Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: 90’lardaki işçi baharı dediğiniz o dönem aynı zamanda Kürtlerin kışı değil miydi Hoca? Yani sınıf ile etnik yapı arasında bir mücadele birliğinin kurulamaması problem değil mi?

Neşe Özgen: Kesinlikle! Temel dert bu diye düşünüyorum. Yani ezilen kardeşliği, zayıf olanların birlikte hareket edebilme kapasitesi düşük evet, doğru söylüyorsunuz. Ama birçok şeyi de yeni öğrendiğimizi, öğrenmekte olduğumuzu da göz ardı etmemek gerekiyor. Dünya da yeni öğreniyor birçok şeyi. ABD’de siyahilerle birlikte yapılabilecek olan mücadelenin dönüştürülmesi ve bunun sınıf mücadelesine bağlanması yeni öğrenilen bir şey mesela. Yani aslında teori de pratikle birlikte yeniden gelişiyor bir yandan da… Son 15-20 yılın teorileri bunlar. Keza kıta Avrupasında mültecilere yönelik yeni programların aslında İngiliz işçi sınıfının kendi programlarıyla ne kadar birleşmesi gerektiği meselesi bile yeni öğreniliyor.

Sinan: Fakat 70’lerden bu yana oluşan büyük bir birikim de var? Sadece Avrupa açısından söylemiyorum bunu, dünya açısından da böyle. Feminist hareket, ekolojik hareket, LGBT hareketi… Bunlar 70’lerden itibaren çok ciddi mücadeleler yürüttüler. Tamam, Türkiye aydınları 80’den sonra tanıştı bu hareketlerle ama bu etkileşimin bir katkısının olmasını beklemek çok mu iyimserlik?

Neşe ÖzgenNeşe Özgen: Biliyorsunuz, Cumhuriyetin ilk dönemlerinden 2. Dünya savaşının sonuna kadar Türkiye’deki entelijansiyanın asıl bilgi kaynağı Fransa ve Almanya. Sosyalist cumhuriyetlerin teorileştirmelerinin ya da buna karşı teorilerin 1970’lerin sonlarına kadar sol aydınlar üzerinde etkili olduğunu da biliyoruz. 1980’den sonra özellikle Anglo Amerikan bilgi kaynağının egemenliği başladı. Amerika ve kıta Avrupa’sının biriktirdiği kaynaktan beslenme ve yararlanma söz konusu artık. Oraya belirli ölçüde katkılarımız da var tabii, bu da ayrı bir durum. Açıkçası, ellerinden geleni yeterince yaptıkları söylenemese de Türk aydınlarını bu konuda çok da sert eleştirmekten yana değilim. Ama asıl büyük sıkıntı, bilgi kaynaklarımız arasında artık Fransızca, Almanca, Arapça ve Rusçanın olmaması. Mesela çok önemsiyorum, Arap entelijansiyasının bilgisine erişimimiz neredeyse hiç yok. Komşularımızın neler geliştirdiğine, entelektüel kapasitelerine dokunabilmek bir yana, kendi ülkemizdeki çeşitli etnik grupların neler geliştirdiklerine, sağduyusal bilgiyi nasıl yükselttiklerine dair çok fazla bilgimiz de yok. Asıl eleştirilmesi gereken bu bence. Bir de şu var tabii: Kıta Avrupa’sında, hatta Amerika ve Kanada’da birkaç grup hariç, ciddi bir tıkanma görülüyor. Yeni teori gelmiyor. En son yeni teoriyi Hindistan’da, sömürge sonrası toplumlar eleştirilerinde gördük. Bu post sömürgeci, sömürge sonrası teorileştirmelerden Kürt hareketi de bir hayli yararlandı ama bu da tükendi. Epeydir Hindistan’dan da yeni tarih teorisi, sosyal teori gelmiyor pek. Buna karşılık ne geliyor? Amerika’dan mali teoriler geliyor. Kısmen komünal ekonomi teorileri geliyor. Dolayısıyla bu Anglo Amerikan kaynaklı bilgi akışı, bize şu anda teorik olarak çok fazla veri sunmuyor. Anca el yordamıyla gidiyoruz. Gözümüz, algımız kendi yoksulluklarıyla nasıl baş edebileceklerinin, kendi devletleriyle nasıl baş edebileceklerinin teorisini yapmakta olan başka ülkelere dönmek zorunda. Hindistan’a, Çin’e, Kolombiya’ya, Latin Amerika’ya bakmamız lâzım. Son dönemlerde bütün bunları görebilmek için çok sayıda doktora öğrencisini bu ülkelere sevk etmeye başladık. Latin Amerika’ya, Kanada’ya… Orada iyi bir tarım grubu çıkmaya başladı mesela. Alternatif tarım ekonomileri üzerine. Güney Afrika’daki ırkçı yapının STK’lar aracılığıyla yeniden nasıl canlandırıldığına ve daha elit bir hale getirilerek gizlendiğine dair bazı iyi teoriler gelmeye başladı. Ama eski bilgi kaynaklarımızın yerine bizim de yeni bilgi kaynaklarını biraz deşmemiz, kullanmamız gerekiyor.

Sinan: Türkiye için bilgi kaynağı haline gelmek söz konusu olamayacak mı?

Neşe Özgen: Türkiye içerisinde bilgi kaynağı haline gelmeye aday olan benim görebildiğim, şuanda sınıf çalışmakta olan genç akademisyenler var. Kürt meselesi içerisinde iktisat ve komünalite üzerine,  yeni egemenlik üzerine çalışmakta olan genç Kürt ve Türkiyeli arkadaşlarımız var.  Uzun süredir akademi dışı bırakılmış gruplar bunlar. Akademi dışı grup, özgürlükçü düşüncelerle birleşebildiğinde çok iyi çalışmalar çıkabilecek ortaya… Sınıf ile etnik meseleler, toplumsal cinsiyet ile sınıf arasındaki geçişkenlik meselelerinde bu genç arkadaşların çalışmalarını dikkate almak gerekir diye düşünüyorum.

Sinan: Akademisyenlerin akademi dışındaki üretiminin daha özgürlükçü olduğunu düşünen bir akademisyensiniz yani? :)

Neşe Özgen: Evet.