yaratır” demişlerdi, gerçekten haklılar. Şimdi bizim bir Perihan annemiz, Yasemin ablamız var, gerçekten aile gibiyiz. Şu an onlar hala Yüksel’deler, gözaltına alınamasa bile mutlaka orada etrafta duruyorlar, oradan ayrılamıyoruz diyorlar. Bazen aramızda konuşuyoruz, direniş bittiğinde ne yapacak bu insanlar? Bir aile ortamında esnafla da içiçe geçen bir süreç. Yüksel’de çoğu esnafla birebir ilişkimiz var ve aramız da çok iyi. Tabii bu alanın, sokakların kapatılma süreci onları da çok etkiledi.

MİA: Geçtiğimiz hafta esnafın epey tepkisi oldu, videolar yayınlandı.

ESRA ÖZAKÇA: Nuriye ile Semih’in de esnafa mesajı oldu, çok üzüldük Yüksel esnafının böyle bir şey yaşamasına diye. Bize böyle güzel bir aile oldu Yüksel ailesi.