Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Catay ve Myanmar'da Bir Bagan Tapınağında Mangal...

2016-10-02 04:34:50

Tatyos BeyTatyos Bey'in bu haftaki konuğu, twitter'ın ilginç karakterlerinden @thecatay . Tatyos'un bu hafta seçtiği mekân da biraz... Nasıl desek... Biraz... Tuhaf! Evet tuhaf! Yani kimin aklına gelir ki Myanmar'da bir Bagan tapınağında mangal yakıp rakı içmek? Yani gerçekten gidiyor mu buralara yoksa bizimle kafa mı buluyor, sen ne düşünüyorsun okuyucu? Gönderdiği fotoğrafa bakılırsa basbayağı kurmuşlar mangalı, çilingiri Tapınağın ortasına ama... Neyse... Tatyos Bey'in hayal dünyasına kim akıl sır erdirebilir ki? Haydi o zaman, kulak kabartalım muhabbetlerine:

Tatyos Bey: Çocukluğundan ve Çocukluğunun Adapazarından bahseder misin?
Catay: Adapazarı tipik milliyetçi muhafazakâr bi Türkiye şehri işte ya anlatıcak bişeyi yok. Aklına ne geliyosa o.  Kötü yani başka bişey söylenmez. Bir genç için hiçbirşey yoktu o zamanlar. Gözümüzü açamadık. 13-14 yaşından sonra hergün üniversiteyi kazanıp büyük şehire gitme hayali kuruyodum. Sonra oldu o da gittik. 
Tatyos Bey: Üniversiteden beklediğin tatmini aldın mı?
Catay: ÖSS vardı bizim zamanımızda. Ben tembel adamım o zaman da çok okurduk ederdik gerçi ama dersle falan işim olmazdı. ÖSS ye girdik puan geldi. Baktım bu puana İstanbul-Ankara’dan neresi tutuyor diye. Ona gore bölüm seçtim. Mühendislik okudum ama yazma sebebim tamamen Ankara’da onu tutuyor olmasıydı.  Zaten sonra da yapmadım hiç mühendislik. Askerliği ertelesin diye okudum. 
Tatyos Bey: Üniversite sana ne kattı?
Catay: Üniversite meslek öğretir. İnsana bişey katacak olan şey yine kendisi. Yani sen sığırsan sığırsındır, diploma buna bi katkı yapmaz. En iyi ihtimalle okumuş sığır olursun. Ondan da çok var zaten etrafta.  Ama kantin kültürü iyidir. Farklı insanlarla masaya oturursun, kavga edersin gerekirse. Bunu da katar. 
Tatyos Bey: Muhafazakâr bi yapı'dan geliyorsun, fikirlerin nasıl değişti hangi noktaya geldi?
Catay: Muhafazakâr yapı derken şehir olarak muhafazakar bir şehirden geliyoduk. Laikliğe falan her zaman bağlıydık ama dini falan da çok iyi bilirdik. Hala da çok iyi bilirim. Diğerlerini de iyi öğrendim sonra. Hatta bazılarını gittim yerinde gördüm falan. Aslında fikirlerin nasıl değiştiğiyle ilgili bi mihenk taşı söyleyemem uzun zaman sürdü bu ama başlangıcı için sembolik olarak Aşık Veysel’in “bu dünyayı gören sensin” şiirini söyliyim. Sonra bana bi “lan hakkaten aq ya” hali geldi. Filozofları çok okudum. Onların dünyasına girmek acaip bişey. Fikirleri bok gibi de olsa hepsi acaip adamlar. Sonra üniversitede Rousseau’yu  hatmettim. Marx’la tanıştık sonra Engels falan işte fiks. Liberal teorileri de çok okudum aslında ama Lenin’den inanılmaz etkilendim. Lenin adam gibi adamdır. Çok sağlam Leninist oldum. Hala da durur o. Adam Smith, John Locke o taraftan falan da çok okudum araştırdım da onları hiç sevmedim. Fakirlik olmasın zalimlere karşı çıkalım hepimiz kardeşiz ırklar yalandır falan diye gezmeye başladım. Lenin’den hiç uzaklaşmadım ama solun dogmatik yapısından, kavgalarından bi de özellikle bu romantik sol rüzgarından çok sıkıldım. Solun romantikliğini makul gösteren her fikirden nefret ediyorum. Halkın durdurulamıycak bir coşkun akan seli yok. Hepsi survivor izleyip götünü kaşıyo. Sol mücadele çoğu zaman halka ragmen yürütülen bir mücadele. Aslında çok şey söylerim de şimdi ite köpeğe malzeme vermeyelim. O düşünceye bir mesafe koydum diyelim. Anarşizme kaydım ama ona da tam ait hissetmedim kendimi.  Öyle de kaldık. Artık buna anarko-sosyalizm mi dersin ne dersin yarak gibi bi durumda kaldık işte. Sonra da bıktım bu ideoloji işlerinden, kavgalarından. Nietzsche’nin bi lafı var. “Çok fazla insan doğuyor İşte bu fuzuli insanlar için türetilmiştir devlet” der. İşin içinde ilkel dürtülerine hala hakim olamayan bu insanoğlu, sen, ben, hepimiz  olduğu sürece hiçbir ideoloji kağıtta yazıldığı gibi olmuyor. Ama varsa yoksa laiklik. Laikliği kayıtsız şartsız benimsemiş ve insanı insandan ayırmayan herkesle aynı masaya otururum. Hiç sorun olmaz. 
Tatyos Bey: Olgunluk döneminde bi meslek seçmiş olsaydın hangi mesleği seçerdin?
Catay: Bir şirkette çalışmadan veya bir ortaklığa ihtiyaç duymadan tek başına da yapılabilecek bir meslek tercih ederdim. Aslında şu an öyleyim ama okulunu okumadık sonuçta. Yazarlara çok özeniyorum. Yeryüzünün en mükemmel mesleği heralde yazarlık. Fikirlerini yazıyorsun ve bunun karşılığında para alıyorsun. Bundan daha mükemmel bişey olamaz ya yazaların hepsini öldürmek istiyorum. Ya insanın kendine zaman ayırabilmesi lazım Tatyos yoksa kafayı yer. Bu sistemden ne kadar uzak olursan o kadar iyi. Çok arkadaşım akşam 9 da eve gelip 10 gibi sızıyor. Eminim üni yıllarında hiçbiri bunu hayal etmiyordu. In to the wild filminde bi laf vardı “Kariyer bir 20.yüzyıl icadıdır ve benim buna ihtiyacım yok” diye. İyi laf. Sonuçta herkes bir yaz günü egede akşamüstü rakısı içebilmek için yaşıyor. Kariyer falan boş iş. 
Tatyos Bey: Hegel deyince aklına ne geliyor? Bu Vatandaşa karşı öfkenin sebebi nedir?
Catay: Çünkü yalan bir dünya sunuyor. Ona göre herşey her zaman iyiye, makule gider. Bok gider ya nereye iyiye gidiyo. Çelişkilerden en ideal sonuç çıkar diyo ya. Kanım çekiliyo ya deliriyorum bu adamın adı geçtikçe. Ya bu diyo ki devlet her türlü ahlaksal sorumluluktan arınmıştır diyo. Hegel’e gore bu konuda tek karar merci tarih. Yani devlet başardıysa sorun yok. Devlet başarıılı olduysa her negatif yön görmezden gelinmelidir. Yuh aq. Bunun “çalıyolar ama çalışıyolar be abi” lafından ne farkı var şimdi bana sen söyle. Neyse bu konuyu konuşmak istemiyorum daha fazla. Şu güzel mangalda keyfimiz kaçmasın
Tatyos Bey: Ya tamam sakin ol şu rakıyı uzatsana bi
Catay: Ya bak bu kurnaz Hegel diyor ki “Akla uygun olan gerçektir, gerçek olan akla uygundur.” Felsefesinin temeli bu. Peki ne oluyor bu sözden sonra. Atesit de dindar da bu lafa sığınabiliyor. Neden? Çünkü lafı nereye çekersen oraya gider. Hegel aynen bu işte. Hegelciler bile sağ Hegel sol Hegel olarak ayrılmış. Sağ Hegelciler devlet millet ve din görüşlerine sıkı sıkı sarılırken sol Hegelciler de(Marx gibi) Efendi-köle diyalektiği üzerinden yürümüşler. Bu adam işte böyle bi adam. Davutoğlu da Hegel’den etkilenmiş Marx’da sdafgdhsajfdghsa ya gülme geldi teallam konuşmayalım şu adamı ya. 
Tatyos Bey: Peki tamam 3 tane film söyle o zaman?
Catay: Hegel palyaçosu aydınlanmadan çok fazla etkilenmesine rağmen gitmiş aydınlanmanın dine getirdiği sert eleştirilerin de önüne geçmeye çalışmış bir adamdır. Ya sen Ahmet Hakan mısın aq inanılmaz bişey hakkaten ya. Bak ben bunlara yorum yapmıyorum bile olanı söylüyorum. Ya bak şöyle anlatıyım bak dinle. Hegel’e göre devlet insanın tüm varlığını borçlu olduğu en tepedeki olgu. Ve Hegel bunu yaparken devleti mutlaklaştırır. Ya senin gibi tez-antitez-sentez sistemini kurmuş bir adam nasıl ortaya çıkan sentez(devlet)i mutlaklaştırıyor? Diyalektik neden devlet olgusundan sonra yine devam etmyiyor da devlet mutlaklaşıyor? Bu kurduğun sisteme bile aykırı. İçindeki milliyetçilik gözünü kör etmiş çünkü. Eleştiriler gelince de "Benim içimdeki milliyetçilik gözümü kör ediyor kendi sistemimi yıkıyorum sıçtım batırdım" diyememiş de “ee zaten dedim ya hayat çelişkilerden oluşur sistemime uygun davrandım” demiş. Yok ebesinin amı artık ya. Böyle kaçak dövüşen böyle bi oynak adam daha olamaz. Bu adamı biz niye konuşuyoruz ki zaten bırak allah belasını versin ya.
Tatyos Bey:Ya tamam 3 tane film söyle
Catay: Ya bak yine sinirlendim. Lan olm tamam bak sen sistemi kurdun. Dedin ki çelişkiler bir araya gelicek. Çıkan sonucu makul bulucaz ok lan tamam. Sen bu şekilde savaşları kavgaları dini falan herşeyi makul yaptın lan kabul tamam. Tamam ulan bunu da kabul ettik. Lan pezevenk sen peki neden parlementoya karşısın o zaman? Bu nasıl perhiz bu nasıl lahana turşusu? Parlemento savunduğumdan değil bak yanlış anlama Tatyos beni yanlış anlamanı istemem ama adamın kurduğu sisteme göre parlemento olgusuna sıkı sıkıya sarılması lazım çünkü orda tüm çelikşikler tüm karşıt fikirler bir araya gelip çarpışır. Ama herif parlementoya karşı. Ya bu ne allah aşkına şimdi? Bunlar Hegel’e getirilen en temel eleştirilerdir. Adamın içine girdikçe daha neler neler var. Ama hepsine verdiği boktan cevabı da fiks. Çünkü zaten sistemini bu çelişkilerin üzerine kurduğu için o yanlışlığın tam ortasına kendi yerleşirse de sorun yok. Neden yok çünkü o öyle söyledi. Onun sistemi o. Öyle şeytani bir sistem kurmuş ki bu boktan cevabı bile sistemin içinde mantıklı gözüküyo. Ama ben yemem Ben Nietzsche şerbeti içtim. Bıraksın bu işleri adam olsun. İdealistlere prim vericek halimiz yok. Bu dünyayı onlar mahvetti hep. Kapat şu konuyu ya yeter bana sorma bu adamı
Tatyos Bey: Ya tamam Allah Hegel’in belasını versin tamam yeter ya
Catay: Özür dilerim Tatyos birden kontrolümü kaybettim
Tatyos Bey:Tamam 3 tane film söyle
Catay: Fiks filmleri zaten hepimiz seviyoruz godfather taxi driver falan onların haricinde İyi kötü çirkin, The Fall ve Dogville diyelim
Tatyos Bey:Galatasaray deyince aklına kim gelir? Ne gelir?
Catay: Ya futbol sevmek super bi olay ya. Manasız bir tutku yaşıyorsun.  Saçma sapan bir şekilde bir gole inanılmaz sevinip ya da tam tersi bir gole inanılmaz üzülüyorsun. Bu hiçbirşey yapmadan boş durmaktan iyidir lan her türlü. Sıkıcı yaşantıdan kaçış işte mis gibi. Üstelik sistemin seni mahvettiği gerçeğini unutturması falan da cabası ya mükemmel bi olay. Prekazi ve Hagi dedin mi benim için akan sular durur. Hagi benim için allahtır. GS diyince aklıma Hagi gelir. Bi de Taffarel. Kedimin adı bile Taffarel. Taffarel çaya süt koysun ben de çayı sütle içerim. Onun için bütün prensiplerimi yıkarım. Ona ben kurban olurum. Bi de tabi son dönemde Sneijder var. Pardon Sneijder demişim. Allahın aslanı mazlumun kılıcı adaletin harcı sayın profesor doktor Wesley Sneijder beyfendi dicektim. 
Tatyos Bey:Rakı mı? Viski mi?
Catay: Zaten sadece ikisini içiyom artık. Ama son kertede tabi ki rakı. Sonra da kokoreç yiceksin ama. Kokoreç sevmeyen insan şerefsizdir.
Tatyos Bey: Yoga ve Felsefesi hakkında ne düşünüyosun?
Catay: Ya ne düşüneyim. Kötü enerjiyi üfleyerek domalarak evrene göndermeye devam etsinler.  İyi düşünürlerse iyi olur evet aynen aynen. Sorunca da “öyle deme çok esnek vücuda sahip oluyosun” falan diyolar. Ya sen don lastiği misin neden esnek olasın ki? Delirmiş bunlar ya allah kurtarsın
Tatyos Bey: 3 tane kitap söyle
Catay: Karamazov kardeşler - Dostoyevski, Eşitsizliğin kökeni – Jean Jacques Rousseau, Varolmanın dayanılmaz hafifliği – Milan Kundera, Bi de Gecenin sonuna yolculuk –Louis Ferdinand Celine
Tatyos Bey: 3 isim söyle. Şarkıcı ya da müzik grubu?
Catay: Elvis Presley, Freddie Mercury, Pink Floyd
Tatyos Bey: 3 yazar?
Catay: Dostoyevski, Steinbeck, Milan Kundera
Tatyos Bey: Nedir bu Milan Kundera sevdası?
Catay: Milan Kundera gibi kadın erkek ilişkilerini, insanın en dip duygularını bu kadar realist anlatan bir yazar daha yok bence. Muazzam da bir kalemi var. Eski komunist olmasına ragmen sonra karşı devrimci olduğu için komunistler tarafından çok eleştirilir ama kalemi yazdıkları söledikleri doğrudur. Muhteşem bi adam. Bence tartışmasız yaşayan en büyük yazar.
Tatyos Bey: Robert de Niro mu? Al pacino mu?
Catay: Kesinlikle Robert de Niro
Tatyos Bey: Dünyada en sevdiģin yer?
Catay: Hindistan’da Udaipur diye bi şehir var. Masal gibi bir yer çok etkilenmiştim. Çok güzel bir şehir. Ama gittiğim yerler içerisinde kesinlikle Floransa bir numara. Floransa’dan daha güzel bir şehir olabileceğini zannetmiyorum. Ben oralıyım ya benim memleketim orası. Canım Floransam. Hastasıyım ama bole millet sorduğu zaman falan Udaipur’u da mutlaka söylüyorum orası da çok güzeldi. 
Tatyos Bey: Tarantino filmleri hakkında ne düşünüyorsun?
Catay: Hepsi mükemmel. Laf edenin allah belasını versin
Tatyos Bey: Dünyaya bi şarkı dinletmek isteseydin hangi şarkı olurdu?
Catay: Kesinlikle Beethoven 7th Symphony 2nd movement https://www.youtube.com/watch?v=Zo3k2N3A1IQ
Tatyos BeyTatyos Bey: Asyadan yeni döndün. Avrupaya da gidiyosun Nedir bu doğu batı farkı dedikleri? Biz bunun neresindeyiz?
Catay: Asya acaip ya. Oralar çok başka yerler. Sistem tamamen farklı işliyo. Kafalar başka türlü çalışıyo. İnsanların bakışı tamamen farklı. Oranın acımasızlığı da bambaşka. Hayat ucuz çünkü insan ucuz. Durup dururken kafanıza inek düşüp ölebilirsiniz. Kimse de bunu garipsemez. Çok normal karşılarlar. Yokluk  sefalet heryerde. Hayat zor. Mücadele etmen lazım. Zıpkın gibi olman lazım. Budizm belki dünyanın en traş dini ama biraz oraları gezenler bilir ki Budizm olan memleketten zarar gelmez. Güvenlik sorunu yaşamazsın. Asya ülkeleri bir kurala gore yaşamıyolar. Kurallar kerhen var. Teoride var pratikte yok. Batı ise herşey kurallar üzerine kurulu. Herşey bir düzen bir sistem içerisinde. Kurallara zenginler uyar. Kanun demiyorum ama yanlış anlama. Kanun her zaman garibana işlemesi gerektiği gibi işler. Zengin deler geçer kanunu. Böyle bi net fark var doğu batı arasında. Biz ise bunun tam ortasında kalmışız. İki tarafa da gidince hem kendinizi oraya ait hem de ait değilmiş gibi hissediyosunuz. Bunlar çok klişe cümleler ama bence doğru. Aynı coğrafi konum gibi tam ortadayız. Biz bir asyalı değiliz, biz avrupalı da değiliz, olamayız. Bak sana bişey anlatıyım Hindistan’dayken Djaisalmer diye bi şehirleri var bunların çöl şehri. Ordan Delhi’ye gitmemiz lazım. Tren bileti aldık. 18 saat. İlk defa trene binicez. Haliyle bi endişe hakim çünkü devamlı insanlardan Hint trenlerini duyuyoruz. İşte güvenlik, trenlerin üstünde tutunup giden insanlar, pislik, kalabalık falan. Biz de garanti olsun diye first class kısmından bilet aldık. Yataklı vagon yani. Kağıtta öyle yazıyo ama aklına öyle bi first mirst gelmesin. Bi tane döşek veriyolar muşambadan o kadar. Kapı bile yok. Perde var. Neyse yataklı first class biletimize 20 lira verdik aldık. Treni bekliyoruz garda. Garda tepemizde 5000 tane kuş. Üstümüze sıçıyolar devamlı. Yerlerde yatan insanlar. İnsanların üzerlerinde gezen fareler inanılmaz bir koku falan korkunç bi ortam var. Tren geldi. Ne tabela bişey. 3 dakika durucak yolcuları alıcak ve gidicek. Bizim gibi turistler de var Almanlar Japonlar falan. Neyse tren geldi adam gibi durmadı bile biz koşa koşa trene bindik. Döşeklerimizi bulduk. Almanlara yol verdik falan. Gördük döşekleri. Çantaları bi döşeğin üzerine koyduk sonra birimiz tuvalet nerde ona bakmaya gitti. Birimiz diger vagonlarda ne var ona baktık. Bi sigara içtik. Sıkıntı olursa çıkış nerde ona baktık falan darken döşeklerimize döndük. Bir döndük ki bir de baktım o bizimle aynı anda ayni şekilde trene binen almanlar biz daha ulan tuvalet nerde çıkış nerde dur bi sigara içelim nerden sıkıntı gelir falan derken Alman kadın yatağını yapmış, çarşafını sermiş, örtüsünü örtmüş jilet gibi. Berlin gibi içerisi aq ne ara yaptın? Yetmemiş kablosuz hoparlöründen Schubert’ini açmış, Almanyandan yanında getirdiği wusthof bıçağıyla da ekmek kesiyordu. YUH AQ!! İşte bu bir Almanla bir Türk arasındaki farkı mükemmel anlatıcak bi hikaye. Onların hiçbir zaman bir güvenlik endişesi olmuyor. Hayatında hiç ulan şurda bi tehlike gelir mi nerde kaçarım diye düşünmemiş ki. Onların bir tane planı var ve onu güze hale getirmeye çalışıyolar. Biz ise devamlı bombalarla krizlerle darbelerle hırsızla it uğursuzla büyüdük. Bizim birinci önceliğimiz nerden sıkıntı gelir nasıl yırtarız. Bizim bir sürü planımız var biri olmazsa aklımızda öbür plan var. O yüzden hiçbirini mükemmel hale getiremiyoruz. Bu olmuyor bole büyümedik. Tabi bu arada Batılının içindeki bu rahat dürtü gelecek kaygısı taşımıyor oluşu bu rahatlık onları bizden daha mıymıntı daha şımarık sölemek istemiyorum ama daha aptal hale getiriyo. Bizim ise veya daha ileriye gideyim bir asyalının ise devamlı tetikte olması lazım. Adrenalin devamlı var bizde. Biz onlardan daha pratik zekalı insanlarız. Bir avrupalının asyada yaptığı saçmalıklara görseniz inanamazsınız. Ya bir insan nasıl bu kadar mal olabilir diye düşünmekten ciğerim soldu. Etraflarında olan biten hiçbirşeyin farkında değiller. O yüzden ordan bizim buralara ortadoğuya bakıp saçma sapan analizler yapabilıyolar. Kafaları buraya basmıyo çünkü hergün yaşam savaşı verilen topraklara. Yazarları filozofları buraya bakıyo “ya şeriatçıların da halinden anlayın, siyasal islamı da demokrasi içinde değerlendirin dışlamayın” falan filan. Ya bilader öyle olmuyo o işler işte. 
Tatyos Bey: Hindistan’a gittin, bu sene de Myanmar-Laos-Kamboçya-Tayland’a gittin. Nedir bu ülkeler arasındaki fark?
Catay: Hindistan dünyada hiçbir yere benzemez. Geçen seneki seyahatimle bu senekini kıyas bile etmem. Dünya bir yana Hindistan bir yana. Bu sene çok güzel yerlere gittim. Myanmar harikaydı mesela. Kamboçya Angkor Wat Tayland’ın o cennet adaları harikaydı. Ama bu sene gittiğimiz yerdeki devletlerin hepsi şerefsizdi. Olmaz yani. Böyle bişey olmaz. Myanmar belki de dünyadaki en gaddar en baskıcı hükümet. Gerçi ben döndükten sonra seçim yapıp 62 senelik cuntayı devirdiler ama sene 2016 yani bu daha yeni oluyor. Laos desen rüşvet yolsuzluk diz boyu. Ülkede asfalt yok. Bitmiş. Çöp arabasını bile Japonya hediye etmiş. Lan onu da mı alamadınız hakkaten inanılmaz. Asker kendi burjuvasını yaratmış takılıyo. Halk perişan. Bunlar bi de sözde Komunist hükümetler. Bu ülkeler çok acılar çekmiş ülkeler. Laos dünyada en çok bombalanan ülke. Vietnam savaşında bile Vietnamdan daha çok bombalanmış. Ya Myanmar bile bombalamış Laos’u. Ya Myanmar da para mı var aq gitmişler denklleştirip bomba almışlar onu da gariban Laos’a atmışlar:)  Lan garibanın garibana yaptığını kimse yapmıyor ya olmaz böyle bişey. Bu acıların bu sömürünün üstüne Komünist hükümet gelmiş ama her devlet gibi eninde sonunda yozlaşmış bitmiş. Baskıcı yasakcı hiçbir gelişme göstermemiş ülkeler olmuşlar. Bu turistler için çok iyidir harika şeyler gördük bu yüzden ama siyasi olarak bitmişler. Hala en güzel yerler en bakımlı yerler sömürü zamanından kalan yapılar. Arka mahalleye geç fakirlikten başka bişey yok. Kamboçya desen zaten Pol Pot diye bir şerefsizin yumruğu altında yaşamışlar. Adam nüfusun üçte birini öldürmüş ya. Gözlük takanı öldürmüş dil bileni öldürmüş. Batının değerlerini temsil ediyor diye. Ölüm tarlaları dolu ülke. Sosyalizm adına yapılmış bunlar. Yerin dibine batsın öyle sosyalizm ya. Tayland nispeten bu ülkelerden ayrılıyor yırtmış daha zengin. Araba var en azından asfalt var falan ama o da darbeler baskılar içinde. Gezmesi mükemmel ama bir de Myanmarlıya Laosluya sor. İçleri kan ağlıyordur. Myanmarlı adam Laos’a kaçmış çalışmak için ya :)) Bu keneften kaçıp lağıma düşmekle aynı şey ama gitmiş işte. Myanmar gelişir ama.  Myanmar enteresan ülke. Patlama yapıcak şimdi kesin cunta devrildi artık. Çok meşhur olucak oralar bak görürsün.
Tatyos Bey: Hindistan’ı anlatsana biraz
Catay: Hindistan gezmek için çok güzel ülke. Tamam çok zor ama muazzam. Ya 4-5 günde alışırsın devam edersin ya da isyan eder geri dönersin. Ben yemeklerinden nefret ettim mesela ama pisliğine falan alıştım. Sonuçta erkeğiz ya bi şekilde adapte oldum. Adapte olduktan sonra sana sundukları ise hakkaten eşsiz şeyler. O Taj Mahal falan şahane yer, Himalayalar, tropik sahiller o kültür falan hepsi çok güzel. Bu sene de gezdim asyayı ama Hindistan gerçekten çok başka. 50km de bir dil değişiyo. Her gün başka bir şeye şaşırıyosun. Çok acaip ya bir otobüse 180 kişi biniyolar. Dinin ülkedeki ağırlığı, kalabalığı, o trafiğin kaosu falan akıl alır şeyler değil. İstanbul trafiği Hindistan’ın yanında medeniyettir. Gören herkes aynı şeyi söyler buna eminim.
Tatyos Bey:Seni en çok etkileyen şehir hangisiydi? 
Catay: Varanasi. Keşke herkes Varanasi’yi görse. Hinduların Mekkesi Varanasi. Çok kutsal. Ama öyle böyle kutsal değil. Orda bulunduğunuz her an bunu hissediyosunuz. Ganjın kenarında bir şehir. Dünyanın hala yerleşim olan en eski şehirlerinden biri. Bakır çağından beri yaşam var. Her sabah her akşam Ganj’ı kutsamaları, ölülerin yakılması, nehirden geçen cesetler, o nehirde yıkanan insanlar çamaşırlar, etrafta ölmeyi bekleten Hindular. Bunların hepsini aynı anda görünce falan ambale oluyo insan. Kelimelere dökebilmem mümkün değil. Görmen lazım. O ruhani hava anlatmayla olmaz. Ordayken içimden “Dünyadaki bütün büyük edebiyatçılar buraya gelsinler ve bunu yazsınlar. İnsanlar burayı bilmesi lazım” diye düşünmüştüm. Onlar belki kelimelere dökebilir ben dökemiyorum.
Tatyos Bey:Fakirlik nasıl?
Catay: Ben oraya gitmeden önce fakirliğin ne demek olduğunu bilmiyormuşum açıkcası. Orda bunu gördüm. Bir fakirlik varmış bir de sefalet varmış. Bununla ilgili düşüncem çok değişti. Fakir birini gördüğüm zaman oh iyi bari fakirmiş diyodum. Öyle bir raddede bir sefalet var ki fakirliğe tamam ya bu adamın keyfi yerinde diyodum. Fakirlik de şu yani atıyorum ayda 20 dolar kazanıyo yemeği var suyu var tamam. Bunu görünce seviniyodum. Hindistanda buna ulaşamayan yüzmilyonlarca insan var. Anlatınca kolay geliyo ama durum bu. Hindistan’a ilk gittiğimiz gün Delhi’de meşhur cuma caminin karşısındaki bi sokağa gittik. Restoranların önüne yere oturmuş dışarı atılcak yiyecekleri bekleyen onlarca insan. Belki 100 kişi bi restoranın önünde. Şoktan öylece kaldım. Sıraya girmişler yerde bekliyolar. Sonra restoranın birinden garson dışarı bi ekmek attı. Bi köpekle bir çocuk ekmeğe koştular. Biraz kapıştılar sonra köpek ekmeği aldı kaçtı. Bunu gözlerimle gördüm. Çocuk ağlıyo falan ya gözünün önüne getir. Olacak şey değil. Filmlerde olur bunlar diye düşünüyosun ama yüzmilyonlarca insan bu şekilde yaşıyolar Hindistanda. Ama daha beteri de varmış meğerse. Son gün gördük onu da.
Tatyos Bey: Anlatsana onu da?
Catay: 40 gün Hindistan içinde 9000 km yol yaptık. Bir müddet sonra bu sefalete alışıyosunuz. İlk seferki kadar seni etkilemiyo. İnsan beyni başedemediği stresi yok sayar. Sen de yok sayıyosun. Artık işin fakirlik boyutuna değil kültür boyutuna odaklanmaya başlıyosun çünkü sonuçta çiğ süt emmişiz insanoğluyuz. Bu inkar 40 gün sürdü ama en son gün yine kaçamadık bundan. Hayatımdaki en acaip günü geçirdim. Mumbai’de Dharavi diye bir mahalle var. En son gün oraya gittik. Hindistan’a ilk geldiğimde fakirlik nedir bilmiyormuşum dedim ya meğerse orda geçirdiğim 40 günden sonra bile bilmiyomuşum. İnsanlığın bittiği bir yer orası. Olmaz yani. Olmamalı. Bu Dharavi Slumdog milyonerin çekildiği mahalle. Slum deniyor bu mahallelere. Fakir mahallesi yani. Sanki diğer mahalleler süpermiş gibi bi de fakir mahallesi var:) Neyse Bu slumlardan Mumbai'de bir sürü var ama en büyüğü ve üretimin yapıldığı yani hem yaşamın hem de iş yerlerinin olduğu tek mahalle Dharavi. 1milyon kişi yaşıyo mahallede. Türkiyede kilometre kareye düşen insan sayısı 90 Dharavide bu sayı 572.000. Dünyanın en yoğun yeriymiş. İçerde geri dönüşüm yapan atölyeler var. Mumbai’nin bütün çöpü artı Hindistan’ın bütün pisliği Dharavi’ye geliyo. Çöplerin niteliğine göre dükkanlara gidiyo ve geri dönüşüme giriyo. Mesela Yemekhanelerdeki alüminyum yemek tabakları buraya geliyo burda eritiliyo sonra kalıp olarak fabrikalara gidiyo tekrar. Kot taşlama yapılıyo. Plastik eritme yapılıyo. Bunlar yapılırken en ufak bir önlem falan da yok. Çalışanların ölüm yaşı ortalaması 38 miydi neydi öyle bişeydi. Orda çalışıyolar zehirlenip ölüyolar. Aldıkları para ayda 3 dolar 4 dolar. İnsanın insanı nasıl sömürebileceğinin anıtı resmen. Ayrıca evler de var. 10metrekare. Tek oda. Evlerde tuvalet yok. Tüm Dharavi içinde 600 tane tuvalet var herkes onlara gidiyo. Filmi izlyenler tuvaleti hatırlar. Tahtadan bi çukur işte. 1milyon kişiye 600 tuvalet. Yani ortalama 1600 kişiye 1 tuvalet düşüyo. Kilometrelerce kuyruk oluyomuş sabahları. Yetmiyo tabi. Ortalığa sıçıyolar. Yok ki adam naapsın gidiyo köşeye işiyo sıçıyo. Ve bu çok normal bi rutin. Sokaklar daracık. Yine filmden hatırla. Evlerin kapısı içeri açılmıyor çünkü ev zaten 10metrekare. Dışarı açıyolar kapıları ama siz kapınızı açtığınızda karşı komşu açamıyor onun kapısına dayanıyor. O kadar dar sokaklar. Ve o dar sokağın altından da lağım geçiyo. Bütün pislik orda. Çocuklar üstünde oynuyo. Hep gülüyolar. insanlar da gülüyo. Ya neye gülüyosunuz isyan etsenize diyosun ama etmiyolar. İnanılmaz bişey. Bi tane dükkana gittik. Kurşun malzemeler geliyo. 3 tane işçi var. Kurşunu eritiyolar kalıp yapıyolar işleri bu. Dükkan 2metrekare vardır ya da yoktur. 3 kişi orda. Hem ocak var kurşun eriyo. Pencere yok bütün duman içerde. Hem orda çalışıyolar. Hem orda tüpleri var yemeklerini yapıyolar hem orda tuvalet var bi tane kap gibi oraya sıçıyolar hem de orda yatıyolar. evleri yok. 7/24 ordalar. Böyle bir yaşam sürdürüyolar 38 yaşında da zehirden ölüyolar. 3 dolar aylık alıyolar bunun için. Yaşamını veriyor karşılığında aldığı para 3 dolar. Ben dükkana girdiğimde gözlerime inanamadım. İnsanlığından utanıyorsun Tatyos. Cebindeki paradan utanır hale geliyosun. Neden beni soymuyolar şu an. Soysunlar hakları diye içinden geçiriyosun. Bak daha gariplikler bitmedi. Bundan gurur duyuyorlar. Ben çalışıyorum yatmıyorum dedi adam. Tembellik yapmıyorum diyo. Ya kardeşim ölüyosun. Seni öldürüyolar seni sömürüyolar olmaz bu desen de fayda etmez. Adam buna inanmış. Artık bu dinden midir nedir bilmiyorum. Yan mahallede adam Bentley’e biniyo. Dİkiz aynasını kırıp alsa 1 sene yaşar o parayla ama yok yapmıyo. Mahalle olarak gidip sağı solu yaksalar ses çıkaranın allah belasını versin.  Yapmaları lazım. Ama yapmıyolar. Bu şekilde kurşun soluyarak kot taşlayarak bütün pis işleri yaparak ekonomiye 600  milyon dolar katkı sağlıyolarmış. Ama içeriye yapılan bir tane bile hizmet yok. İçeride resim çekmeye izin vermediler. Çünkü zamanında millet resim çekmiş. İnsan hakları dernekleri ayağa kalkmış. 4-5 dükkan kapanmış. Kapanınca bunlar işlerinden olmuşlar. İstemiyolar dükkanların kapanmasını. Çektirmiyolar fotoğraf ya bunlar inanılmaz şeyler. Böyle bi mahallede böyle bi nüfusta böyle bir düzende daha ne olabilir daha ne kadar kötü olabilir diyodum ki meğer mahallenin suyu da yokmuş. Bütün mahallede bir milyon kişinin kullandığı çeşme sayısı 11. On bir tane çeşme. Ve belediye suyu da tam vermiyo. Her gün sabah 10-12 arası 2 saat 11 çeşmeye su veriyolar. O kadar insan her gün 10da su peşinde koşuyo. Allah buna emeği geçeni bin kere kahretsin ya. Benim o mahallede bütün herşeye bakış açım değişti ya. O kadar sol teori liberal teori ekonomi falan konuşuyoruz ediyoruz düşünüyoruz kapitalizm falan. O gün içimden ya şu insanların suyunu versinler bari diye düşünmekten başka bişey gelmedi. Yani bu teorilerle sistemlerle açıklanabilecek bi durum değil. O insanları oraya tıkan o hale sokan o sefalete razı eden her ne ise hangi sistemse hangi ideolojiyse hangi devletse hangi kutsalsa lanet olsun yere batsın yok olsun gitsin. Hindistan Mars’a uydu yolladı. Götlerine soksunlar o uyduyu. Şu insanların suyunu versinler bari ya ne uydusu? Olmaz böyle şey emeği geçen herkesin anasını sikeyim. İnsanlığın bittiği yer orası. Hala ara sıra aklıma gelir hep bunları düşünürüm. Çok etkiledi beni Dharavi. Hayatımın sonuna kadar unutmicam orayı. 
Tatyos Bey: 3 filozof söyle
Catay: Jean Jacques Rousseau, Schopenhauer, Nietzsche
Tatyos Bey: Schopenhauer şu kel olan mıydı?
Catay: Ya ne alaqa şimdi Tatyos? 
Tatyos Bey: Sen de kelsin
Catay: Kel diilim ben saç tercih etmiyorum kel olan sensin. YA KONU YİNE NASIL ORAYA GELDİ AQ YA? YA UZAT ŞU RAKIYI SUS UZAT
Tatyos Bey: Peki son soru. Bir  gün mahallelerimizdeki hoparlörlerden Tchaikovsky 1812 Uvertür duyacak mıyız? 
Catay: Malesef duyamicaz. Keşke duysak. Sence duyar mıyız?
Tatyos Bey: Bilmem belki duyarız
Catay: :) Belki. Hadi şerefine

Share