Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Paracomandante: Paranoyanın Tek İlacı İlerlemedir!

2016-10-02 04:33:12

Tatyos BeyTatyos Bey'in bu haftaki konuğu, twitter'ın sevilen hesaplarından biri olan Paracomandante.... Tatyos Bey, Paracomandante ile Ankara Kalesinde buluşup memleket meselelerini konuştu.

Tatyos Bey: Hoş geldin abi. Önce viskileri içelim, bir yandan demleniriz, bir yandan muhabbet ederiz.
Paracomandante: Laiklik bee asasahsshs!
Tatyos Bey: Assdsjsjdsdj...Başlıyorum abi sormaya...
Paracomandante: Gönder gelsin.
Tatyos Bey: Laik komşu devlet sınırlarında oluşan cihat Türkiye'deki rejim ile ilgili sıkıntı oluşturur mu?
Paracomandante: Türkiye’deki rejimin ya da daha doğrusu rejimsizliğin ne olduğuyla ilgili, eğer kurulmakta olan rejim açısından düşünürsek elbette, herhangi bir sorun teşkil etmez, ancak yıkılmakta olan rejim açısından bakacak olursak, durumu anlamak için biraz daha geriye gitmek gerekiyor. Suriye’de renkli ya da turuncu devrim gibi başlayan sürecin İslamcı baskı ve teröre evrilmesi ve bölgede adeta minyatür bir dünya savaşının çıkması Suriyeli halkın direnişine bağlıydı, bizde ise pek bir direniş olmadan, hatta belirli çevrelerin manüplatif kampanyaları sonucunda 2010 referandumunda,yani Türkiye’nin Arap Baharında çok önemli mevziler İslamcı Neoliberal hükümete terk edildi. Öyle bir kampanyaydı ki, bir yandan Nevizade'de rakı içip öte yandan referandumda evet oyu verilmesi gerektiğini anlatanlar bizi AKP’nin rakı içeni ilan ediyordu, iktidarın bu sefer desteklenmesi gerektiğini söyleyenler bizim Akp’den hiçbir farkımız olmadığını iddia ediyordu. Yargı bağımsızlığını savunmak dünyanın en korkunç şeyiydi. İnsanlık suçu işliyorduk, hepimiz küçük diktatörlerdik, Habil ve Kabil mevzusundan başlayaraktan bütün cinayetlerde bizim karanlık zihniyetimizin parmağı olabilir mi acaba? Biz ne ara bu kadar kötü insanlar olmuştuk? Uyanmaları 3 sene sürdü, uyananlar için söylüyorum tabii. Ama nihayet Haziran’da bir uyanış oldu, dikkat etmemiz lazım, bu isyan Arap Baharı veya benzeri bir şey değildi. Arap Baharına karşı büyük ölçekte bir direnişti. 2010’da bizden aldıklarını geri kazanmak için sokağa çıkmıştık. Bu isyan Türkiye’nin bir muhalif direniş hattını bugün hala canlı tutmaya yetiyor mu bilmiyorum. Fakat görüyoruz ki Suriye halkının Gezi direnişi hala devam ediyor. Dolayısıyla sorunun bizim gibi fazlasıyla cins bir ülkede basit bir yanıtı yok. Çünkü modernleşme tarihinde belki de ilk defa rejimi sürdürmek için değil yıkmak için istisna haline başvuran bir iktidarla karşı karşıyayız. Karmaşık bir durum. Avrupa entelektüelleri de sağlıklı değerlendiremiyor, pek anlayamıyorlar.
Tatyos Bey: Son dönem yaşadıklarımız sermayenin klasik din üzerinden sömürüsü mü? Karşı devrim sürecin başlangıcı mı?
Paracomandante: Küçük mü büyük mü? Bu gördüklerimiz hep yaşanan şeyler mi yoksa şu an özel bir şey mi yaşıyoruz? Devrimci ve karşı-devrimci süreçleri hep büyük parıltılı olaylar olarak düşünürüz doğal olarak ancak öyle değildir. Bunlar tarihin kesildiği anlık durumlar değildir sadece,tarihin ve insan psikolojisinin dahi üzerine inşa edildiği zeminlerdir. En sıradan, bayağı, basit, güncel ve monoton görünümlerinin altında dahi her zaman büyük olaylar vardır. Ailede, üniversitede, derneklerde, meslek odalarında, piyasada; hatta otobüste, metroda, sokakta şahit olduğumuz küçük ve anlamsız gibi görünen gibi görünen gündelik şeyler, genel eğilimlerin yansımalarıdır. Diyebiliriz ki sermayenin şuradan ya da buradan dini araçsallaştırması ile büyük bir karşı-devrimci süreç esasında aynı köke bağlıdır. Veya tam ters tarafta, üniversite öğrencilerindeki basit devrimci arzular ile büyük bir devrimci süreç aynı kökten gelir. İlk denklem şudur, Küçük=Büyük. Bunu Fransız devrimini yapan cumhuriyetçi aydınlar çok sağlıklı bir şekilde görmüştür. Devrimin en önemli keşfidir de bu: en küçük ihanet, örneğin stokçuluk, aynı zamanda en büyük karşı devrimci sürecin örneğin dış savaşın kralcı komploların alametidir.Ve kabul edilmelidir ki herkes devrimcilerin kendileri dahi süreç içinde farkında olmadan ihanet edebilir, iste küçücük bir ihanet aslında, büyük bir komplodur. Eğer herhangi bir birisi tarihsel süreç içinde acaba ben de Robespierre’in  kara listesinde olabilir miyim diye düşündüyse, o kişi zaten ihanet etmiştir. Geçmiş olsun.Buna Robespierre de dahil. Bu durumda ikinci denklem şu dur, Psikoloji =Süreç. Paranoya, karşı devrimci bir komplonun belirtisi olabilir mi? Ve paranoyadan kurtulmak için hep bir adım daha ileri mi atmak gerekir? Hep daha ileri,bir adım daha ileri,asla devrime son vermemek üzere…Evet başka çaresi yoktur. O halde ikinci büyük keşif,savaşın sonunun asla gelmeyeceğidir. Asla bitmeyecek, bir son, azıcık olsa da bir huzur, küçük bir mutluluk dahi yok, öyle bir noktaya kadar ki asla geri adım ve hatta asla bir süreliğine durmak bile yok, gerekirse hepimiz Paris'in orta yerinde ölürüz! Küçük bir ileri adım, büyük bir devrimle aynı kökten gelir çünkü.Paranoyanın tek ilacı ilerlemedir.
Tatyos Bey: 1000 yıllık biat geleneğinden gelen bir ülke için halka yayılmış aydınlanma zor değil mi?
Paracomandante:Sadece ülkemiz için değil her yerde öyle.Kabul etmek lazım ki tarihin aydınlanma olarak tanımlayacağımız bir yönü veya bir çerçevesi yok.O tarihsel anlatı çöktü,veya şöyle diyeyim,zaten hiç geçerli değildi.Ancak aydınlanmanın kendisi çökmedi.Lyotard bu yüzden biraz haklı ama asla bütünüyle değil.Aydınlanma tarih dışından müdahele eder,sayısız kez,defalarca musallat olur tarihe,nerede devrimci bir başkaldırı varsa orada aydınlanma yeniden gündeme gelir.Yani tarihin kaçınılmaz ya da zorunlu seyri değildir bu,tarihin belirli aşamasında toplumlar buna doğal olarak karar veriyor değildir,savaşsız ve kansız asla güncelleşmez,insanlar isterse olur,tarihin dışından bir ayak diremedir.Solculuk denilen şey de bu ısrar zaten.Solun tarihe ve nedensellik zincirine bütünüyle tabi olmaması bu yüzdendir,halka inmek değildir,halk için halka rağmendir,halka kulak verelim ne gibi orjinal fikirleri var acaba değildir,halkçılıktır,bu kadar keskin ve basit.Bu kadar katı ve aykırı.Bu yüzden zor iş,ama dünyanın her yerinde zordu,yine de yapılıyor,olmayacak şey değil.
Tatyos Bey:Sol nerede yanlış yaptı ya da iktidar için ne yapmalı?
Paracomandante: Ben solun herhangi bir yerde yanlış yaptığını düşünmüyorum.Sol budur.Yeniliriz ve gerekirse daha iyi yeniliriz,ancak bir noktada tekrar müdahale edilir,ederiz,sürer gider bu iş,fıtratımızıda bu var.Ancak kendisine solcu diyen liberaller veya daha açık söylemek gerekirse sağın vicdanlı olanları yanlış yapar,tarih boyunca hep yaptılar  da zaten.Ağzına sınıf lafını alamaz ve işbirliği yaparsan ne cumhuriyet ne de laiklik kalır geriye.Temel haklarını ve yaşadığın çevreyi dahi kaybedersin.Etimolojide dahi öyle.Halkçılık ilkesi Latince cumhuriyet(kamu) ve laiklik(sıradan insan) sözcüklerine anlam bakımından bağlıdır,çünkü politikada da bağlıdır bunlar.Sınıfı savunmadığınızda, sınırları unuttuğunuzda hepsi birden çürür gider. Öte yandan sol eliştirilemez mi,solda yanlış yok mudur hiç,eliştirilir,ancak sağ tarafından eleştirilemez,solun hep sol için eleştirileri vardır.Bu yüzden birçok fraksiyona ayrılma ve birçok geniş cephede birleşme şeklinde,defalarca dağılmalar ve defalarca yeniden buluşmadan şeklinde ilginç bir tarihi vardır.Yine bu da her ülkede geçerli bir şey.Örneğin Fransız Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi 68 gençliğine soğuk yaklaşmıştır,sebebi aynı,açıktan paranoyadır.Burada duralım,bu kadarı yeter,tarihin bu aşamasında daha fazla ilerlemeyelim,bu tehlikeli,bu çok büyük,bizi aşar tarzı yaklaşımlar.Ve bunun ters kutbunda ise her yeri yakalım her şeyi kaldıralım tarzı sekter anaşizan veya fazlasıyla radikal yaklaşımlar bulunur.Barikatları korumak ve barikatları küt diye kaldırmak gibi uçlar arasında süregiden bitimsiz tarihsel kavgalar.Ve bu iki kutba uymayan,ama belirli bir tarihin gerçek öznesi olan ilerici 68 gençliği mesela,yani ne bu korumak ne de kaldırılıp atmak,ama barikatı bir öteye taşımak,hep bir adım daha öne atmak,veya kısacası ilericilik.Büyük kahramanlıklar vardır burada.Şiirler de hep onlar için yazılmıştır örneğin:"Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.Bir kadın eline değmezdi ellerimiz.Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha.Bir gece sabaha karşı,pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.Herkes tanıktır ki korkmadık,içimiz titremedi hiç.Mezar toprağı gibi taptaze,mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere...Asıldık ey halkım,unutma bizi.". Barikatları korumak,barikatları kaldırmak ve barikatları ilerletmek yaklaşımları arasında bir kavga pratiği vardır sol içinde.Ayrıca birinden diğerine ,diğerinden öbürüne sürekli geçişler,örgütlerin doğma ve yaşlanma süreçleri vardır.Ama bunun yanında geniş cepheler,büyük tarihsel bloklar da bulunur.Solun doğası budur,her zaman gerçek bir devrim ihtimali ve bu devrime ihanet edenler vardır ve her zaman ittifaklar ve çözünmeler vardır.Ancak bu tartışmaların kökeni yine de ideolojiler değildir,tam tersine ideolijer,barikatları ne yapmamız gerektiğiyle ilgilenen paranoyak ya da ilerici duygularımızdan köken alır.İşte bu yüzden solun hatası diye bir şey yoktur,sadece sol içi hatalar,sol içi sapmalar,solun sol tarafından eleştirisi vardır.
Tatyos Bey:Peki AB'nin mülteci politikaları hakkında ne düşünüyorsun?
Paracomandante: Allah belalarını versin!
Tatyos Bey:Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?
Paracomandante: Valla çok konuştum,herkese selamlar, iyi  bir pazar dileğiyle.