Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Frank: "Herkes çıkarı için götünden bir yasa, ahlak uyduruyor!"

2016-10-02 04:37:08

Tatyos BeyAhmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehrinden biri, bir zamanlar Aleaddin Keykubat’in şimdi ise@frengicostanza’nın şehri Ankara’da Frank ile buluştuk. İlginç, eğlenceli, dramatik ayrıntılarla dolu sohbetimizi  Tunalı da yaptık. Keyifli okumalar
Tatyos Bey: Ahlakın tanımını yapar mısın?
Frank:  Ohaa bu nasıl bir soru abi ya? Abi sen beni bir bok sanmışsın, ben böyle ciddi konuların adamı değilim. Twitter'da insanları etkilemek için Google'dan Wikipedia'dan bulduğum Oscar Wilde, Marki de Sade sözlerini paylaşıyorum hepsi bu, ötesi yok. Ben öyle akademik laflar falan da edemem. Hem bana ters hem de kapasitem yok.
Tatyos Bey: Ya tamam sen kendi tarzında bahset bakalım biraz.
Frank: Bak şimdi; saygın olanının, saygın olmayanının henüz birbirinden ayrılamadığı, yerleşik hayattan bir haber olan insanlığın ilk dönemlerinde sürüler halinde yaşam varmış. İşte bunlardan birinde sürünün babası oğullarını sürüden kovmuş. Bilirsin işte adam götünü sağlama almak istemiş. Sonuçta kim rakip ister ki? Sonra bu sürülen oğullar oturmuş düşünmüş ve demişler ki ya biz bu babayı babalara getirelim ve birlik olup o işi başarmışlar. Hatta babalarını yemişler. Sonra aralarından en güçlü olanı başa geçmiş. Bu başa geçen, eski oğul şimdiki baba, zaman geçince aynı şeyin kendi başına da gelebileceğini nihayet fark etmiş ve bunu engellemek için günü gelince kendi yerini almak üzere oğullarından birini saklamaya karar vermiş. Yalnız bu saklanacak oğula koyduğu bir şart var, o da şu; kadınlarıma dokunmayacaksın. Al işte bak ensest bu şekilde yasaklanıyor. Bu arada bu bilgiler Primal Law adlı kitaptan alıntıdır, okumak isteyen falan olursa pdf'ini bulabilir.
Tatyos Bey: Eee bu kadar mı???
Frank: Daha ne dememi bekliyorsun anlamadım ama bir daha söylüyorum ben öyle bilgili bir tip değilim. Burada ahlak felsefesi kasamam ama kısaca bir durumdan daha bahsetmek isterim. Anglosakson kültüre ve Viktorya Çağına ilgimi herkes bilir. Bertrand Russell'a göre ............
(..... Önümüzden güzel bir kadın geçiyor ve Frank kadının kalçalarına odaklanıp kalmış Yaklaşık 8-10 saniyelik bir sessizlik ....)
Frank: Primal Law kitabında yazıyor işte bu dediklerim.
Tatyos Bey: Bertrand Russell'ın mı?
Frank: Yok ya Bertrand Russell nereden çıktı?
Tatyos Bey: Ya oğlum sen konuları mı karıştırdın? Primal Law'dan bahsettin bitti gitti. Sonra Viktorya Çağı'na geçtin, Bertrand Russell falan derken yoldan geçen insanlara baktın karıştırdın iyice.
Frank: Haaa işte Bertrand Russell Viktorya Çağı'nın gelmesini sağlayan şeyin Fransız İhtilali olduğunu söylüyor. Fransız İhtilaline kadar İngiltere'de insanlar kültürlü, özgür düşünceli insanlarmış. Fransız İhtilalinden sonra İngiliz aristokratları, özgür düşüncenin insanı giyotine götürdüğünü düşünmüş afgfsarhjfsah ya olaya bak Tatyos adamlardaki çıkarıma bak Tatyos ahshshshajd neyse işte bizim aristokratlar da giyotine gitmemek için özgür düşüncenin terk edilmesini sağlayıp feci şekilde dindar olmuşlar. Bertrand Russell, işte Viktorya Çağı budur diyor. Bak bak olaya bak Tatyos, az önce ensest yasağı olayında da aynı durum vardı. Herkes kendi çıkarı için götünden bir yasa, bir ahlak uyduruyor. Hepsinin anasını sikeyim. Bak abi Viktorya Çağı tarih boyunca en çok kilisenin yapıldığı çağ ve aynı zamanda en çok kerhanenin var olduğu çağ. Ya her 60 evden biri kerhaneymiş. İnanılmaz bir rakam bu. İkiyüzlülük belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar derinlemesine yaşanmamış amk ve sözde en tutucu oldukları dönem bu dönem. Herkes kendi çıkarı için götünden ahlak uyduruyor dedim ya hani, işte burada aynısını bize de çok yapıyorlar.
Tatyos Bey: Biz kim?
Frank: Ben ve Erol Bayburti tabii ki. Tek amacımız geyik, kimseye yürümüyoruz. Şuraya girip 2 geyik çevirmek istiyoruz sadece amacımız bu.  Ama günün sonunda adımız sapığa çıkıyor. Ben burada bir kadınla mentiona giriyorum ve daha 2 dakika geçmeden kıza dm atıyorlar Frank'ten uzak dur tehlikeli diye. Daha bir bokumuz da ortaya çıkmış değil, aksine bize bok atan insanlar dm'den kadınlara yürüyor. Timeline'da sabah akşam siyaset, duyar vs kasarken dm'de naber nasılsın ayağındalar. İşin komiği bize sapık diyen insanların elinde bize dair hiçbir caps yok, olamaz ve olmayacak da. Twitter'dan birine yürümek yanlış değil, yanlış olan bu insanların tutarsızlığı. Kendi çıkarlarını korumak için bize karşı ahlak oluşturuyorlar işte. Maksat kadınlar bizden uzak dursun, hepsi onlara kalsın.
Tatyos Bey: Yaşamındaki dönüm noktaları nelerdir?
Frank: Saygın insanlardan oluşan bir evde doğmak önemli bir dönüm noktası benim için. Çocukluğumdan beri istediğim her şey elimin altında oldu ve bu istediğim her şey diye tanımlayacağım tek şey de ailemin kitaplığıydı. Çocukluğum boyunca Hababam Sınıfı, Polis Akademisi ve birkaç şey dışında TV izlemedim. Sadece Atilla Dorsay ve Alin Taşçıyan'ın sunduğu sinema kuşağı vardı. Bir de Rekin Teksoy'un sunduğu sinema kuşağı vardı. İşte bunlar gösterecekleri filmler hakkında bilgi verip sonra da filmi yayınlıyorlardı. Çocukluğumun filmlerini bu insanlara borçluyum. Bunlar sayesinde Luchino Visconti'yi, Rene Clair'i, Vittorio de Sica'yı ama en önemlisi gelmiş geçmiş en muhteşem insan olan Orson Welles'i keşfettim. TV ile tüm ilgim budur işte haftada 5 saat falan. Bilgisayar oyunu denen şeye ise hayatım boyunca bulaşmadım. Okumayı öğrendiğim günden beri kitap okudum ki bunların çoğu romandır. Az önce sen ahlakı sorunca çuvalladım fark edersen tanımını yapamadım 2-3 olay anlattım geçiştirdim çünkü ahlak felsefesi üzerine hiç okuma yapmadım. Viktorya Çağı ile anlattığım şey de Fransız Teğmenin Kadını romanından. İyi ki böyle bir aileye sahipmişim, ya yaşıtlarım Ömer Seyfettin okurken ben William Faulkner okuyordum amk. Üniversiteyi bitirene kadar bir yerde çalışmama gerek kalmadı, bak bu önemli çünkü edebiyat sinema felsefe falan maddi durumu iyi çocukların uğraşı. Lümpen işi hatta ahhaahaahaha. Şimdi kendini doğduğundan beri geçim derdinde olan birinin yerine koy. Tüm gün çalışıyorsun, eve gelince yemek yiyip Twitter'a giriyorsun ve bizim gibi adamların Hegel tartışıp birbirlerine Jim Jarmush filmleri önerdiğini görüyorsun. O adamın yerinde olsam kafayı yerim ben ya, Hegel'inizi de sikeyim sizi de sikeyim orospu çocukları derim. Bir dönüm noktası daha belirtecek olursam Odtü'den bahsedebilirim. Yanlış anlaşılmasın sakın haaa ben bir insanın üniversitede derslerde bir şeyler öğrenebileceğini düşünmüyorum. Sadece Türkiye için söylemiyorum bunu tüm dünya için genelleyebilirim. Bak Harvard Üniversitesi'nin dekanı “Bir Dekan Anlatıyor” diye kitap yazmış oku onu akademi dünyasından tiksinirsin amk. Normal bir üniversite dekanı da değil Harvard dekanı amk. Derslerde bir şeyler öğrenemeyiz ama üniversite ortamında tüm hayatımız şekillenebilir. Ben mükemmel insanlarla beraber oldum. Üniversiteye gidene kadar çevremde benim ilgi alanlarıma sahip kimse yoktu. Üniversiteye gidince benim gibi insanlarla tanıştım. Mükemmel bir yurt hayatım oldu. Büyükşehirlerden birinde okumasaydım kafayı yerdim herhalde. Bak mesela Marx ilk başta Bonn Üniversitesi'ne kaydoluyor ve bildiğin taşra. Hiçbir şey katmıyor ona Bonn şehri. O zamanlarda da Avrupa'nın en taşaklı üniversitesi Berlin'de. Hegel falan ders veriyor daha birkaç yıl öncesine kadar, öyle önemli bir üniversite. İşte Marx da bakıyor Bonn'da bir bok olmayacak 1 sene kaldıktan sonra tasını tarağını toplayıp Berlin'e gidiyor ve hem de gene aynı bölüm, hukuk. Marx Bonn'da kalsaydı Marx olmazdı bundan eminim.
Tatyos Bey: Nasıl bir ülkede hangi koşullarda yaşamak isterdin? 
Frank: Dünyanın tüm ülkelerinden 27-38 yaş arası 10'ar erkek ve kadının toplandığı bir çıplaklar kampında yaşamak isterdim.
Tatyos Bey: Müzik ile ilgili ilginç ve heyecan verici bir anlatım yapar mısın?
Frank:  Ya radyocu bir kadın vardı. İşte biz bunla her şeyi konuştuk ettik sevişmek için. Ha bu arada ben öyle çapkın bir erkek değilim, kadınların dilinden falan anlamam. Sevişmek istediğim kadına bunu açık açık söylerim. Neyse işte sözleştik akşam Jack Daniels'ımı alıp evine gittim. Kahve yaptı ve kahveyi daha bitirmemişken acil işim çıktı deyip beni evden postaladı. Apartmanın çıkışında bunun eski erkek arkadaşını gördüm. Bu kızın bana yaptığı büyük ibnelik, kendisine de dedim seni ahirette bile affetmeyeceğim diye.
Tatyos Bey: Bu söylediklerinin müzik ile ilgisi ne?
Frank: E abi kız radyoda müzik programı sunuyordu ya işte. 
Tatyos Bey: Burada çizdiğin profil ile reel hayatın örtüşüyor mu?
Frank: Bak şimdi gene aklıma geldi Jack Daniels da kızın evinde kalmıştı amına koyayım ya 
Tatyos Bey: Burada çizdiğin profil ile reel hayatın...
Frank: 3 ay kadar önce Jarrah'ı aradım ve bu akşam Erol Bayburti ile buluşup rakı mangal yapacağız gel dedim. O da bana daha önce Erol'la görüşüp görüşmediğimi sordu. Hayır cevabını duyunca da inanılmaz şaşıracaksın dünyanın en mülayim en muhteşem insanı dedi. Erol'la buluştuğumda Jarrah'ın az bile söylemiş olduğunu hemen fark ettim. Burada yarattığımız persona biraz bizden biraz da kurgu aslında. Frank Costanza karakteri benim lisedeki halime bir özlem benim için. Lise 1'de çıkma teklif etmediğim kız kalmamıştı. Okuldan bahsediyorum bak tüm okuldaki kızlara çıkma teklif ettim. Kimse çıkmadı benimle çünkü dedim ya ben kadınların dilinden hiç anlamam. Kızlara direkt bize gelsene diyordum ya inanılmaz bir olay. Ben ilk sevişmemi üniversitede yaşadım ya. O da odtü ormanında. 3 gün yağmur yağdı ben seviştikten sonra. Şimdi seks yapıyorum ve düzenli bir seks hayatım var. Çizdiğim persona insanlara o kadar inandırıcı gelmiş ki bana, 18 yaşındaki bir üniversite öğrencisi dm attı; abi ben Rus kadınlarla $100'a beraber oluyorum. İstersen bir akşam 2 kadın çağıralım keyfimize bakalım falan dedi. Bu hesabın nasıl oluştuğundan bahsedeyim esas. Benim bu hesaptan önce anonim olmadığım bir hesabım vardı. Sadece Liverpool ve mizah üzerine kuruluydu. 500 küsür takipçimin olduğu, Pffy dışında hiç kimseyi ve hiçbir mentionı sallamadığım bir hesaptı bu. Sonra bir gün Pffy "Bana burada en çok benzeyen iki adam var" diyerek beni ve Kangren'i mentiona aldı ve Kangren'le bu vesileyle tanışmış oldum. Birkaç hafta geçtikten sonra da kaçtığım eski sevgilim benim hesabımı buldu ve ben iz kaybettirmek için hesabımı kapatıp anonim bir hesap açtım. İlk tweetim de şuydu: " 22 takipçiyle kendimi Victorya Çağındaki bir Charles Dickens karakteri gibi hissediyorum". Bunun üzerine Pffy ve Kangren hemen üst üste FF verdi. Burada bu iki hesaba parantez açmam şart. Çok takipçili olup da RT'sini FF'ini esirgememek önemli. Kangren ve Pffy bu açıdan önemli iki hesap bence. Neyse işte bu FF'lerden 2 saat geçmeden Pffy beni aradı ve lan oğlum Çatay, Jarrah hepsi seni takip etti dönsene dedi. Ben de onlar kim kullanıcı adları ne söyler misin dedim o kadar ilgisizim Twitter'a düşün artık. Sonra insanlara göt mentionlamaya başladım. Çatay'ı tanımıyorum etmiyorum ama bir baktım yardırmış Hegel Megel. Yok Hegel şöyle yok Hegel böyle anlatıyor falan. Ben de floodun sonuna göt mentionlamaya bu şekilde başladım. Çatay çok güldü ama ilk başta biraz garip geldi insanlara. Odyo Abi cidden tiksinmiş benden ilk başlarda.  Brommios abimiz ilk günden beri garipsemedi ama. agahsshs. Yani benim çevremde geyik yaptığım bir grup oluştu. Twitter'ın ağır topları Odyo Abi ve Ekim Abi de destek verince ben baya sevilen, kanıksanan bir hesap oldum.
Tatyos Bey: Hangi yazarların hayatı seni etkilemiştir? Neden?
Frank: Yine anglosakson bi örnek olacak ama Lord Byron var 18-19. yy da yaşamış bi Don Juan ya hatta  Don Juan’ında yazarı. Rivayete göre adam bir yılda 250 farklı kişiyle birlikte olmuş. Vay amk ya 250 ya bir yıl, her biriyle bir kez değil, onun da altını çizeyim... (dalıp gitmece)
Tatyos Bey: Olum kendine gelsene konuya dön
Frank: Hah işte tabi o dönem fotoğraf yok beraber olduğu kadınları hatırlamak, yeri geldiğinde anmak istiyor. Malum yerlerinden kestiği kılları isimlerinin yazılı olduğu zarflara koyarmış. Ya kadınlardan kalan hatıraya bak amk. Bir de bu lordumuz Osmanlı düşmanı neyse parasını vermiş ordu kurmuş Osmanlı’yla savaşmış Çanakkale Boğazı’nı da yüzerek geçmiş ya idolüm amk. Benim hayatımı en çok etkileyen yazarlar Jack London ve Ernest Hemingway'dir aslında. Ben bu adamlar hakkında konuşmaya başlarsam sonu gelmez bu röportajın. O yüzden Virginia Woolf'tan bahsetmek istiyorum biraz. Woolf sudan korktuğu için duş almaktan çekinen bi kadın, türlü garipliklerinden bir tanesi bu elbette, yoksa saymakla bitmez. Kadınlar işte abi çok garipler. neyse sonunda ceplerine taş doldurup kendini nehre atıyor mesela, yasadıklarını hafife almak veya dalga geçmek değil burada amacım. Kadının korkusunun üzerine gittiği an aynı zamanda ölüm anı çok çarpıcı abi. Ha bir de Flaubert’e bir selam çakmadan olmaz. Bugün 8 Mayıs Flaubert’in frengiden ölüşünün yıl dönümü aynı zamanda benim doğum günüm bu tesadüften bahsetmek çok keyif veriyor bana asdfgdf kendisi kadına düşkün sevdiğim bir beyefendi. İstanbul’da birlikte olduğu kadınlardan frengi kapmış adsfdgfdg. Sen her yerde gez dolaş seviş, İstanbul’a gel frengi ol. Ölümü İstanbullu kadınlardan sebep.
Tatyos Bey: Hangi yazarları okumayı seversin?
Frank: Okurken orgazm olduğum kendimden geçtiğim 4 yazar söyleyeceğim: 
1. J D Salinger
2. Kurt Vonnegut
3. Ian Banks 
4. Julian Barnes
Tatyos Bey: Seni en çok etkileyen siyasi figür kim? 
Frank: Tabii ki James Connolly ya. Bu adamı Türkiye'de kimse bilmiyor kafayı yiyeceğim ya kafayı. Tapıyorum ben bu adama. Paskalya Ayaklanması'nda bildirinin altında imzası olan 7 kişiden biri. Ayaklanmada yaralı ele geçiriliyor ve 12 Mayıs 1916'da kurşuna diziliyor. Bu adamın vizyonunu anlatmak için sana bir konuşmasını aktaracağım izin verirsen. Ben bu konuşmayı türkçeye çevirip Twitter'a atmıştım zamanında telefonumdaki notlarda var bu. 
(...... 30 saniyelik telefonu çıkarıp notu bulma uğraşı......)
James Connolly: "Eğer yarın İngiliz Ordusunu buradan çıkarsak ve yeşil bayrağı Dublin Kalesine çeksek bile, sosyalist bir cumhuriyet kurmadığımız sürece tüm çabalarımız boşa gidecek, İngiltere bizi kapitalist politikaları ve finansörleriyle hala yönetecektir" 
Birkaç gün sonra bu adamın öldürülüşünün 100. Yılı olacak ve adam şu anki dünya düzenini taa kaç sene önce görmüş.
Tatyos Bey: Son olarak, gençler arasında çok sıkı bir fan kitlen var. Onlara verebileceğin herhangi bir tavsiyen var mı?
Frank: Gençlere tavsiye veren orospu çocuğudur.