Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Dostoyevski İlk Kez ve Sadece Tatyos Bey'e Konuştu

2016-10-02 04:28:12

Zaman ve mekân tanımayan acar muhabirimiz Tatyos Bey, bu kez Dostoyevski'yi aldı karşısına.Tatyos Bey'in karşı konulmaz ruh çözümleyici gazeteciliğine direnemeyen Dostoyevski, Türkiye ve dünya medyasında ilk ve tek röportajını REPORTARE okurları için Tatyos Bey'e verdi.

Dostoyevski ile Pierre Loti’de nargile eşliğinde sıcak,samimi bir sohbet gerçekleştirdik.Zamana meydan okuyan o keskin,kararlı ifadesinden hiçbir şey kaybetmemiş.

Tatyos Bey: Dostoyevski’yi tanıyalım biraz?
Tatyos BeyFyodor M. Dostoyevski: Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerimi açtım. Malumunuz üzere peder Keşan Devlet Hastanesi’nde doktorluk mesleğini icra ediyordu. Peder alkolik, zorba, kendini dayatan bir kişiliğe sahipti. Anama sürekli şiddet uyguluyordu. Bu şiddetin üzerimde yarattığı tahribatlar oldu, on üç yaşıma kadar altıma naylon serdiler. Anam zor koşullarda sobada su ısıtıp mavi leğende kafama tası vura vura Siirt Bıttım Sabunu ile banyo yaptırırdı. (Dostoyevski’nin ağlaması için röportaja ara verdik)
Tatyos Bey: Hikayenizin sonrasını dinleyelim?
Fyodor M. Dostoyevski: Peder militarizm ya da mühendisliği meslek edinmem için üzerimde baskı oluşturup kişiliğimi domine etmeye başladı. Askerlik döneminde beni çok seven komutanlarımın ve pederin baskısı ile uzman çavuş olmaya karar verdim. Orduevinde komutan çocuklarına edebiyat dersleri vermeye başladım, o sırada pederi kaybedince uzman çavuşluktan istifa edip  Keşan’a döndüm.
Tatyos Bey: İnsan babası ölünce büyüyor değil mi?
Fyodor M. Dostoyevski: Yok yahu! Anamızı belledi, belimizi büktü kitapsız! Yedisini, kırkını, elli ikisini bile yapmadık. Pedere muayene olmak için Sigorta Hastanesi’nde sıraya giren at hırsızı komşular bile kapımızı çalmadı. Uzman çavuş iken arta kalan zamanlarda yazdığım “İnsancıklar” isimli kitabım yayımlandı ve beklediğim ilgiyi görmedi. İstanbul’da şansımı  denemek için Dersimli Ali isimli arkadaşımın tavsiyesi ile anamı alıp Gazi Mahallesi’ne taşındım.
Tatyos Bey: Sanırım Gazi Mahallesi’nde bir dönem, şimdi ismini hatırlayamadığım bir derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptınız?
Fyodor M. Dostoyevski: “Kızıl Şerbet”. Kızıl Şerbet’in yazı işleri müdürü olduktan sonra ihaleyi aldık. Dört buçuk yıl Bayrampaşa’da tutsaklık sürecim başladı. Kişisel gelişimimin dönüm noktasıydı; olgunlaştım. Yaşamım boyunca fizyolojik ve psikolojik olarak hiç bu kadar yorulmamıştım. Sabahları altıda uyanıp, yediye kadar spor yaptıktan sonra saat sekize kadar kahvaltı süreci devam ediyordu. Sabah sekizden gece ona kadar teorik, politik eğitimlerle, kişilik çözümlemeleri, sınıfsal düşkünlüklerimiz, kişisel yozluklarımız ile yüzleşerek geçti. Bayrampaşa’daki Toplumlar Tarihi dersinde İlkel komünal dönemde anaerkil dönemi tartışırken, anamın gerçekliği nezdinde kendi gerçekliğimle de yüzleştim. Bayrampaşa’daki politik ortam bana Suç ve Ceza’yı yazdırdı.Suç ve Ceza, dünya halkları nezdinde karşılık buldu. AB mahkumiyetimle ilgili uluslararası kamuoyu baskısı yarattı ve bu girişimler sonucu tutsaklığım sona erdi.
Tatyos Bey: Bayrampaşa’dan sonraki günlerinizden bahseder misiniz?
Fyodor M. Dostoyevski: Bayrampaşa’dan sonra savrulmalarımız ve düşkünlüklerimiz oldu. Bastırılmış kumar tutkum bir dönem beni teslim aldı.Akşamları Sanayi Mahallesi’nde Oflu Dursun’un mekanında yirmiliğe zar atıyordum. Suç ve Ceza’dan kazandığım paraları yirmilik zar seanslarında yedim. Evimi ve tüm birikimlerimi kaybettim. Beni ben yapan siyasi arkadaşlarım sayesinde bu bataklıktan kurtuldum. Köklü bir öz eleştiri verip bunu yaşamsallaştırarak hayata tutundum.
Tatyos Bey: Eserlerinizin günümüz sanat dünyasında yansımaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fyodor M. Dostoyevski: Tabi günümüzde genç arkadaşların başarılı ve üretken çalışmalarına tanık oluyoruz. Son dönem başarılı yönetmenlerden Zeki, romanlarımdaki karakter çözümlemelerimi iyi analiz etmiş. Benim romanlarımdan yemediğim ekmeği  Zeki yedi. Gerçi  benim romanlarımdaki acılar nedir ki? Hiçbirimiz Reha Erdem’in filmlerindeki acılara yetişemeyiz. Acı görmek isteyen Menderes Sabancılar’ın yüzündeki üç yüz yıllık acıya baksın.
Tatyos Bey: Yeraltı Edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fyodor M. Dostoyevski: Nitelikli ve derinliği olan hiçbir esere karşı olmamız söz konusu olamaz fakat son dönemde ayyuka çıktığı şekliyle cinsi bir ortamda dörtten fazla kişinin götü açıksa buna Edebiyat denemez.
Tatyos Bey: Okurlarınıza söylemek istediğiniz son bir şey var mı:?
Fyodor M. Dostoyevski: KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!