Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Nefis bir Ekim Cumartesi’sinde Bostancı sahili yürüyüş yapanlar, bisiklete binenler, cafelerde çaylarını kahvelerini yudumlayanlarla dolu. Sahil boyunca sıralanan halı sahalarda da futbol, basketbol, voleybol oynayan her yaştan insan… Türkiye Ragbi 1. Liginin iddialı takımlarından Ruggers RFC 34 ile buluşacağız. Randevumuz saat 16:00 da olmasına rağmen hem antrenmanlarını izlemek, hem de güzel havadan yararlanmak için erken gidiyoruz sahile Doğuş’la. Halı sahada iri kıyım 14 genç adam, başlarında Deniz Karadeniz ile hayli ağır bir antrenman yapıyorlar. Antrenman bitiminde ağır antrenman aletlerini sahadan çıkardıktan sonra soyunma odasına geçiyorlar. Duş alıp, üstlerini değiştirecekler, işi olanlar gidecek, sözcü olarak seçtikleri Ömer, Cem, Batuhan ve Görkem’le röportaja başlayacağız. Üzerimizde hafiften “Deux Du Stades” etkisi olduğundan, soyunma odasına girmeye yelteniyoruz. Ömer gülerek “bence hiç deneme, girdiğine gireceğine pişman olursun” diyor. Bunun “maço bir tehdit” olduğunu düşünüyorum önce fakat önden giren Doğuş’un girmesiyle çıkması bir oluyor. “Fena abi fena” diyor burnunu tutarak. İçeriden bir kahkaha patlıyor. En kötü kimin koktuğuna dair “pis bir şaka” dalgası başlıyor. Tam 3 saatlik çok ağır bir antrenmandan çıkmış 15 adam, küçük bir soyunma alanındalar sonuçta… 

 

Doğuş’u “kurban” olarak seçiyorum. Tamam, Stad Tanrılarının Türk versiyonlarını “en mahrem halleriyle görmek için” içimde dayanılmaz bir istek var ama Doğuş’un suratı, neyle karşılaşacağıma dair yeterince fikir verdiğinden tüm otoritemi kullanarak “Doğuş’cuğum okuyucu bu fotoğrafları görmek ister, vazife şeysi yani, hadi gir içeri, bak sadece 8-10 kare!” diyerek ikna etmeye çalışıyorum Doğuş’u… Zavallı Doğuş istediğim kareleri çekip kendini zor atıyor dışarı… Ardından teker teker çıkıyor “yerli tanrılar”… Gidenler gittikten sonra, kalanlarla sohbete başlıyoruz…

Sinan: Ragbi ne kadar zamandır hayatınızda?

Batuhan: Benim 11. Senem…

Cem: Ben 7 yıldır oynuyorum.

Ömer: 4 yıl…

Görkem: Ben de 2008 de başladım.

Sinan: Nereden aklınıza geldi bu? Niye ragbi? 

Batuhan: Valla lisede futbol vardı tabii ama ben çok kazmaydım futbol konusunda. Televizyonda görmüştüm ragbiyi. Yine benim gibi kazma arkadaşlarımla “hadi ragbi oynayalım, bir toptan başka şeye ihtiyaç yok nasıl olsa” dedik, dandik bir ayakkabıdan top yapıp giriştik birbirimize. Yani tamamen futbol konusundaki kazmalığımdan dolayı ragbiye başladım.

Sinan: Futbolda başarılı olsaydın seni futbolcu olarak görecektik yani? 

Batuhan: Galiba… İşte lisede atamadım kaynayan kanı… Arkadaşlarla başladık öyle…  

Sinan: Gireceğiz o kaynayan kan olayına, gireceğiz! 

Cem: Benim hikâyem farklı. Küçüklüğümden beri bir çok sporla uğraştım ben. Batuhan’ın dediği gibi futbol öncelikliydi tabii o yaşlarda. Amatörde de oynadım, profesyonel olarak da oynadım. Ankara Adalet Bakanlığı takımında 5 yıl top koşturdum. Voleybol ve hentbol da oynadım. Mücadeleyi seviyorum. Sonra ODTÜ’de ragbi tecrübesine adım attım ve fark ettim ki ragbi tamamen benim için tasarlanmış bir spor. Mücadeleci sporlara ilgim zaten vardı ama iş sadece mücadele boyutu değil, işin soyunma odası boyutu da var (Kahkahalar). Maç sonrası boyutu var yani. Gerek sahadaki performans açısından, gerek ragbinin moral ve etik değerleri açısından ben kendimi ragbide buldum, ragbide ifade edebildim. Benim açımdan işin özü budur. 

Ömer: Ben de birçok sporla uğraştım. Önce su topu… Su topunu bıraktıktan sonra boşluğa düştüm resmen. Çünkü su topu da hem mücadele hem de temas sporu. Sonrasında bir süre Amerikan futbolu yaptım ve başlangıçta sevdim de. Fakat benim açımdan bir sorun vardı: Durağan bir oyun Amerikan Futbolu bana göre. Bir iki kez ragbi oynayınca, ragbinin benim için en doğru spor olduğuna karar verdim. Müthiş bir oyun bu. İnsanı hiçbir spor dalında olmadığı kadar deşarj ediyor, sıfırlıyor. Eşim bile hiç itiraz etmiyor ragbi tutkuma. “Başka bir adam olarak dönüyorsun” diyor. Açıkçası ben de kendimde fark ediyorum bu durumu. İçimde bir ateş var, mücadele etmek istiyorum. İçinizdeki şiddet duygusunu kontrollü bir ortamda, dostça bir ortamda boşaltabiliyorsun. Cem’e katılıyorum, etik değerlerin çok fazla ön planda olduğu, çok güçlü bir arkadaşlığın yaşandığı bir ortam yaratıyor ragbi. Sahada müthiş bir mücadele yaşarsın, sonrasında da en keyifli an, oyunun dördüncü devresi: maç yapan takımlar içki içme yarışması yaparlar oyunun dördüncü devresinde… 

Ömer dördüncü devreden söz edince diğerlerinin yüzünde “pis” bir gülümseme belirdi. Deşmek lazım bu konuyu tabii ama henüz lafa girmeyen Görkem var. Görkem hesapta yoktu aslında röportaja başlarken. Ama öyle meraklı, öyle coşkulu bir ifadeyle masaya yaklaştı ki, “hadi gel bakalım, sen de konuş” dedik. “Yok ben izlerim” dediyse de, bakışlardan lafa girmek için fırsat kolladığı anlaşıldığından Ömer’in şu “dördüncü devre” detayını deşmeyi sonraya bırakıp Görkem’e dönüyorum:

Sinan: Hadi anlat bakalım?

Görkem: Ben 7 yıl önce lise 1’deydim… (Gülüşmeler)  Eskrim yaptım; basketbol, futbol oynadım. Ama en büyük sıkıntı, basketbol ve futbol oynarken, eskrim yaparken sürekli insanların canını yakıyordum.

Sinan: O nasıl şey öyle? Hadi eskrimi anladım da diğerleri?

Görkem: (Mahcup) Galiba gücümü kontrol edemiyordum. (Gülüşmeler) Lisede 2 yaş büyük bir abimiz vardı, “Görkem sende vücut da var, gel ragbi oyna” dediler ve öyle başladım ragbiye… Çok eğlenceli, aile ortamında hissediyor insan kendisini. Dördüncü devre nereden çıktı bilmem ama üçüncü devre safhası çok eğlenceli oluyor. Rakip takımla birlikte içmek çok güzel, çok keyifli…

Ömer: Üçüncü devre olarak soyunma odasını görüyorum ben. O yüzden içki faslı için dördüncü evre dedim. (Kahkahalar)

Görkem: Benim için terapi oluyor ragbi. Günümüz dünyası malum. İş yüküyle uğraşırken stresten kurtulabilmek, enerjini kanalize edebilmek için çok iyi bir araç ragbi…

Sinan: Ne iş yapıyorsun?

Görkem: Bilgisayar Mühendisliği okuyorum. 2. Sınıftayım.

Sinan: Okul bitince ne yapmayı planlıyorsun?

Görkem: Zürich! Google’da çalışmayı planlıyorum açıkçası… Bölüm ikincisiyim… Öyle işte…  

Sinan: Ragbi peki? Devam edecek mi?

Görkem: O hayat boyu devam edecek.

Sinan: Abartma! Kaç yaşına kadar oynayabilir ki insan ragbiyi?

Görkem: 45 yaşında bir tanıdığım var hala oynuyor? İngiliz bir adam.

Batuhan: “Siz ragbiyi bırakamazsınız, ragbi sizi bırakır” denir bizim camiada. Ancak sakatlanırsanız, oynayamayacak hale gelirseniz bırakılır ragbi… 

Sinan: Kaç tane takım var Türkiye’ de?

Cem: Birinci Ligde 8, ikinci Ligde 6 olmak üzere toplam 14 takım var. Amatör takımlar ve kadın takımları hariç… 

Sinan: Aaa? Kadın takımları mı?  Nasıl bakıyorsunuz kadın takımlarına?

Batuhan: Saygıyla tabii ki! Çok hoş bir şey bence…

Sinan: Batuhan avukatsın sen değil mi? Nasıl gidiyor avukatlıkla ragbi bir arada?

Batuhan: Valla tek sıkıntı ara sıra oramda buramdaki morluklar… Müvekkillerimin yüzünde bazen “Ulan davayı doğru adama mı verdik?” bakışını görmüyor değilim yani… (Gülüşmeler). Onun dışında bir sorun yok. Aksine oynamadığım zaman kötü oluyor. 

Sinan: Ya sen Cem?

Cem: Ben 5 yıldır TÜBİTAK’ ta proje danışmanı olarak çalışıyorum. İş yaşamı ile ragbiyi bir şekilde birbirinden ayırabilmeyi başardım. Haftanın 2 gününü ragbiyle geçiriyorum. Burada, Bostancı’da Cumartesi günümüzün yarısı zaten takım antrenmanıyla geçiyor. Bu arada evliyim. Yani nereden bakarsan bak, 3 boyutlu bir yaşam benimkisi: İş, ragbi ve evlilik! Zor oluyor tabii biraz ama bu kadar zorluğa katlanmayı göze almamdan, ragbinin nasıl bir spor olduğunu anlatabilmişimdir sanırım. 

Sinan: Ben seni yakından tanıyorum ama okuyucuya da anlatman gerekiyor Ömer’ciğim! 

Ömer: Biliyorsun, avukatım. İş yaşamımı beslediğini düşünüyorum ragbinin. İnanır mısın bazen bir dava dilekçesi yazarken takıldığımda ragbiden faydalandığım oluyor. Ragbi öyle sürekli açık bir facebook penceresi gibi duruyor çalışırken. İhtiyaç duyduğunda açıyor, bakıyorsun.

Cem: Offf! Bir insanın ilham perisinin ragbi olması çok kötü bir şey yaaa! (Kahkahalar)

Sinan: Çok güldünüz. Hadi biraz damarınıza basayım! Rugbyciler genelde yakışıklı, iri yapılı, ve “boş kafalı” erkekler gibi lanse ediliyor filmlerde falan. İri ve yakışıklısınız doğru da?

Batuhan: Yakışıklı kısmına fazlasıyla katılıyorum (Kahkahalar) Fakat ragbicilerde eğitim düzeyi çok yüksektir.

Cem: Belki Türkiye’de durum böyledir, pek emin değilim ama?

Sinan: Filmlerde üniversite bursu için bu tür sporlarda başarılı olmak yetiyor ya?

Cem: Doğru, doğru! 

Batuhan: Burada durum çok farklı ama.

Sinan: Diğer takımlarda da öyle midir?

Batuhan: Öyledir.

Görkem: Yurt dışında ragbiciler para alıyorlar. Biz cebimizden para veriyoruz. E tamamen sevdiğimiz bir şeyi yapıyoruz. Fark burada bence.

Sinan: Türkiye’de tam tersine zengin sporu galiba?

Batuhan: Yok, o kadar da değil ya!

Görkem: Yok canım? Krampon ve şort olsun bitti.