Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Tevbe Bey: "Trol Olsam Karşımda Böyle Konuşabilir miydiniz?"

2016-10-02 04:39:56

Tatyos BeyTevbe Bey’le Beykoz’da ağırlıklı olarak servis ve kurye şoförlerinin takıldığı Harunlar Kıraathanesi’nde buluştuk ve bu sohbeti gerçekleştirdik. Kendisi eşli batak oynarken bir yandan da benim sorularımı yanıtladı.

TEVBE BEY: BİZİM MAHİRLERE, ULAŞLARA, DENİZLERE BİRİKMİŞ BİR BORCUMUZ VAR BUGÜN KORKMADAN VERMEMİZ GEREKEN!
TATYOS BEY: ???
TEVBE BEY: BEN KADINLARIN İLK TERCİH ETTİĞİ DEĞİL, HER ZAMAN ARADIKLARI ERKEĞİM!
TATYOS: Başkan iyi misin?
TEVBE BEY: Senin, yaptığın röportajlarda böyle beylik lafları çıkarıp röportajın başlığı yapma huyunu çok beğeniyorum, çok süper oluyor, benimkine de bunlardan birini koy, hangisini istersen. Sen seç.
TATYOS: Başkan, o kısmı bana bırak ben hallederim orasını. Kısa kol gömlek konusu nedir, gerçekten kısa kol gömlek giyiyor musun?
TEVBE BEY: Valla giyiyorum neden giymeyim. Son 15-20 yılda giyim kuşamla ilgili şöyle bir dönüşüm oldu; insanlar yaratılan yeni trendlere yönelmektense, hedef gösterilen bir trendden vebalıymışçasına kaçar oldular. Eskiden bir trend, o trend incitilmeden, kırılmadan, o trende saygı duyularak terk edilirdi. Saygı duyularak terk edilen son trend benim hatırladığım kadarıyla 80’lerde anamızın bacımızın giydiği yüksek belli kısa paçalı kot pantolonlardı. Normal-düşük bel, boru paça, kot pantolonlar çıktığında, insanlık bu emektar trendi yaşlı bir emektara saygı gösterir gibi elini öperek terk etti ve yenisine geçti. Fakat aynı departür au respek’i  (Fr. “saygıyla terkediş”) maalesef beyaz çorap, kısa kollu gömlek, babet gibi aksesuarlar göremedi. Zaten insanların birbirlerine hoyratça davrandığı bir coğrafyada, bir moda trendini zarifçe terk etmelerini bekleyemezsiniz. Kısa gömlekle olan ilişkimi bu bağlamda değerlendirmek gerek. Bundan ayrı olarak kısa kol gömlek düşmanlığının arkasında öğrenilmiş Star Wars hayranlığına benzer bir davranış kalıbı da görüyorum. Birçok kişi kısa kol gömlekten nefret etmeyi hayranlık duyduğu bir kişiden öğrenmiştir. Bu kısa kollu gömlek sevmeyen insanları sok terapiye, çoğunun babalarıyla sorunlu ilişkileri olduğunu göreceksin. Kısa kollu gömleği sevmeyen kişi kendisine “Ben babamı seviyor muyum?” diye sorup, samimice cevap versin. Senin kısa kollu gömlekle sorunun yok; senin sorunun babanla, daddy issue yani.
TATYOS: Yakından takip edenler bilir, Reisin gömlek tarzını takip ediyorsun. Düşüyor mu öyle? 
TEVBE BEY: Valla şimdi ordan düşecek hatun mağdur olur, al başına belayı. Amacım kısa koldan kimseyi düşürmek değil. Zaten kısa kol gömlekten bile düşecek olan hatun da uzun dönem askerlik yapmıştır, o da çok sağlıklı değildir. Zaten hayatımda “Düşüyor mu böyle?” sorusuna muhatap tek bir denyoluk yaptım, o da 90’ların sonunda 2000’lerin başında üniversitede okumuş herkesin ilgiyle takip ettiği Dağcılık Kulüplerinden birine gidip dağa çıkmak istediğimi söylemekti. 2000-2500 metrelik bir tırmanışta, üstümde arkadaştan ödünç aldığım şimdinin parasıyla 10 bin liralık dağcılık teçhizatı varken, zirve fotoğrafında ayağında kundurası ve gömleğiyle rehberimiz oranın köylüsü Cemil’i görünce ekipman fetişizminin nasıl bir denyoluk olduğu kafama dank etti. Biz zirvedeki düşük oksijen şartlarını anlatan video çekerken, Cemil yanda sigara içip kundurasını çıkarıp içindeki taşları temizliyordu. O zamanlar dağcılık vasıtasıyla düşmekte olan bir hatun vardı, adı Aysun. Aysun’la biz baya ileri gittik. Ben bunun elini tuttum falan. Bir gün beni tam öpecekken dudağına parmağımı koydum ve bu yaptığımızın yanlış olduğunu, ileride olan çocuklarımıza Cemil gibi bakamayacağımı, survive etmek istiyorsa Cemil gibi bir Toros kaplanının daha doğru bir tercih olabileceğini anlattım ona. 
TATYOS: Aysun’la öpüşmedin mi?
TEVBE BEY: Sözkonusu olan insanlığın evrimsel yükselişiyse gerisi teferruattır, aynen, kızı öpmedim. Herşey seks değildir. 1 milyar yıllık insan evrimine saygı duymaktır bu.
TATYOS: Okuduğumuz kadarıyla bu kahveye uzun zamandır geliyorsunuz, bu da mı “zarifçe terk edemediğiniz” bir trend?
TEVBE BEY: Yaklaşık 9 senedir, her öğle molasında, 1 saatliğine gelip bir yandan yemek yediğimiz bir yandan batak oynadığımız etrafta bulunan plazalara çalışan servis şoförlerinin takıldığı bir kıraathane. Trafikte günde 1,5 saat anasına bacısına sövdüğümüz servis şoförleriyle burada her öğlen batak atıyoruz. Geçenlerde hesapladım yaklaşık 1800 saat yapıyor bu kahvede geçirdiğimiz vakit toplamda. Güne vurursan 75 gün yapıyor. Bu hesabı en baştan yapsaydım kahveye hiç gelmezdim.  
TATYOS: Bir dönem Almancı bir geçmişiniz var. Gurbet yorucu mu?
TEVBE BEY: Gurbet çok güzeldi ben çok seviyordum. 70’lerin ortasında bizimkiler ilk gittiğinde Avrupa’nın her tarafından insanlar çalışmaya gelmiş ve bu “Alman olmayanlarla” çok güzel mahalleler kurmuşlar. Örneğin annem ben doğduktan sonra işe giderken beni yeni anne olmuş ama çalışmayan Yunan komşusuna bırakır gidermiş. Bu güzel kadın da beni kendi çocuğundan ayrı koymayıp emzirirmiş. Yani teknik olarak Yunan sütü emmiş biriyim. Bu komünitedeki güzel insanlar yani İtalyanlar, Mısırlılar, Türkler, eski Yugoslavlar birbirlerine çocuklarını güvenip işe gidebiliyorlarmış. Bu çocukluğumdaki Almanya’ydı tabi. 90’lardan sonra iki Almanya’nın birleşmesi yükselen milliyetçilik ve İslamcılıkla beraber Almanya’daki Türkler hem Türkiye’nin kültürel damarlarından hem Almanya’nın kültürel damarlarından koparak Almanya içinde kapalı ekosistemini oluşturdu. 
TATYOS: Tevbe Bey siz trol müsünüz?
TEVBE BEY: Eğer ben trol olsaydım siz karşımda böyle konuşabilir miydiniz? Trollük çok saygı duyduğum bir alan ancak ben trol değil anonimim. Anonim olmak için de iyi sebeplerim var. Buradan önce ben de birçok kişi gibi Ekşi’de yazıyordum. Derken bir gün çalıştığım iş yerine yazmış olduğum iki entry’yle ilgili iki polis geldi. Matrix’te Agent Smith ve avanelerinin Neo’yu iş yerinden almaya geldikleri bir sahne vardır. İşte onu birebir yaşadım ve bildiğin iş yerinden çömerek fıydım o gün kumaş pantolon gömlekle sokaklarda beyzbol kepimle yüzümü mobeselerden gizlemeye çalışarak şüpheli şüpheli amaçsızca gezdim. Arkadaşlarımın cep telefonunda anamı babamı aradım beni merak etmemelerini bir gün bu ülkenin de karanlıktan çıkacağını faşizmin silineceğini anlattım. Belki çok şey yaşamadım ama yoğun yaşadım. Tabii entry’yi kimin yazdığı belli olmadığı için bu durumda iş yeri sahibini ifadeye çağırma durumu varmış. Böyle olunca iki gün sonra ben, bilgi işlemci, bir de avukat gidip savcılığa ifade verdik aslında o entry’mde peygamber efendimizin tam olarak öyle demek istemediğini, orada peygamber efendimize söylettiğim şeylerin gerçekle ilgisi olmadığını falan hukuki bir dille ifade ettik. Anlayacağın Ekşi tam göt çıktı, IP’nizi çat diye veriyor ve verdiğini size haber de vermiyor. Sevimli Oçları! Twitter bir yandan anonim olarak kalabileceğiniz iyi bir mecrayken diğer yandan birbirinden süper insanların da olduğu bir yer. Bir-iki kişi dışında gerçekte görüştüğüm kimse olmamasına rağmen sanki paraya sıkışsam arkadaş çevremden değil de hiç tanımadığım @Lagrimacanta’dan isterim gibi geliyor örneğin. 
TATYOS: Sence Lagrima sana ne kadara kadar borç verir. 
TEVBE BEY: 600-700 liraya kadar verir bence. 
TATYOS: Nevşin Mengü mü Tülay Kumaşçı mı?
TEVBE BEY: Çok zor bir soru. Galiba Tülay Kumaşçı’nın beynini Nevşin Mengü’nün de dış güzelliğini seviyorum. Tabii ikisinin ortak özelliği menşınlara cevap yazmamaları. Tülay Hanım’ın bir iki favı var gerçi, hakkını yemeyim. Ama Nevşin Mengü bi acayip. Yani bizim ninelerimiz de siklemezdi ama bu bir başka. Sonuçta benim sana menşın atma amacım belli soytarılık etmeden güldürebilmek seni; bir de Kuzey Avrupa’ya yeni göçmüş bazı mültecilerinki gibi isteklerim oluyor. 
TATYOS: AKP otoriterleşiyor mu?
TEVBE BEY: AKP zaten en başından beri otoriter bir adam. Cumhuriyetimizi ben, vefat etmeden önce, namusuyla gece-gündüz çalışarak, dişinden tırnağından artırarak, ileride çocuklarına miras kalması için çalışmış çabalamış bir-iki arsa, bir-iki daire, biraz mevduat birikimi yapmış bir adamın çocuklu dul karısına benzetiyorum. AKP’yi de nasıl olmuşsa olmuş eşi vefat etmiş, bu güzel kadını bir şekilde kandırarak evlenmiş, bu kadının elindekini avcundakini sattırarak eve iki liralık ekmek getirdiyse beşini dışarıda itle kopukla yemiş, durmadan bu iki ekmeğin lafını etmiş, birikimler bittikten sonra da evdeki eşyaları satıp hem bu kadını hem de çocuklarını döven namussuz bir adama benzetiyorum. AKP bir şey yaratmadan, bu kadının birikimlerini ve evdeki eşyalarını satarak şimdiye kadar ekmek getirdi. Bu evde yaşayan herkesin huzurunu kaçırdı geleceğini çalıp sattı sıvadı. Sadece evin huzurunu kaçırmadı apartmandakilerin de huzurunu kaçırdı. Karısını dövüp, başını örtmeye zorladı, dışarı çıkmasını yasakladı. Çocuklarını dövdü, İmam Hatip’e yolladı. Komşusunun evine iti uğursuzu musallat etti, onların da parasını çaldı. Apartmandaki herkesle kavgalı. Kadının eski kocasını her fırsatta aşağılıyor, “O sarhoş eve ekmek mi getirirdi, sayemde ekmek yiyorsun, koridora yolluk aldım yatak odasına yolluk aldım, bunlar ben kocan olduktan sonra benim kocalığımda gerçekleşti.” diye anlatıyor durmadan. AKP otoriterleşiyor mu diye soracak olursan, AKP yaşlanıyor derim, yaşlandıkça güçten düştükçe, ağzı bozulan, torunlarına ve başka çocuklara tacizde bulunan, aşağılık kompleksli, aşağılık dedelere benzetiyorum. Bir gün bu ahlaksız koca ölecek ve bir gün o çocuklar büyüyecek. Evdeki dayaktan bunalmış, ayrı eve çıkmak isteyen çocuk da dahil birbirlerine sarılıp düzeltecekler her şeyi. İşte benim bütün umudum bu.
TATYOS: En çok etkilendiğin üç kitap nedir?
TEVBE BEY: Bir, Jane Austen’den Pride and Prejudice. İki, Yüzyıllık Yalnızlık. Üç Ulysses ama bu biraz ağırdır, herkese göre değildir bu kitap.
TATYOS: Yapma ya, okudun mu Ulysses’i? 
TEVBE BEY: ????
TATYOS: Nerde geçiyor bu Ulysses? 
TEVBE BEY: Bir şey soracağım, röportaja gelmeden önce bundan evvel çıkmış olan röportaj sorularına baktım. En az 10 kişiye sormuşsun bu kitap sorularını ama hiçbirine kitabın konusunu sormamışsın.  Şimdi bana niye soruyorsun?
TATYOS: Ya ben bir şey demedim. Bu Ulysses nerede geçiyor diye sordum sadece?
TEVBE BEY: Başgan çirkinleşiyorsun.
TATYOS: Sadece soruyorum.
TEVBE BEY: Okumadım amk!
TATYOS: Peki Yüz Yıllık Yalnızlık?
TEVBE BEY: 17. – 18. YY’lar arasında geçiyor.
TATYOS: Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?
TEVBE BEY: Var. Daha doğrusu bir sorum var. Sen niye hiç bayanlarla röportaj yapmıyorsun, hep erkekler hep erkekler? Bir bayanla yapmıştın gerçi, daha fazla bayanla neden yapmıyorsun?
TATYOS: Kafamda bir kaç kişi daha var..
TEVBE BEY: Bak benim bayanlarla aram iyidir. Heh heh heh... Dur, napıyorsun ben öderim. Röportaj bitti mi?
TATYOS: Kemal Bey şurdan 2 çay alır mısınız?
TEVBE BEY: Kemal Abi, para almıyorsun! Misafir o.