Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Tatyos Bey ve Bukowski ile Kafa Düz Dünya!

2016-10-02 04:28:37

Zaman ötesi muhabirimiz Tatyos Bey'in bu haftaki konuğu Bukowski... Sitemizde editoryal bağımsızlık sözümüz yüzünden Tatyos Bey'in Bukowski'nin ağzından çıktığı gibi aktardığı diyaloglara dokunamadık. Fakat okuyucularımızı uyarmakta yarar görüyoruz... Argo alerji yapıyorsa, hemen gözlerinizi kapayın, üçe kadar sayıp siteden bir sonraki röportaja kadar çıkın lütfen... Kalanlara iyi okumalar... Ha bu arada... Alkol sağlığa zararlıdır :P 
DİKKAT: 18 yaş altı okuyucular için olumsuz içerik!


Kötü adamı, kanunsuzu, hergeleyi seven: iyi işleri olan sinekkaydı traşlı kravatlı tiplerden hoşlanmayan Bukowski ile Veliefendi Hipodromu'nun tarihe tanıklık etmiş çimlerinde sıradışı, tabuları yıkan, özgün üslubuyla bir sohbet gerçekleştireceğiz.
Tatyos Bey: Başlayalım mı moruk?
BUKO: Ayıpsın! Lakin önce ince bellilere sek rakılarımızı dolduralım... Hadi şerefine vur moruk! (Çay bardağındaki rakıyı kafasına dikip burnundan geğirdi) bunları da içiyoruz ama kodumun çomolarına güven de olmuyor, kaçak rakı mı diye tedirgin oluyoruz. Rakıya zam yapanın iki yakası bir araya gelmesin aga!
Tatyos Bey: Moruk demlenirken hikayene başla.
BUKO: Ankara'nın Altındağ ilçesine bağlı Çinçin semtinde gözlerimi dünyaya açtım. Çinçin'in kendine has Bronx bir yer olması kabuğumu sertleştirdi. Pederin zorbalığı yüzünden 10 yaşında evden kaçtım. 11 yaşında sigara ve içkiyle, 12 yaşında cigaralık ile tanıştım. Harman kalmamak için kaldığım evin balkonunda imalatı kendim yapmaya başladım. Yalnız bişi diyeyim mi, o zaman içtiğim cigaraları günümüzde dahi içemiyorum... Nerede kalmıştık?...Heh! Çinçin ekolojisinde ayakta kalmak için cigara torbası tutmaya başladım; lakin tövbe, kimyasal satmadım. 6 ay içersinde Murat 131 alarak dağıtımımı onunla yapmaya başladım. Ama ne araba ha! Altı tane 6985 kolon, ortaya bir tane tepsi bas, koltuk altlarına da iki tane anfi gizlemişim ki!... Çünkü Çinçin burası aga! Anfileri gizlemezsen bujiyi ıslatarak kelebek camı kırıyor kopiller, sonra tesisat püff! Alet canavar senin anlayacağın. Dolduruyorum bizim çocukları arabaya, köklüyorum teknoyu, gören cama çıkıyor! Mahalleye girerken bir egzost patlatıyorum, mis! Tabii hikaye hep böyle American Dream gibi olmayacaktı;14 yaşında alıntı oldum. Sorguya aldılar, bende ifade yok ama arkadaşlar dökülmüş hep. Küçük bir cezaevi sürecinden sonra Çinçin'e olan inancımı yitirdim. Anamın elini öpüp İstanbul yollarına düştüm.
Tatyos Bey:Eeee bu senin seçimin! Seçimlerimizin bedellerini hayat hepimize öğretiyor değil mi?
BUKO: Hımını skyim! İstanbul'un Zeytinburnu'na taşındım. Bir hanın içersinde çay ocağında çalışmaya başladım. Bütün gün avukatları, diş hekimlerini, efendime söyliyeyim mali müşavirleri çaylıyorum. Kalacak yerim olmadığından da geceleri handa kalıyorum. Hanın içinde Sivaslı kafa bi konfeksiyoncu vardı: Avni bey! Ganyan'a alıştırdı beni. Bağımlısı olmadım ama ufak ufak kovalıyorum yarışları falan. Derken Şanlıurfa yarışlarını tek başıma bildim, tüm tevziyi aldım. Hipodromun karşısına Ganyan Bayii ve Robespierre'in Yeri diye bir restaurant açtım.
Röportaj sırasında Bukowski'nin arkadaşı sesleniyor:
- Bukooo var mı bi şey, sonuncuyu salataya doğradık?
- Ne varsa kafamda var oğlum, cebimizde duracağına kafamızda dursun cigara tısısısıs.
- Boş kafa mezara, hadi iyi muhabbetler kardo.
- Varolasın...
BUKO: Adamın .mcığı dükkkanı kapattırdı, yine de rahat etmedi! Beleş kovalıyor gene piç!
Tatyos Bey: Eee moruk restorant açtım diyordun en son?
BUKO: Heh, işte bu Robespierre'in Yeri'ni açtım. Muazzam iş yapıyor, herkes orada. Dükkanda üç tane Ganyan makinası var. Zeytinburnu'nun en önemli mezecilerinden Piyazcı Arif'i işe almışım; domatesi, peyniri, zeytinyağını Çanakkale'den getirtiyorum. İşlerin gittikçe artmasına rağmen kimseden para alamadığım için Robespierre'in Yeri battı. Robespierre'in Yeri'ni dükkana doldurduğum Zeytinburnu'nun idealist kopukları batırdı.
Tatyos Bey: Belki de bu batış iyi oldu? Zeytinburnundan dünyaya açılmanızı sağladı?
BUKO: Tabi Çinçin altyapısından yetişip, bu altyapıyı Zeytinburnu ile harmalayınca FACTOTUM ortaya çıktı... Çay ocağında çalışmam; torbacılık, içki, cigara; Kumkapı sahilinde 2 ay yıkanmamış tava ile yumurta yapmam ise yaratıcılığımı ve üretkenliğimi kamçıladı bir yandan... Dur! Müslüm'den Affet'i açayım! Rainbow'dan güzel söylemiş Baba... "SEEEEEN GECEME GÜNDÜZ OLDUN, SEEĞĞN CANIMA YOLDAŞ OLDUN!" Hadi sağlığına, mutluluğuna ciğerim! Vur!
Tatyos Bey: Şehrin gürültüsünden uzaklaşmak istediğin oluyor mu moruk?
BUKO: Oluyor. Böyle dönemlerde akşam trafik saatinde 522ST numaralı Sarıgazi otobüsüne biniyorum ve kalabalığa teslim oluyorum. "Çok şükür" diye diye Veliefendi'ye geri dönüyorum. Derdin mi var; trafik saatinde bin 522ST'ye, kelebek gibi olursun!
Tatyos BeyTatyos Bey: Kumar, olmazsa olmazın mı şefim?
BUKO: Kumar konusunda ilkelerimden taviz vermedim. Kumar benim tutkumdur, bu tutkuyu çok seviyorum. Kumarı Zeytinburnu'nda Kunti Abi'nin Kahvesi'nde, iki kat yerin dibinde de oynadım; Bebek'te yol yalısında, viski ve cigaralığın döndüğü güzel kadınların arasında da oynadım! Kıps?! (göz kırpıyor) Lakin benim yerim Kunti Abi'nin Kahvesi gibi eksi ikideki kumarhanelerdir.
Tatyos Bey:Şimdiki arabandan bahsetsene biraz moruk.
BUKO: 55 model direksiyondan vitesli Amerikan Ford'um var. Değişen parçası yok, emsalsiz bir sevgili! Yorulmasın diye bagajına alışveriş torbalarını bile koymuyorum. Birinci viteste 80 km hıza ulaşıyoruz. Kapısı orijinal olduğundan kendiğinden "click!" diye ses çıkartıyor kapanırken. Tanju Okan dinleyip Kuzguncuk Sahili'nde tekli cigarayla turluyoruz bazen bizim bebeleri toplayıp. Büyükçekmece Gölü'nün kenarında Bob Marley dinleyip Reggea yapıyoruz falan, çok fenalı kafalar...Dur bir çöğdürüp geliyorum.
Tatyos Bey:Son olarak okuyucularına söylemek istediğin bir şey var mı moruk?
BUKO: Memeler sönmeden, çükler boynunu bükmeden sevişebildiğiniz kadar sevişin!

İZLE
FACTOTUM
/ Film

Share