Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Cemil Marki: Mücadele Edenler Varken Bize Ümitsizlik Yakışmaz!

2016-10-02 04:39:02

Bu haftaki röportaj görevini -üzülerek mi sevinerek mi açıklayacağımızı bilmediğimiz, sonunda pişmanlik mı memnuniyet mi duyacağız kestiremediğimiz- Frank Costanza'ya devrettik. Acemi röportajcı Frank, Cemil Marki ile birlikte bir zamanlar Bizans'ın Istavroz Bahçeleri'nde; günümüzün Beylerbeyi Sarayı'nin çatısında kaçak çilingir sofrasının başında tehlikeli bir röportaj yapıyor. Keyifli okumalar.

Röportaj: Frank Costanza
Görsel: 
Çağdaş Ural

Frank Costanza: En sevdiğin bisküvi hangisi?

Cemil Marki: Hoppala... Oğlum ne bisküvisi, Tatyos nerde, siktir git sen kimsin? 
Frank Costanza: Ben Frank, Frank Costanza, ırz düşmanı Frank de derler. Tatyos tüm yetkilerini bana devretti bu röportajı beraber yapacağız.
Cemil Marki: Bilseydim götüme kırlent bağlayıp gelirdim. Neyse, en çok bebe bisküvisini severim. Hoşuma gidiyor bayaa. Sütle de yenebilmesi beni ayrıca cezbediyor. 
Frank Costanza: Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?
Cemil Marki: Valla bu zor bir soru gerçekten. İkisi de çocuklarım gibi. İkisini de eşit benim için. Peygamber efendimizin de dediği gibi gerçek üstünlük takvadadır. 
Frank Costanza: Telefonunun markası ne, o tivitleri bu telefondan mı atıyosun?
Cemil Marki: Abi siktir et napcan telefonu, viral mi aldık bunlar nasıl sorular, böyle hayal etmemiştim. 
Frank Costanza: Peki abi araban var mı? 
Cemil Marki: Arabam yok. Ehliyetim de yok hatta. Taşıtlar geriyo beni biraz. Öğrenci akbili basıyorum, yaş 28. Ulan yalnız ben Bekaa Vadisi'ndeki Birand-Öcalan röportajı gibi bi şey olur diye düşünmüştüm bebe bisküvisinden ve akbilden bahsediyoruz.
Frank Costanza: Tamam ya kızma. İlk sevişmeni kaç yaşındayken yaşadın; iyi miydi? Anlatsana. 
Cemil Marki: Aniden sorunca bir ürperdim. İnşallah beni iğfal etmenle sonuçlanacak bir sürecin işaret fişeği değildir bu soru. 
Frank Costanza: Yok abi yok, rahat ol.
Cemil Marki: İlk sevişmemi İzmir’in şirin sayfiye beldesi Dikili’de yaşadım. Lise iki yazıydı. Yazlık komşusu bir abla ile. Akşamüstü denizden yeni gelmiştik. Göt çatalımda kum, kafamda tuz tanecikleri vardı. Bence çok güzel bir 3,5 - 4 dakikaydı. İki gün üst üste. İnsan inanamıyor o an. Kendi porno filmin gibi, anlıyor musun? Kendimi çok ünlü hissettim, triplere girmiştim hatırlıyorum. Andy Warhol’ün dediği gibi bir gün herkes 15 dakika ünlü olacaksa, yaklaşık 11 dakika alacağım var içeride. Sonra şeyi sordum olay bitince -bu kız Ankara’da üniversite okuyor- ya dedim bir daha görüşecek miyiz? Bu bir kahkaha attı. Ben de zoraki güldüm ama bir ağlamaklı oldum. 
Frank Costanza: Oha abi, seviştiğin ilk kızla evlenmeyi mi düşündün? 
Cemil Marki: Saçmalama oğlum olur mu öyle şey, ben laik ve batılı değerleri özümsemiş bir insanım. Ama bir söz kesseydik fena olmazdı. Ne biliyim ya, naiflik işte.
Frank Costanza: Troller ne zaman trolledikleri belli olmasın diye siyasi görüşlerini saklarlar? Ama senin siyasi bir duruşun da var. Kendini tutamıyor musun? 
Cemil Marki: Yoo kendini tutamayla alakalı değil de bazen gerçekten ne düşündüğünü belirtecek kadar saçma sapan şeyler oluyor ve trollüğün bir anlamı kalmıyor. Onun dışında ben bayağa solcuyum, öyle büyüdüm. Babam falan tam bir cexap'lıdır mesela. CHP'li değil yalnız, cexaplı. Buranın altını çizeyim. Onun dışında troll dediğin insanın değer yargıları son derece esnek olmalı. Ben trollük denen olayı ilk ekşi sözlükte keşfettim. Airlangga, faysal(ekşi sözlükte dengizikti) ve lagrima çok sağlam trollerdi. Sonra ekşi sözlük ip'leri paylaşmaya başlayınca tadı kalmadı. Ordaki sevdiğim yazarların friendfeed gibi diğer platformlara taşındıklarını gördüm. Twitter nedir ne değildir bilmiyorum doğru düzgün daha. Friendfeed’e göz atarken bir gün bir hashtag linki paylaşılmış. Baktım Cihat Akbel'in şimdi hatırlayamadığım bir tiviti var. Biraz bakındım, adı sanı belli olmayan bir grup insan birbirlerini tanıyormuş gibi belirli konular hakkında müthiş saçmalayarak yardırıyorlar. Hemen ben de anonim oldum twitterda. Kolektif bir eğlence dönüyor. Heşteklere yazmaya başladım. O güne kadar tüm takip ettiğim insanları bıraktım ve burdan hiç tanımadığım insanları takip ettim. Zamanla onlar da beni takip etti derken saçmalaya trolleye büyüdük sanırım. Hülasa friendfeed, ekşi sözlük ve inci sözlük artığı bir avuç piçin, spontane bir şekilde az ünlülerle uğraşması, yalan haberlerle dezenformasyon kasması, insanların tabularıyla taşşak geçip, onları manuple ederek eğlenmesidir olay. Daha sonra bireysel mizaha evrildi bu kolektif eğlence yavaştan. 
Frank Costanza: O zaman da keskin siyasi ayrışmalar var mıydı? 
Cemil Marki: Yok geziye kadar kim kürt kim alevi bilmezdik ahhhahhgahha 
Frank Costanza: Ciddi misin?
Cemil Marki: Tabii canım, Fahrettin Küreklibatur ve Esatçe'nin dost olabildiği bir ortam vardı. Tıpkı aslanla ceylanın yan yana oturduğu Hacı Bektaş Veli Dergahı gibiydi ahhhahhfahga. Gezi ile birlikte ayrışmalar yaşandı. "Başlarda süper ortamdı çok bozuldu yeaa." muhabbetine girmek istemiyorum ama mesela #asmalımescitibadeteaçılsın heştegini hiç unutamıyorum. Ertesi gün arkadaşlarımla buluştum ve ya adamlara bak asmalı mescidi cami sanıyolar diye göstermişlerdi bana bunu ahhhahhgaha. Bir de şu durum çok hoşuma gidiyor; medya tek yönlü bir bombardıman yapıyor, sıradan insanlar olarak bize gösterilen insanları tanrı gibi görüyor olayları çarpık algılayabiliyorduk ve hiçbir söz hakkımız yoktu. Twitter’la beraber özellikle trollük mefhumu sayesinde bu "tanrıların" kağıttan kaplan olduğu ortaya çıktı kimi zaman, maskeler düştü, makyajlar aktı. "Aa bu herif de yarrak kafanın tekiymiş" gibi aydınlanmalar yaşama imkanına kavuştuk atatürk ve trollerin mücadeleleriyle :) 
Frank Costanza: Gezi’de nerdeydin abi? 
Cemil Marki: Bu soru Kürtlere sorulmuyor muydu ya genelde? :) Tesadüf eseri 31 Mayıs gecesi İstiklal Caddesi’ndeydim. Bir boklar olduğu, daha önce hiç olmayan bir şeyler yaşandığı belliydi fakat benim o dönem akıllı telefonum falan olmadığından olayın boyutunu sabah eve gelip Twitter’a bakınca ancak kavrayabildim. Bir de ayağımdan yaralanmışım hafif. uyanınca sağlık ocağına gittim. Sonra zaten bizim nesil hayatının en uzun haziran ayını yaşadı. Bu konuda biraz karamsarım şimdi tabii. O zamanlar gerçekten polis ya da kolluk kuvvetleriyle çatışmanın meşru olabileceği geniş kitleler nazarında anlaşılabilir oldu sanmıştım. 
Frank Costanza: Oha yaralandın mı? 
Cemil Marki: Tabii canım. Kudretlidir durumum. Gözü çıkan insan var, yaralandım demekten hicap duyarım onların yanında. Bir kere de 16 yaşında Manisa’dayken Kürt Mahallesi’nde bacağımdan bıçaklanmıştım ülkücüler tarafından ahhhahha. Gerçi daha çok kavgayı ayırmaya çalışıyordum ama yara izlerini kızlara gösterip "hayatım faşizmle mücadeleyle geçti" gibi laflarla artistlik yapıyorum.
Frank Costanza: Faşizm kelimesinin bokunu çıkarmadılar mı sence de? İki grup da eleştiriyi kaldıramıyor ve en ufak bir eleştiride sen ırkçısın, sen faşistsin diye suçlama yapıyor sanki? 
Cemil Marki: Çok kolay telaffuz ediliyor faşizm evet. İki tarafın da birbirlerinden beklentileri var. Muhalifler arasında bütün kavga dövüş buradan ileri geliyor çoğunlukla. Eleştiriden çok özeleştiri yapmak lazım yoksa meleklerin cinsiyetini tartışıyoruz. Götümüzde ayı bağırıyor, en kolay ortaklaşılabilecek konularda bile bir sürü saçma sapan enerji kaybı tartışma dönüyor. Neyse ya bir anda kanaat önderi gibi hissettim teşekkür ederim bu soru için. 
Frank Costanza: Yaklaşık bir ay önce tanıştık ve beni görür görmez sen Franksin di mi dedin, neden? 
Cemil Marki: Senden yoğun Frank enerjisi aldım. İlk andan itibaren her geçen kadının götüne baktın birader, bu nasıl bir coşku. Dedikleri kadar varmışsın. 
Frank Costanza: Ya şimdi onu siktir et de sen neden trollük yapıyorsun onu anlat? Yani bireysel olarak soruyorum bunu.
Cemil Marki: Bir kere en başta kendim eğlenmek için. İnsanları maniple etmek hoşuma gidiyor sanırım. Zaten trollük yapan da pek kalmadı ama hala mizah piyasası bu bahsettiğim, çok sevdiğim insanların elinde. Başka türlü gülemez oldum. Tüm bunların dışında mizahın çok ama çok güçlü bir silah olduğunu düşünüyorum. Mesela din, aşk, iktidar vesaire olgular insanı tahakküm altına almak için kullanılmaya elverişlidir. Allahtan korkarsın, hiç istemediğin şeyler yaparsın; aşık olursun, saçma sapan şeylere he demek zorunda kalırsın, menfaatlerin vardır iktidara yanaşırsın ama hiçbir zaman bir insanı zorla güldüremezsin anlatabiliyor muyum; mizahla insanları tahakküm altına alamazsın. Herif ya da kadın, muhatabın sana gülmediği zaman her şey biter. Bu yolla kurulan iletişim çok samimi ve çok gerçek geliyor bana. Bazen bunu düşünürüm eskiden beri, hayatta mizahtan daha anarşist, daha demokratik hiçbir şey yok galiba. Bu çok hoşuma gidiyor ve bunun bir şekilde bir parçası olmak istiyorum. Bundan ötürü trollük ya da adına her ne diyorsan her gün tweet atarak yaptığım şeyi yapıyorum. 
Frank Costanza: Kendi hayatına dair hatırladığın ilk şey ne?
Cemil Marki: Annemle birlikte kreşe gittiğimizi hatırlıyorum. Bir kere çok çişim gelmişti, annem beni kucağına alıp koşmuştu eve. Sonra annem kucağına alıp koşsun diye birkaç kez daha çişim var diye yalan söylemiştim anneme. Sanırım kucakta koşturulmak hoşuma gitmişti. Hayatıma dair hatırladığım ikinci şey de Dikili'deki seks mevzusu sanırım ya. Aradakiler flu. Kucakta koşturulmak ve seks için yaşıyorum resmen lol.
Frank Costanza: Güzel günler görecek miyiz? 
Cemil Marki: Yalnız her soruya "Kardeş bu sorunun muhatabı ben miyim?" diyesim geliyor ahhahha. Kısa vadede zor be Frankçiğim ama ümit var olmak lazım. Görüyorsun işte biz yaşlarda arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin sokak ortasında katledilmesinin de yıl dönümü bu günler. Hali hazırda şehirlerin yerle bir edildiği bir savaş devam etmekte. Her şeye rağmen mücadele eden insanlar varken bize ümitsiz olmak yakışmaz diye düşünüyorum. 
Frank Costanza: Yurtdışı gezisine gitsen kız arkadaşını bana emanet eder misin?
Cemil Marki: Senin kız arkadaşınla gidersem belki düşünebilirim bunu. Şöyle yapalım, yurtdışı gezisine beraber gidelim herkesin kafası rahat olsun. Gerilime gerek yok. 
Frank Costanza: Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı? 
Cemil Marki: Ben konuşurken çerezin içindeki fındıkların hepsini seçip bitirmişsin senin ağzına sıçayım! Herkese selam ederim ne deyim ki!