Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan:  Ragbinin desteklenmesinde devletin ve özel kuruluşların katkı düzeyi ne?

Cem: Hiç… Belki bir miktar sponsorluk seviyesinde diyebilirim. Ligdeki birkaç takım sponsor buldu. Aygaz ve Decathlon’un, Peugeot’un sponsorluğundan haberdarız ama…

Sinan: Ne var sponsorluğun içinde?

Cem: Aman ya! Forma yapıyorsunuz onları karşılıyor işte.

Ömer: Vergi avantajları nedeniyle aslında özel kuruluşlar için çok cazip bir iş bu sponsorluk. 

Batuhan: Mesela deplasman ücretlerini karşılamak gibi bir hareket yok ne devlette ne özel kuruluşlarda.

Sinan: Futbol takımlarını desteklemek için yarışıyor kuruluşlar ama?

Batuhan: Futbol zaten kendi kanunu olan bir federasyon! Onun dışındaki “bağımsız” spor federasyonları bağımsız değiller zaten basket ve voleybolu da hariç tutuyorum. 

Ömer: Rugby’ de asıl sorun bence alt yapıda. Eskiden Fransız okullarının takımları vardı. St. Joseph, St. Benoit falan, hepsinin takımlarından oluşan bir ligi vardı. Dolayısıyla liseden adam gelebiliyordu takımlara. Ama artık kalmadı. Çünkü ne yapacak çocuk? Üniversiteye mi hazırlanacak, ragbi mi yapacak? İttire ittire gidiyor bu iş. Sırf insanların hakikaten gönül vermesiyle yürüyor.

Sinan: Sizin takım üzerinden gidelim o zaman. Siz nasıl sağlıyorsunuz devamlılığı? Arkadan gelecek gençler var mı?

Batuhan: Kısa vadede mümkün görünmüyor böyle bir şey. Uzun vadede belki… 

Görkem: İstanbul Rugby Center dışında, alt yapısı olan yok.

Batuhan: Onların da büyük takımı yok ama? Sadece alt yapı!


Ömer: Ya işte tüm spor dallarındaki sorun burada da var. Ragbi yapması kolay bir spor.  1 koyup 10 alabileceğiniz spor. Uğraşmak isteyen insanları biraz teşvik etseniz, gelebilecekler. Çok az destek olsa, ragbi bulunduğu yerden çok ama çok iyi yerlere gelebilir. Destekten kastım da gençlerin teşvik edilmesi… 

Batuhan: Üsküdar Anadolu, bir devlet lisesiydi sonuçta. Sadece 1 kişinin, o dönem Burhan Felek’in spor müdürüydü, Adnan Kuzu’nun desteği harikalar yaratmıştı. Bize alan lazım diye gidip konuşmuştum. Sağolsun, tahsis etmişti bize o alanı ve bizim takım şampiyon olmuştu. Bakın o 16 kişilik takımdan 8’i hâlâ ragbi oynuyor. Bir tanesi de şu anda Korsika’da oynuyor. Yani olabiliyor. Siz önünü açın oluyor. Bir sürü insan var böyle lisede başlayıp devam eden. Lise takımları sürdürülebilseydi bir sürü adam gelirdi arkadan.

Ömer: Yurtdışında konuşuluyorduk o zamanlar. Hatırlıyorum herkesin bir beklentisi vardı.

Sinan: Yurtdışında şansı nedir Türk ragbicilerin?

Cem: Bence çok yüksek! Aslına bakılırsa ragbi bizim aşina olduğumuz sporlara çok benzeyen bir spor. 

Batuhan: Ya bir millet güreşi seviyorsa, futbolu seviyorsa, ragbi nasıl sevmez?

Cem: Yani! Sahada yapıyorsunuz zaten? Futbol sahaları ragbi sahası olarak kullanılabiliyor rahatlıkla. Çok büyük yatırıma da gerek yok. Türk insanı mücadeleyi çok sever. A milli takıma bak? Son 20 dakikası örneğin! Mücadele ediyor, sahada bir biri ile kıyasıya mücadele ediyorlar. Düşünün sadece koşarak değil, birbiriyle neredeyse göğüs göğse çarpışarak! Biz mücadeleyi seven bir halkız. Ragbi de mücadele sporu zaten.

Sinan: Ruggers’ı Ruggers yapan şey ne?

Batuhan: Çok güzel bir takım işte? (Gülüşmeler)

Ömer: Biz genç bir takımız ve genç bir takım olarak çok iyi yerlere geldik. Kadro olarak yeniyiz aslında. Sadece bir kaç eski oyuncumuz var. Buna rağmen çok büyük takımlarla başa baş mücadele edebiliyoruz. Geçen sene en çok maç yapan takımdık. Bu takımda ragbi ruhunun yaşandığını düşünüyorum. Bence Ruggers’ı Ruggers yapan, takım ruhu, ragbi ruhu! Deniz’in ittirmesiyle oldu bütün bunlar. Gerçekten her şey Deniz’in eseri! Ruggers Deniz’in hayali ve ben çok mutluyum onun hayalinin peşinden gittiğim için.

Cem: Senede 100-120 antrenman yapıyoruz.  Bu antrenmanların hepsine gelen, hiçbir finansal beklentisi olmayan bir patron düşünün!