Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Anesti Usta ve Tüm İyi İnsanlara...

2016-10-02 04:31:52

Tatyos BeyEski adı Galata Çeşme Meydanı olup şimdiki adı Perşembe Pazarı olan İstanbul'un en eski semtlerinden Karaköy'de halatçılık ve balıkçılık malzemeleri işini yapan Garbis Usta ile Galata Köprüsü altındaki meyhanede röportajımızı gerçekleştireceğiz.
Tatyos Bey: Hikayeniz nasıl başladı?
Garbis Usta: Dar gelirli gayrimüslimlerin yoğun olarak yaşadığı Feriköy'de dünyaya geldim.Rahmetli peder Beşiktaş, Nişantaşı arasında direksiyondan vitesli 56 model Chevrolet Impala ile dolmuşçuluk işini icra ediyordu. Valide  Galata'daki Garo'nun Meyhanesi'ne evde meze yaparak katkıda bulunuyordu. Bizim valide okumayacağımı anlayınca beni Garo'nun tanıdığı olan Anesti Usa'nın yanına çırak olarak verdi. Aneşti Usta; entelektüel, yemeyi,i çmeyi seven, zevk sahini çok babacan bir insandı. Beraber çalıştığımız dönemde sürekli eğitimin önemini vurgulardı. Aneşti Usta beni sevdiğinden ve eğitimimin yetersiz olduğundan dolayı Pangaltı Ermeni Okulu'na kaydımı yaptırdı. Öğleye kadar okula, öğleden sonra işe gidiyordum. Peder dese git yine gitmezdim ama Aneşti Usta'yı kıramadım.
Tatyos Bey: Aneşti Usta ile anıları dinleyelim.
Garbis Usta: Bizim usta kendine has bir adamdı,özlüydü. Arada gündüzleri içmeyi abartırdı. Yine böyle bir gün Kurşunlu Han'daki depomuzun anahtarını kapının arkasında unutmuştu. Ben ustanın 1-2 saat yokluğundan işkillenip aramaya çıktım; deponun orada karşılaştım, karşılaşmaz olaydım. İki tane çürük ahşap merdiveni, kıytırık bir telle bağlayıp ikinci kata çıkmaya çalışıyordu. Dedim "Dur usta ne yapıyorsun? Çilingir falan çağıralım. "Yok be Gabris'im çilingirden şimdi kalktım, çıkıp açarım kapıyı" dedi ama merdivenin yarısına bile gelemezdi, telle tutturulmuş merdiven devrilirdi, kimseye de anlatamazdım. Sen yaşlı adamı oraya ne diye çıkartıyorsun derlerdi kesin, ayrıca dedikoducu çomo esnaf, dükkana konmak için bilerek aşağıya attığımı bile düşünürdü. Bakın bunları saniyede aklımdan geçirip yapabileceğim en saçma teklifi yaptım:
-Usta sen in ben çıkayım merdivene...
Dedikten sonra hemen akabinde pişman olmuştum. Ustamın cevabı daha da vahimdi:
-Dur oğlum! Senin gençliğin var daha.
Yani merdivene çıkan ya sakat kalacak ya da ölecek,ötesi yok. Neyse ki çevredeki aklı başında bir kaç esnaf ile ustamı çilingir çağırmaya ikna edebildik. Bir de peder ile bir anımız var...
Tatyos Bey: Dinleyelim onu da (Gülüşmeler).
Garbis Usta: Bizim peder vakur bir insandı, manevi duygularını bizim cemaatin insanları gibi yaşamazdı. Yetmişlerde ortalık karışık, ne olur ne olmaz diye bir tabanca almıştı da valide hanım bir hafta konuşmamıştı, sanki olacakları öngörmüş gibi. Neyse uzatmayayım lafı, Garo'nun meyhanesinde sabahladıkları bir Cumartesi sabahı dönüşünde kafa bi dünya iken kilise çanı duyuyor. Bizimkisi de geçmişe dönük duygu yoğunluğu yaşayıp havaya iki el ateş ediyor. Silahı beline koyaken kendini götünden vuruyor .Yaralı bir şekilde eve vardığında Doktor Agop amcaya haber verdik. Agop amca bu işi pederin yaptığına yıllarca inanmadı. Pederin mütevazi hayatında sırıtarak duran bir olaydı.
Tatyos Bey: Eski Galata ile dönem Galata'sı arasındaki değişimlerden bahsedelim biraz da?
Garbis Usta: 12 Eylül sonrası yozlaşma hayatın her alanında kendini hissettiriyordu. Tabii ki de bizim oralara da derin yansımaları oldu. 12 Eylül sonrası Şener Şen'in rol aldığı toplumsal filmlerdeki Özal'ın kurnaz tipolojileri yaşamımızın her alanına yansımaya başladı. Gayrimüslim tebaanın çocukları ebeveynlerinin mesleklerini yapmak yerine doğal olarak kendi ideallarinin peşinden gittiler. Esnaf niteliği zaman geçtikçe düşmeye başladı. Anesti Usta gibiler bu kentin en iyi insanlarıydı. Anesti Usta, bir döneme şahitlik eden güzel ustam,hiç bir karşılık beklemeden dükkanı bana bırakıp kızının yanına Kanada'ya yerleşti. Aneşti Usta'dan ayrılmak beni çok üzdü. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala Garo'nun Meyhanesi'nden çıkıp gelecek gibi gelir bana.
Tatyos Bey: Senin de ilginç anıların vardır. Bir de senden dinleyelim.
Garbis Usta: Ee tabi olmaz mı bre. Aneşti Usta gibi cevaplayayım. Çok tahsil yapamasam da ustamın sayesinde yabancı lisan öğrenmiştim.Çevre esnafa tercüman lazım olduğunda çıraklarını gönderip çağırtıyorlardı. İnsanlara yardımcı olmak haz veriyordu. Ustamın toprağı bol olsun. Günün birinde nakliye işi yapan komşularımız aynı mahçubiyetle yardımcı olmamı istediler. Nereden bileyim kaoslu bir silsile içine gireceğimi. Tercümanlık yapmak için gittiğimde Fransa'dan gelen performans sanatçılarıyla bizim nakliyecilerin kibarca bir anlaşmazlık içinde olduklarını farkettim. Fransız performans sanatçılarını tarif etmem gerekirse; devasa bir kamyon karavan karışımı bir araç içinde de bir deve. 8-10 kişilik dansçı kadrosu. Hemen çevirmenliğe koyulup kamyonlarını buradan çekmeleri gerektiğini, zira buranın nakliyecilere ait olduğunu söyledim. Aldığım cevap ise: Doğayı kirletmemek adına yakıt olarak kızartma yağı kullandıklarını fakat bu motorun çalışması için 2 saat gerekiğini söyledi. Söylediklerini çevirdikten sonra mantık süzgeçinden geçirince pek mantıklı gelmedi. Avrupalı olmadığımız için dalga mı geçiyordu yoksa yanlış mı tercüme ediyordum. Söylediklerini tercüme edip böyle bir şey olabileceğini nakliyeciler de onaylayınca derin bir ohh çektim. Lisan bilgimin esnaf gözünde sarsılmasını istemezdim . Hasıhasıhası. Ertesi gün olduğunda sanatçılar hala aynı yerdeydi ve aralarındaki anlaşmazlığın nezaketi ilk günkü gibi değildi ve kesinlikle yabancı oldukları için çok şanslılardı. Bugünkü tartışma içeriğimiz daha çok yasal prosedürler üzerindendi.
-Garbis Bey belediyeden izin mi almış bir sorar mısın?
Bir sonraki gün artık birbirlerini çirkin şeylerle itham ediyorlardı. Fransızlar karavanlarına verilen zararın Anadolu kaplanlarından(?) olduğunu iddia ederken, Anadolu kaplanı nakliyeciler de sanatçıları etrafa afedersiniz sıçmak ve ağaçların dallarını kırmakla suçluyorlardı. Fransızlar bu suçlamaya çok üzüldü tabi. Etrafa sıçmayacak kadar medeni olduklarını "Biz domuz değiliz neden böyle birşey yapalım. Ağaç yaşamdır, hayattır." sözleriyle öfkeli nakliyecileri ikna etmek istiyorlardı. Gitmeden evvelki son gün, tartışmanın ilk günündeki nezaketin yerinde yeller esiyordu. "Söyle Garbis Bey defolsunlar, lütfen böyle söyle aynen!". Ben şimdi alternatif sanatçılara nasıl defolun diyeyim.A damları göndermeye çalıştıkça Fransızlar sanki sanatlarına ket vurmak,yaptırmamak gibi algılıyorlardı. Karşılıklı anlaşmazlık kaynaklı komedi oyunu gibiydi.Sonra da sanatçılardan birinin beklenmeyecek bir şekilde fevri hareketler sergilemesi sonucu iki tarafta medeniyeti terketti:
-SİKTİR GET ULAN, SİKTİR GET, SİKTİR GET!!!
Fransızlar küfüre değil,ağacın dibine sıçma konusuna çok üzüldüler. Fransa'dan buraya kızartma yağıyla geldiklerini tekrar tekrar söyleyip Anadolu'ya doğru yer aldılar.
Tatyos Bey:Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı Garbis Usta?
Garbis Usta: Anesti Usta şahsında tüm iyi insanlara içelim.