Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Seyirci nasıl Türkiye’ de?

Batuhan: Kıbrıs’ ta çok iyiydi. Yavru vatanı Türkiye’den sayar mısınız bilmem. Ama Türkiye’de çoğunlukla akrabaların “vur oğlum, kır oğlum” tezahüratlarıyla gidiyor iş. 

Ömer: İstanbul, Ankara çekişmesi vardır. Amerikan futbolunda da bu böyledir mesela… İstanbul takımlarını İstanbul takımları, Ankara takımlarını Ankara takımları destekler. 

Sinan: Futbol hakimiyetinin olduğu bir ülkede Ragbi’nin sevilip yaygınlaşması için neler yapmak gerekiyor peki?

Cem: Az önceki Uruguay milli takımı örneği çok güzel bir örnek aslında. Uruguay gibi tamamen amatör oyunculardan kurulu bir takımın, son derece profesyonel takımları eleyip Dünya Kupasına katılabilmesi, Türkiye açısından da umut verici bir durum bence… İyi bir hoca ile çalışıldığında Romanya’ya, Gürcistan’a karşı oynayabilmek mümkün. 

Sinan: Ruhu kaybetmeden tabii?

Cem: Kesinlikle. 

Batuhan: Basit desteklerle ragbinin önü çok açılabilir. Bakın çim saha problemimiz büyük. Şu sahada ne kadar teknik bilirseniz bilin, düştüğünüzde dizleriniz yıpranır. Esnemeyen bir zemin çünkü bu! Çim sahaya ihtiyaç var. Ama bugün ikinci ligde oynayan bir takım bile kolay kolay ragbi oynayan takıma vermez sahasını. Devletin bu konuda yardımcı olması lazım! Biraz önü açılsa, keyifle izlenen, seyircisi çok bir spor bu.

Ömer: Olimpik branş artık ragbi. Türkiye’de Ragbi Federasyonunun kurulması da bu nedenle zaten. 

Görkem: Biraz da ünlenmesi gerekiyor.

Sinan: Ünlenmekten kastın nedir?

Görkem: Ya futboldan söz edile edile insanlar ilgi duydular. Aynı şey ragbi için de yapılsa, insanlar ragbiyi duysalar ilgi gösterecekler. Seyirci olursa reklam da olacak. Reklam olunca seyirci de olacak. 

Cem: Doğru. Basketbol örneği ortada! 12 dev adam falan. Şimdi bakıyorsun, Fenerbahçe ile Ülker kapalı gişe oynuyor.  

Ömer: Ucuz bir yatırımdan söz ediyoruz. Yeşil saha, krampon ve top… Bunu yap, arkası gelir. Okullarda örgütlense, kızı erkeği korka korka bakmasa arkası gelir. Kendine güvenmesi, kalpteki ateşi hissetmesi gerekir insanların. 

Sinan: Kendi aranızdaki ilişkiler çok sıcak görünüyor. Gerek antrenmanda, gerek sahada, gerek burada, dışarıda?

Batuhan: İyi! Çok iyi!

Ömer: Ben 4. Devre dedim ya sohbetin başında. 3. Devre soyunma odasıdır benim için. 4 devresi de çok iyi, çok eğlenceli. 

Batuhan: Ben bayağı eğleniyorum.

Cem: Ben de çok eğleniyorum. 

Ömer: Çok eğlenceli gerçekten! Whatsap grupları var mesela. Ragbi dışındaki gruplara bakmıyorum. Sabah bir duruşma var, kafam duruşmaya dolu değil mi? Birden whatsap’ta bir şeyler akmaya başlıyor, tamamen alakasız şeyler. Gülüyorum, çok hoşuma gidiyor. Beni içinde bulunduğum ortamdan çıkarıyor. Yabancılaşma isteği vardır ya hani çoğumuzda. Ragbi bunu başarıyor işte. Bulunduğum ortama yabancılaşmamı sağlıyor. Bir çok konuda görüşlerimizin uyuşmadığı insanlar var ama ragbi bizi birbirimize bağlıyor. Bambaşka bir aidiyet, bambaşka bir kimlik veriyor takım. Her şeyin önüne koyduğum bir kimlik bu. Bana nereye, hangi kimliğe ait olduğumu sorsalar, öncelikle buraya ait olduğumu söylerim. Bu takım için ter döküyorum. Bu takımdaki insanlar benim kıçımı kurtarıyor. Çok önemli bir şey bu. Hiçbir şey yapmasam bile bu adamın yanımda oturması çok hoş bir şey. Kendimi iyi hissediyorum. 

Cem: İş görüşmelerine gittiğimde, görüşmede işimden bahsetmiyorum ama yarım saat 45 dakika ragbi anlatıyorum. Burada şöyle oldu, sahada böyle oldu diye. Olayın tamamen oradan aktığını fark etmeye başladım. Tabii sonucu iyi olmuyor her zaman. İşe alınmıyorum. Ragbinin hayatımı tamamen domine ettiğini ve işe yeterince zaman ayıramayacağımı düşünüyorlar. Ya da ne bileyim, bu herif kafayı ragbiyle yemiş diyorlar!

Sinan: Gerçeklik payı var mı peki?

Cem: Bence var! Ömer abi sohbetin başında dedi ya, keşke işim ragbi olsaydı diye…  Ben de aynı şeyi düşünüyorum. Keşke tek işim ragbi olsaydı ama olmuyor işte. Aileniz izin vermiyor, sosyal hayatınız izin vermiyor. Bu olmadığı için mecburen mesleğimi yapıyorum. Geri kalan her şeyi de ragbi dolduruyor. 

Batuhan: Saçmalık bu! Ragbi nedeniyle veriminin düşeceğinin düşünülmesi saçmalık! Hatta insanlık dışı bir davranış! Ben serbest çalışan bir avukatım ama bir iş yerinde çalışıyor olsaydım ve patronum ragbi yüzünden işimden geri kaldığımı iddia etmeye kalksaydı çok kızardım. Cumartesi günlerim tamamen ragbiyle dolu. O gün beni kimse arayamaz. Ulaşamazlarsa da ulaşamazlar. Önceliğim burası.

Görkem: Açıkçası bir öğrenci olarak ağabeylerimin yanında rahatlıkla ragbiye zaman ayırabiliyorum demeye utanıyorum şu anda. Ben ayırabiliyorum tabii… Takım ruhu müthiş. Takımda bir ortak noktamız daha var, onu da söylemem lazım: Beşiktaş! (Kahkahalar) Beşiktaş maçı olduğunda gol oluyor ve telefondan aynı anda “goool!” mesajları yağıyor. Çok fazla ortak noktamız var yani.