Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Bir dönem talk-show programlarıyla büyük popülarite sağlayan, her programıyla ratingleri zorlayan Rüstem Batumekranlara küseli çok oldu. Şimdi son derece etkili kullandığı twitter'da keskin dili ve sert muhalif üslubuyla dikkat çekiyor. Tarkan Kaynar, ekranlardan uzaklaştı-rıldık-tan sonra kitap ve fotoğraf çalışmalarına ağırlık veren Rüstem Batum ile Türkiye, muhalefet ve sosyal ağlar üzerine konuştu. (Fotoğraflar: Eralp Vardar)

Tarkan Kaynar: Türkiye sizi yıllarca talk show yapan bir TV starı olarak tanıdı. Son yıllarda da sosyal medya üzerinde, özellikle twitter’da siyasi görüş ve paylaşımlarınız  ilgiyle takip ediliyor. Ne kadar zamandır ekranlardan uzaksınız?
Rüstem Batum: En son 2006’da Skytürk’te “Rüstem Batum’la Söylenmeyenler” adında bir program yapıyordum. Aslında kişisel nedenlerden dolayı 1995’de bırakmıştım televizyonu. Show TV’de  bazen maçların ratingini geçen programlar yaptığım halde, Erol Aksoy, 2 sene kadar paramı vermedi. 50’ye yakın insan çalışıyordu Show TV deki prodüksiyonda. Ben onun gibi hırsız olmadığım için 2 sene boyunca bankadan kredi alıp o insanların paralarını ödedim. Sonunda iflas edip çıktım programdan. Millet de sanıyor ki bu herifin parası var. Lanet ettim bu şartlarda çalışmaktan! Zaten yorulmuştum da. “Yapmayacağım” dedim ve uzaklaştım televizyondan. Arada 8 şehiri konu alan bir belgesel serisi yaptım. Sponsorlu bir projeydi. Dünyayı dolaşıyor, seyahat ediyordum. 1998’de Atv yayınladı o belgeselleri. Daha sonra, 2000’li yıllarda “Minidev” isimli alternatif  bir internet sitesini yönettim. İçinde 60 kadar, dergi büyüklüğünde ve ana akım medyada yer alamayacak birçok şey vardı. Medyadan birçok isim destek verdi, orada yazdılar. Güzel bir projeydi. İnsan haklarına, azınlık haklarına, gay haklarına vs değiniyorduk. Ama finansör çekilince yürütemedik tabi. 2003 yılında, ABD Irak’a gireceği zaman “Irak’ta Savaşa Hayır Koordinasyonu” kurulmuştu. Radikal Müslümanlardan solculara, sendikalar dahil irili ufaklı 163 kitle örgütü bir araya gelmişti. Cumhuriyet tarihinin en büyük organizasyonuydu. Ben de işimi bırakıp onlara katıldım. Büyük bir hareketti hatırlarsınız. İşte orada da benim gibi 5-6 tane medyada bilinen insan, onların sözcülüğünü yapıyorduk. Televizyon ve radyolara “Koordinasyon” adına konuşuyorduk. 
Tarkan Kaynar: Bu, medyada siyaset elbisesiyle ilk göründüğünüz an oldu?
Rüstem Batum: Evet. Aslında daha üniversite yıllarında siyasetle ilgilenmeye başladım. Yurtdışında okudum 70’li yıllarda. O zamanlar radikal bir solcuydum. Belçika’da siyasi nedenlerle, okul işgali falan, okuldan atılıp mahkeme kararıyla tekrar geri alındım. İnsanlar sanıyor ki siyasi görüşüm son yılların ürünü. Oysa ben 18 yaşımdan beri kendimi solcu ve sosyalist olarak tanımlıyorum. Bu hiç değişmedi. Bu tavrım ve düşünceme aykırı hiçbir şey de yapmadım. ABD- Türkiye arası birkaç gidiş dönüşten sonra, dönünce uzun yıllar reklam filmi çektim. O zamanlar gazete promosyon reklamlarını da hatırlarsınız. Biz iyi bir yapım şirketiydik ve gayet de iyi iş alırdık. Sağcı gazetelerden gelen reklamları hep reddettim. Birisi dese ki “sen şurada siyasi görüşüne aykırı hareket ettin”, diyemez. O yüzden çok para kaybettim. Arkadaş da kaybettim ama onlar arkadaş değilmiş zaten. 50 yaşımdan sonra daha radikalleştiğimi söyleyebilirim. 30’lu yaşlarımda bu güne göre biraz daha pasif kaldım evet ama “hayatımın bundan sonrasını siyasi düşünceme adayacağım” dedim. CNN Türk bir gün 2-3 saatlik bir canlı yayın için davet etti. Yayında ben “Irak’ta çoluk çocuk herkesi katledecekler, biz de engellemeye çalışıyoruz. Bu Hükümet ABD ordusunu destekleyip, Türkiye üzerinden Irak’a saldırmasına izin verirse bunun da hesabı sorulur ” şeklinde biraz sert konuşunca CNN Türk reklam girip yayını kesti. Haber müdürü “kusura bakmayın süremiz azdı vs…” şeklinde bahaneler sıralamaya başlayınca  ben de “Sen ilkokuldayken ben bu işleri yapıyordum, neyin ne olduğunu iyi bilirim” dedim. Ondan sonra bütün randevular bıçak gibi kesildi.  2003’de Denktaş Kıbrıs’ta sınırı açınca,  3-4 ay boyunca her gün sınırı geçerek her iki tarafta çekim yaparak bir belgesel hazırladım. İki büyük haber kanalı istedi, onlara verdim. Bir tanesi dedi ki “Çok şahane bir belgesel, asla yayınlayamayız!”. O günlerde Skytürk’ün Genel Yayın Yönetmeni Serdar Akinan. Serdar “bize program yapar mısınız?” dedi. Bu işe dönmemeye kararlıydım ama beni hiçbir yerde konuşturmuyorlar diye düşünüp bunu değerlendirmeye karar verdim. Ama Akinan’a sordum: “Benim arkamda durabilir misin? Programın adı Söylenmeyenler olacak, konuşulmayanlar dile gelecek”. Serdar “Bu insanlar beni buradan atana kadar sizin arkanızda dururum” dedi. Tabii Serdar 2004’lerde biraz daha liberal gözüken bir adamdı. El sıkıştık, programa başladık. İki hafta sonra beni attırmaya çalışanlar sahaya çıktı. Kanala çekime geldiğimde baktım kapıda Serdar Akinan, “abi sizinle bir şey konuşmam lazım” dedi. “Nedir?” diye sorunca, “Genelkurmay bizim Ankara temsilcimizi çağırmış, ve Rüstem Batum’u kovun demişler”. Yani memlekette bir şey değişmedi aslında. Hep böyleydi. Orada kaldığım 2 sene boyunca, iki haftada bir birileri beni kovdurmaya çalıştı. Bir hafta orduyu eleştiren program yaptım,  bir hafta başka şeyleri eleştirdim ama bir sürü de destekçi kazandım. Bir tür aktivizim olarak görüyordum bu işi, zaten çok ufak bir para veriyorlardı. Bir süre sonra dediler ki “Paranızı yükseltiyoruz, çünkü kanal sizin sayenizde izlenmeye başladı”. Enteresan bir vakadır bu da. O iki senede beni hep atmak istediler. Ama şunu da söylemek isterim Serdar o iki yıl içerisinde büyük bir dönüş yaparak çok keskin bir ulusalcı oldu. İlk başlarda öyle değildi. Ama o dönemde fikren karşı karşıya olmamıza rağmen bir gün dahi “Üzerimizde baskı var, sizi kovmalıyız” dememiştir Serdar. Solcu bir genel yayın yönetmeninin göstermediği delikanlılığı göstermiştir. Fikirlerime tamamen karşı olmakla birlikte, durabildiği kadar benim arkamda yer almıştır. Neticede kendim ayrıldım. Çünkü daha fazla atabileceğim adım kalmamıştı. Tehditler başlamıştı. Sadece beni de değil… Beni atsın diye Serdar’ı da tehdit etmeye başlamışlardı.