Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Cemaat Yurdundan Ankara Rock Barlarına Bob Dylan!

2016-10-02 04:29:31

Tatyos BeyYapacak bir şey yok, durduramıyoruz!... Zaman ötesi muhabirimiz Tatyos Bey, her hafta "bundan fazla uçamaz" tahminlerini boşa çıkarıyor. Bu haftaki konuğu (sıkı durun!) Dylan!... Bob Dylan!... 
Varın siz düşünün artık gerisini... Keyifli okumalar...

Bob Dylan ile birlikte Rumeli Hisarı dibinde kırmızı biralarımızla Boğaz'dan geçen gemilere ve balıkçı teknelerine bakarak koyu ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Bu arada Bob, benim Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden arkadaşım. Dostluğumunuzun temelleri var. (Örgün Öğretim)
Bob Dylan: Söyleşiye başlamadan evvel şunu belirtmek isterim; Konstantin, Bizans'ın elinde kalsaydı nasıl bir kültür birikimiyle, mimari ile aktarılılırdı onu merak ediyorum.Yüzyıllarca kültür mirasına sahip olan bu kent hor kullanılmış, taşra saldırılarına ve tahribatına uğramış!
Tatyos Bey:Hadi başlayalım.
Bob Dylan: Kars merkeze bağlı Başkaya isimli Ermeni köyünde dünyaya geldim. Halk ozanlarının arasında büyüdüm. Bu kültür mirası küçük yaşlardan itibaren ilgimi çekmeye başladı. Rahmetli peder iyi bir insandı, pek durumumuz olmamasına rağmen bana bir bağlama aldı. Ağzımda iğne ile ağzımı kapatmadan bizim oralara has bir türkü söyleme biçimi üzerine kendimi geliştirdim. Civar köyleri gezerek Aşık atışmalarına katıldım. Dar gelirli olmamıza rağmen güzel bir çocukluk geçirdim. Bu biraz bana Muzaffer İzgü'nün hayatını anlatan, Menderes Samancılar'ın başrolünü oynadığı Zıkkımın Kökü isimli filmi hatırlatıyor, izlemediysen öneririm çok iyi filmdir.
Tatyos Bey:Attım Fav'a bekliyorum.
Bob Dylan: Tabi bir taraftan eğitimimi sürdüyorum. Evde çalışarak Anadolu Üniversitesi Maliye Bölümü'nü kazandım. Karşı cinse ulaşmak isteyen her taşralı gibi üniversitenin Edebiyat, Müzik, Felsefe kulüplerine üye oldum. Bu ilişkiler temelinde felsefe kitapları okumaya başlayınca ufkum açılıp, düşünsel dünyam zenginleşti. İçimdeki feodaliteyle savaşım sürüncemeli ve sancılı geçti. Ağır psikolojik bedeller ödeyerek içimdeki feodaliteyi öldürdüm.
Tatyos Bey:Zengin bir ilgi alanın varmış.
Bob Dylan: Hısısısı! Hormonlarımın çok çalışmasının evriltmesi diyelim! Cemaatin yurtlarında kalıp maklube yemek çelişkilerimi derinleştirdiğinden, yurttan ayrılmam gerekiyordu ama gerek kalmadı: Sigara içtiğim için gece 4'te yurttan attılar. Fikir-Sanat Kulüplerinde tanıştığım arkadaşlarımla eve çıktım. Bir yayınevi ile anlaşıp anlaşıp Edebiyat Fakültesi'nde ilgili yayınevinin Felsefe kitaplarını satmaya başladım. Bir taraftan da Yıkmak Yaratıcılıktır isimli müzik grubunu kurduk. Perşembeleri Eskişehir Hayal Kahvesi'nde çalmaya başladık. Ünümüz yayılınca Ankara Kızılay'daki Rock Barlardan teklifler alıp o mekanlarda program yapmaya başladık. Kars'tan gelen kaşarları Eskişehir'de şarküteri ve marketlere satıp harçlığımı çıkarıyorum. Yani okul dönemim dikine oynayan çift yönlü orta saha oyuncusu gibi yapıcı ve üretken geçti.
Tatyos Bey: Okul güzeldi,sonra hepimiz biraz sisteme entegre oluyoruz.
Bob Dylan: Maliyeci olunca daha bir entegre oluyorsun. Okul bittikten sonra sınav+mülakat+Kars'tan tanıdığımız kişilerin yardımıyla Ankara Maliye'de çalışmaya başladım. Takım elbise giyince kendimi karanlıkta gözüne fener tutulmuş çaresiz, kaderini kabullenmiş bir tavşan gibi hissediyordum. İnce kravat, slim fit giyinip farklılığımı ortaya koymaya çalışsam da o muhafazakar yapı giderek içimi boşaltmaya ve beni ben yapan değerlerime saldırmaya devam ediyordu. Bütün bu olumsuzluklara rağmen müzik, içimde sığındığım bir liman gibiydi. Haftasonları soluk, siyah, güneşten artık kırmızı olmuş kot pantulunumu zayıf baldırıma geçirip kutu götümle Anarşist Anarşist, Kızılay'daki Rock Barlara gidebiliyordum. Cuma'ya gitmeyince benden işkillenip Sosyal Medya hesaplarımı kontrol eden müdüriyet, içselleştiremediğim Maliye maceramı kendi adıma hayattaki en büyük kazanımımla sonuçlandırdı: Ayrıldık, ayırdılar! Müzikten yeteri kadar parayı kazanamadığım için Artvinli eski solcu bir abimin şirketinde vergi denetimcisi olarak işe başladım. Saat 10:00 gibi iş başı yapıyordum. Müzik programım olduğunda izin veriyor, arada beraber kafaları çekiyoruz. Hiç bir sonuç alamadığımız, bazen kimsenin birbirini dinlemediği 8 saatlik anlamsız tartışmalarımız oluyor. Umarım bir gün sonuç alacağız. Artvinli eski solcu abimin bana öğrettiği bi laf var: İdareci mantık, başarısızlığı ve mutsuzluğu beraberinde getirir. İçip içip 2. Yeni şiirleri okuyoruz. Salaş mekanlara gidiyoruz; garsonların siparişlerimizi sallamadığı, resmiyetin olmadığı mekanları tercih ediyoruz. Ara sıra ağzımda iğne ile ağzımı kapattırmadan türkü söyletiyorlar hep beraber eğleniyoruz.Taşrayı modernite  ile harmanlayınca trajikomik bir pratik çıkıyor ortaya.
Tatyos Bey: Gönül işleri nasıl bu arada?
Bob Dylan: Ha bu dönemlerde bizim fakülteden Çalışma Ekonomisi ve Endüstirisi Bölümü'nden güzelce bir sevgilim var. Müzik, Edebiyat, Felsefe konuşabildiğim entelektüel birikimi fena olmayan birisiydi. 2 yıllık bir birlikteliğin sonunda ebeveynlerin de biraz yönlendirmesiyle evlilik kararı aldık. Eşya,gelinlik vb... düğünle ilgili ne varsa onlarla beraberce ilgileniyoruz. Bu ananevi ritüelleri şanlı bir mücadele gibi görüp yüksek anlam yüklemesi biraz kuşku duymamı sağladı. İmzayı atmamıza bir hafta kala stüdyoda müzik yaparken telefonum çaldı. Nişanlım sigorta primlerinde 1 senelik boşluk olduğunu ve bunu ailesine anlatamayacağını söylüyordu. Obsesif bir yapıya sahip olması evliliğe evrilecek olan ilişkimize son verdi. Bu dönemlerde Barışa Rock isimli alternatif festivalde Yıkmak Yaratıcılıktır isimli grubumuzla Cem Karaca'dan önce sahneye çıktık. İnsanın hayatında unutamayacağı anlar vardır. Benim hayatımın unutamayacağım anlarından biri de bu pratiktir... Zamanında isim babası olduğum Yıkmak Yaratıcılıktır isimli Rock grubumdan her kafadan bir ses çıkması üzerine ayrılıp tek başıma devam ettim. Dağılmayan Rock grubu olmaz geleneğini devam ettirdik hısısısıs.
Tatyos Bey: Peki bize biraz AMATEM günlerinden bahsedebilir misin?
Bob Dylan: Müzisyenliği esas almama rağmen rutin yaşantımda para ile uğraşmam, üzerimde ağır tahribatlar yarattı. Bunun neticesinde Tükenmişlik Sendromu gelişti. Bir yandan da pederin hayvancılık yapmak için çektiği krediyi ödemem gerekiyordu. İlgili sıkıntıları aşmak için akşamları aldığım alkolü periyodik bir şekilde dikey doğrultuda arttırmışım. Tabi AMATEM dönemlerim hayatımın en üretken ve yaratıcı dönemleri oldu. Aşıklık dönemimle sokağın dilinin harmanlanması gibi bir durum söz konusu oldu. One More Cup Of Coffe'nin orjinali asıl One More Cup Of Rakı'dır ve bu şarkıyı yolluğa istinaden yazmıştım.
Tatyos Bey: Yollarınız Pis Moruk Bukowski'yle ve Hemingway'le AMATEM'de mi kesişti? 
Bob Dylan: Özel ve önemli bir tesadüftü. Diyarbakır karpuzunun içine şırınga ile rakı enjekte edip kafaları yapıyorduk. Bir dilim karpuz yiyenin kafası bir milyon oluyordu.
Tatyos Bey: Peki içerde zor zamanların olmadı mı?
Bob Dylan: Olmaz mı! Alkışı tattım, ihaneti gördüm. Benim, Buko ve Hemingway'in dost bildiği sanatçı arkadaşların çoğu sırt çevirdi. Kapital bir beklentimiz asla olmadı fakat manevi olarak yanımızda durmamaları bizi derinden yaraladı. Şırınga karpuz seansları bu dönemi en az kayıpla atlatmamızı sağladı.
Tatyos Bey: Neyse bu muhabbet uzadıkça uzar son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?
Bob Dylan: Yannis Ritsos'un dizeleriyle bitirmek isterim:
Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların
sıcacık bir ekmektir o,masası üstünde dünyanın.
Barış,bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.
Ve toprakta derin izler açan sabanların
tek bir sözcüktür yazdıkları:
Barış
Ve bir tren ilerler geleceğe doğru
kayarak benim dizeleriminin rayları üzerinden
buğdayla ve güllerle yüklü bir tren.
Bu tren,barıştır işte.
Kardeşler,barış içinde ancak
derin derin soluk alır evren.
tüm evren,taşıyarak tüm düşlerini.
Kardeşler,uzatın elleniriz.
Barış budur işte.

TATYOS BEY'İN FAV'LARI..(REPORTARE+)
Zıkkımın Kökü/ Film
60'lardan 2000'lere Bob Dylan/ Kaynak