Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Gülsüm Kav: Kadın Cinayetleri Politiktir!

2016-10-02 02:17:40

Bugün 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gün olan 8 Mart, aslında insan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmış bir gün. 

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak, polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.
Ağustos 1910’da Danimarka’da düzenlenen “Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı”nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin,  8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) önerisini getirdi ve oy birliğiyle kabul edildi. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda ABD’de anılmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın olarak kutlandı, etkinlikler kapalı mekanlardan sokaklara taştı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" etkinlikleri devam ediyor. Oysa son yıllarda Türkiyeli kadınlar günün tarihçesinden kaynaklanan nedenlerden daha çok, yaşam hakları için “biz dünyanın yarısıyız” diye haykırıyor. 2015’de ülkemizde tam 303 kadın sadece kadın olduğu için erkek şiddeti sonucunda öldürüldü. 2016’nın sadece ilk iki ayında katledilen kadın sayısı ise 62. Ülkemizde her gün kadınlar erkek şiddet sonucunda öldürülürken, tacize, tecavüze, şiddete maruz kalırken, 8 Mart için kadınlara yönelik derin erkek şiddetinde durduğumuz noktayı konuşalım istedik. 8 Mart’ın kadınların kutlandığı değil, yaşam haklarının verildiği bir gün olması ümidiyle, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Türkiye Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, bugün Reportare’de konuğumuz. Gülsüm Kav ile hem Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun yedi yıllık çalışmalarını, hem de kadınların kendi hayatlarını ölüm pahasına nasıl savunduklarını ve cinayetlerin nasıl durdurulabileceğini konuştuk. 
Keyifli değil belki ama, bilinçli okumalar dileriz. 
Röportaj: M. İrem Afşin
Fotoğraflar: Ali Fuat Karasu

KADINLAR YAŞASIN DİYE, KADINLAR KONUŞACAK. ERKEK ŞİDDETİ DEVAM ETTİĞİ SÜRECE, MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ.
M. İrem Afşin: 2009’da Münevver Karabulut cinayetinden hemen sonra toplumsal oluşan infialle birlikte, bir araya gelen her yaştan farklı kadınlar, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nu oluşturdu. Bir avuç kadınla başlayan mücadele, yedi yıllık süreçte kadına şiddetin azalmak yerine artmasıyla beraber deyim yerindeyse çığ gibi büyüdü, artık Türkiye genelinde tıpkı senin ve benim gibi binlerce kadın Platform gönüllüsü. Başladığımız günden bugüne,  “kadına şiddet” gündeminde neler değişti/neler değişmedi çerçevesinde Platformu ve çalışmaları anlatır mısın?
GÜLSÜM KAV: Genel çerçevede, bir araya geldiğimiz ilk günden beri, kadın cinayetlerini durdurmak ve kadınların şiddetten korunmasını sağlamak için çalışıyoruz. Öte yandan, başta yaşam hakkı olmak üzere her tür kadın hakkı ihlaline karşı da mücadele ediyoruz. Cinsel istismardan şiddete, cinsiyet ayrımcılığından tecavüze kadar kadına yönelik şiddetin her alanında çalıştığımızı söyleyebilirim. Tabii ana konumuz, kadın cinayetleri.
Platformun önceliği kadınların hayatta kalmasını sağlamak olduğu için, şiddetten korunmak isteyen kadınlara hukuki destek sağlayarak, bir nevi onlarla beraber hayat mücadelesi veriyoruz. "Psikolojik ve fiziki şiddet, yaralama, tehdit, hürriyetinden alıkoyma" gibi şiddet türlerine maruz kalan kadınların yanında, temsilcilerimiz ve avukatlarımızla davalara katılıyoruz. Sadece öldürülen kadınlar için değil, yaşayan kadınlar için de adalet ve korunma sağlanması için mücadele ediyoruz. Öldürülen kadın kardeşlerimizi sahipleniyoruz,  aileler Platform’un en önemli parçası. Onlarla beraber adalet mücadelesi veriyoruz, kadın cinayeti davalarını takip ediyoruz, hukuki desteğimizin yanı sıra, her davada adliyelerde kadın cinayetlerine dikkat çekerek kamuoyu oluşturmaya çalışıyoruz. Biliyorsun, davalar sonucunda verilen cezalar açısından, kamuoyu baskısı büyük önem taşıyor. Basın çalışmalarımızla, sanatçı dostlarımızın desteğiyle epey ilerleme kaydettiğimizi belirtmek isterim, toplumsal duyarlılık ve kamuoyu bilgisi başladığımız güne göre daha ileride. Ama hala yetersiz.  Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak, Türkiye'de kadın cinayetleri gerçeklerini aydınlatmak için, düzenli kayıt tutuyoruz. Kadın cinayeti verilerini derleyerek her ay kamuoyu ile paylaşıyoruz. Basın dahil bir çok özel ve kamu kuruluşu bu verilerimizi kullanıyor. Kadın cinayetleri seyrini düzenli olarak izlediğimiz için, gelişmeler konusunda yetkilileri uyarmaya da devam ediyoruz. Platformun kadın cinayeti davalarına, avukat ve temsilcilerle beraber, öldürülen kadınların ailelerinin yanında durarak katılması sonucunda cezalardaki indirimler zorlaşmış, caydırıcı cezalar elde edilebilmiştir. Platform, pek çok davada "müdahale" talebi kabul edilerek davaya müdahil olabiliyor. Bu deneyime dayanarak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nı da aynı tutumu alması, kadınlar lehine davada yer alması için sürekli davet ediyoruz, davalara çağırarak katılmalarını sağlıyoruz. Bu noktada biraz yasal çalışmalarımızı açayım istersen: 8 Mart 2012'de yayınlanan "Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 Sayılı Kanun" yapımında aktif yer alan Platform, bir süredir Türk Ceza Kanunu'na "kadın cinayeti" teriminin girmesi ve "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası" ile cezalandırılıp devam eden indirimlerin kaldırılması için mücadele ediyor. Şimdilerde ise “Özgecan Yasası” olarak adlandırılan indirimsiz cezalar için uğraşıyoruz. 
M. İrem Afşin: Peki Platform’un statüsü nedir, yani devleti ne kadar zorlayıcı ve yaptırım uygulayıcı durumda? Biraz da Platform gönüllülerinden bahseder misin?
GÜLSÜM KAV: Platform olarak başladık, ama sonradan kurduğumuz “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği” olarak tüzel kişiliğe sahibiz. Öte yandan, derneğin "kamu yararına dernek" statüsü kazanması için çalışmalarımız devam ediyor. 
Kurucular, öldürülen kadın kardeşlerimizin aileleri ile çeşitli siyasi partilerden, barolardan, meslek örgütlerinden, sendikalardan, derneklerden gelen kadınlar ve bağımsız gönüllü, her yaştan, her sosyoekonomik sınıftan kadınlar... Türkiye'de kadın cinayetlerinin tüm toplumun bir sorunu olmasından kaynaklı, platform çalışmalarına, Mecliste grubu bulunan-bulunmayan tüm partilerden ve birbirinden farklı sivil toplum örgütlerinden, sanatçılardan, gazeteci ve yazarlardan, spor taraftarından, LGBTİ örgütlerinden, kısaca tüm toplumdan katılım alıyoruz. 
Yedi yıl sonra, İstanbul genel merkez olmak üzere, Adana, Afyonkarahisar, Amasya, Ankara, Antalya, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Mersin, Niğde, Samsun, Tekirdağ, Uşak, Yalova'da temsilciliklerimiz var,  Aydın, Burdur, Çorum, Denizli, Muğla ve Rize'de ise temsilcilikler yeni kuruluyor. Yurtdışında ise; Kanada Toronto, Almanya Bonn, İsviçre Basel'de temsilciliklerimiz görev alıyor, ABD, Hollanda, Fransa, İngiltere'den de çalışmalara katılım sağlayabiliyoruz. 
KADIN CİNAYETLERİ KESİNLİKLE ARTIYOR, NEDENLERİ DE HEM SİYASİ HEM TOPLUMSAL
M. İrem Afşin: Büyük tartışmayı sona erdirelim mi? Kadın cinayetleri gerçekten artıyor mu, yoksa bazı devlet yetkililerinin söylediği şekilde “algıda seçicilik” mi söz konusu? Bu noktada, Platform’un raporlarında yer alan verilerden, sayılardan yola çıkarsak daha gerçekçi bir tablo çizebiliriz sanırım? 
GÜLSÜM KAV: Tabii ki kadına şiddet ve kadın cinayetleri artıyor. Platformun yıllardır takip ettiğimiz şekilde adının Kadın Bakanlığı olması gereken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı koordinasyonluğunda devlet tarafından bu artışın takip edilmesi gerekiyor, ancak devletin böyle bir girişimi yok! Oysa nedenleri ve nasıl gerçekleştiği araştırılmadan veya bilinmeden bir sorunun önüne geçmek mümkün değildir. Yetkililerin 2015’te dile getirdiği “kadına şiddete 0 tolerans” için çözüme giden her somut adımın atılmasını gerektiriyor.  Kadın cinayetleri verileri de devlet tarafından “aile içi, ev içi” gibi evli olmayan kadını görmezden gelen terimlere sığınmadan, gerçekleri kırpmadan, “kadın cinayetlerine 0 tolerans”ın gerçek bir politika olduğunu gösterecek şekilde kadınların ve toplumun bilgi edinme hakkını ihlal etmeden açıklanmalıdır. Şu anda bunun yapıldığı söylemek mümkün değil maalesef. Ancak Özgecan Aslan cinayeti gibi tüm toplumda infial yaratan örneklerde devletin sesini bir miktar duyabiliyoruz.  
M. İrem Afşin: 2015 verileriyle, 2016 Ocak –Şubat aylarındaki tablo yeterince korkunç! 
GÜLSÜM KAV:  Biz “çözüm odaklı” çalıştığımız için kadın cinayetleri verilerini düzenli olarak çıkarıyoruz. 
2015 yılında 303 kadın kardeşimiz sırf  “kadın olduğu için” öldürüldü. 2013’te 237 ve 2014’te 294 kadın cinayeti işlendi, buna göre 2015’te kadın cinayetlerinde ciddi önlemleri gerektiren bir artış görülüyor. 2015 Ağustos’ta 27, Eylül’de 32, Ekim’de 21, Kasım’da 28 ve Aralık’ta 32 kadının öldürülmesiyle yılın son aylarında kadınlar daha fazla öldürüldü. En çok kadın cinayeti işlenen İstanbul’da 44, İzmir’de 20, Ankara’da 15, Diyarbakır’da 13, Antalya ve Bursa’da 12, Adana, Gaziantep ve Muğla’da 11, Kocaeli’de 10, Mersin’de 9 kadın hak mücadelesi verirken hayatını kaybetti. 2016’nın henüz 3. ayındayız ama ilk iki ayda öldürülen kadın sayısı 62.
M. İrem Afşin: Öldürülen kadınları sayılara indirgemek korkunç ama durmak bir yana, düzenli olarak artıyor cinayetler. Peki neden?
GÜLSÜM KAV: Neden artıyor sorusunun birden fazla cevabı var ama kısaca tek cümlede özetle dersen, bu kadar çok can kaybımızın olmasının nedeni, net erkek egemenliğidir. Türkiye’nin her yerinden ve her kesiminden kadın, çalışmak, eğitim almak, mutlu değilse boşanmak ya da ayrılmak, istemediği bir şeye zorlanmamak, kendi hayatı hakkında karar verebilmek istiyor. Bu kaçınılmaz ve geri çevrilemez bir tarihsel süreçtir, kadınlar mücadele ederek haklarına elbette kavuşacaklar. Ancak kadınlar sürekli olarak canlarıyla bedel ödüyorlar. Bu gerçeğini görmek, kadınları anlamak yerine, erkekler hak arayışımıza şiddet ile karşılık veriyor, doğrudan ayak diriyorlar. Kadınının eşit varlığı ve hakları konusunda güçlü politikalar olmayışı da, politikacıların kadını “anne, eş, kardeş” gibi tanımlamalarla adlandırarak çocuk sayısından nasıl doğuracağına, çalışıp çalışamayacağına kadar çeşitli yaptırımlar ve talepler öne sürmeleri de, sürekli üst egemen eril dil kullanımı da çeşitli şiddete eğilimli erkeklere tabii ki cesaret kazandırıyor.
M. İrem Afşin: Aslında devletin çıkarması gereken neden-sonuç ilişkisini, verilerle Platform ortaya koyuyor diyorsun. Bu kapsamdan bakınca, kamuoyundaki yanlış algıyı da düzeltmek için,  hep konuşulan “kadın şiddet görüyorsa mutlaka bir şey yapmıştır” kanısının karşısına istatistiki verileri koyalım isterim. Evli-bekar, genç-yaşlı, öldürülme nedeni gibi verilerden bahsedelim biraz…
GÜLSÜM KAV: Önümüzdeki ağır tablo çok net aslında:
Devlet tarafından “kadına şiddete 0 tolerans” söylemine aksi yönde atılan adımlarla, toplumsal refah açısından gerekli ve mümkün olmadığı halde kadını korumadan aileyi korumayı hedefleyen politikalar yürütülüyor. Oysa, 2015 verilerine bakıyoruz, öldürülen kadınlar çoğunlukla hem evli hem çocuklu. %48’lik tespit edilemeyen oranla beraber öldürülen kadınların %50’si yani yarısının çocuğu vardı. %30’luk tespit edilemeyen oranla beraber öldürülen kadınların %43’ü evliydi ve % 14’ü yaşamında en az bir kere evlilik yapmıştı. Kadın cinayetlerinde yaşamını yitiren 89 kadın, yani öldürülen kadınların % 29’u ise hem evli hem çocukluydu.
KADINLAR ÖLÜMÜ GÖZE ALARAK ERKEK ŞİDDETİNE KARŞI MÜCADELE EDİYOR
M. İrem Afşin: Cinayetlerde en çok karşılaştığımız neden, kadının kendi hayatı konusunda karar vermek istemesi. Oysa bu son derece insani bir hak, hem de karşılığını şiddetle ödemek pahasına. 
GÜLSÜM KAV: 2015’de kadınların %78’i kendi hayatlarına dair karar almak isterken ve %1’i homofobi ve transfobi nedeniyle erkek şiddetiyle öldürüldü. Biz kadınlar, kadın cinayetlerinde caydırıcılığı azaltıp cezasızlığı ortaya çıkaran haksız tahrik, iyi hal, saygın tutum, aşırı sevgi vb. indirimlerin uygulanmaması için gerekli düzenlemeleri ve koruma kanununun düzgün uygulanmasını talep ederken,  Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu 2015’in ilk günlerinde kadının kariyerinin annelik olduğunu ve başka bir kariyerle ilgilenmemeleri gerektiğini açıkladı. Şu an halen hükümetin ve Meclisin 2015 yılında bir kısmı çocuğuyla beraber olmak üzere öldürülen 151 çocuklu kadını neden korumadığına dair açıklama yapmasını bekliyoruz. 
Kadınların yaşam hakkını dile getirmeyen ve kadınların korunmasına dair somut adım atmayan devlet “annelik kariyeri” söylemiyle girdiği 2015’i, boşanmaların önüne geçmeyi hedefleyen “Boşanma Meclis Komisyonu”nu kurarak bitirdi. 
O halde, kadınlar toplumsal alanda bütün haklarını almışlar ve kullanabiliyorlar da aile birliğini kurtarmak kalmış gibi hareket eden, evliliğini sonlandırmak isteyen kadınları bir sorun gibi ele alıp aile içerisinde öldürülen kadınları dile getirmeyen Meclis, 2015’te evliyken öldürülen 129, kocası tarafından öldürülen 90 ve evliliğini sonlandırmak istediği için öldürülen 50 kadın kardeşimizin hesabını vermek zorunda! 
Çünkü birlikteliğe, anneliğe, boşanmaya dair karar kadınların olmalı, kadınların yaşama hakkını korumak ise devletin görevi. Oysa kadınlar ölümü göze alarak erkek şiddetine karşı mücadele ediyor. 
50 kadın evliliğini, 15 kadın ilişkisini sonlandırmak isterken 130 kadın ise kendi hayatına dair bedensel, toplumsal ya da ekonomik bir başka hakkını kullanmak isterken öldürüldü. Kadınların öldürülme bahanelerinde dikkati çeken bir diğer nokta 2015’te 16 kadının fiziksel şiddete veya cinsel saldırıya karşı direndiği için öldürülmüş olması. Bu ortadayken 2015’te kadına şiddet suçlarını ve cinsel suçları cezada pazarlık ve uzlaşma konusu haline getirecek düzenlemenin konuşulması kadın hareketi ve insanlık onuru açısından kabul edilebilir değildir.
KADINLAR EN ÇOK EN YAKININDAKİ ERKEK ŞİDDETİYLE ÖLDÜRÜLÜYOR
M. İrem Afşin: Kadınları çoğunlukla en yakınları öldürüyor diyebilir miyiz?
GÜLSÜM KAV: Elimizdeki verilerle diyebiliriz tabii. Devlet kadını “aile” kavramı içinde değerlendiriyor ama şu gerçekleri görmezden geliyor: 2015’te öldürülen 303 kadından  %46 tespit edilemeyen oranla beraber; 110’u kocası veya boşandığı kocası; 50’si erkek arkadaşı, nişanlısı veya ayrıldığı erkek arkadaşı, nişanlısı; 10’u oğlu, 8’i babası ve 75’i tanıdığı biri veya akrabası tarafından, 4’ü ise tanımadığı biri tarafından öldürüldü. Bu durum kadınların en çok karşısında haklarını aradığı en yakınındaki erkek şiddetiyle öldürüldüğünü gösteriyor.
Üstelik öldürülmenin şiddet biçimi de giderek artıyor! 2015’te %6 tespit edilemeyen veya kamuoyuna açıklanmayan oranla beraber, 155 kadın cinayeti ateşli silahla, 90 kadın cinayeti kesici bir aletle, 23 kadın cinayeti boğarak, 7 kadın cinayeti darp ederek, 7 kadın cinayeti sert bir cisim kullanarak, 2 kadın cinayeti yakarak ve 1 kadın cinayeti diri diri gömülerek işlendi. Kadın cinayetlerinin işlenme şeklinde ciddi hunharlık olduğunu görüyoruz artık. Ayrıca ateşli silah kullanım oranı 2014’te %43 iken 2015’te %51’i buldu. 
Hunharlığın, defalarca bıçaklamanın veya ateşli silah kullanımındaki artışın bir nedeninin de, hükümetin izlediği savaş politikası ve olağanüstü hal uygulamalarıyla topluma devlet tarafından uygulanan şiddetin yarattığı ortam olduğuna inanıyoruz. Kadınların ve toplumun yaşamında hak ve demokrasi mücadelesi için zaruri olan demokratik barış ortamı devlet tarafından sağlanmadı. Sadece toplumun genel refahı değil, kadın cinayetlerinin ve kadına şiddetin durması için de devlet savaş ve şiddet politikasını sonlandırmak zorunda. Her zaman vurguladığımız “kadın cinayetleri politiktir” söylemimizin bu durumla da ilgisi var. 
DEVLET KADINLARI KORUMUYOR! 
M. İrem Afşin: Sinir bozucu olduğunu biliyorum, hatta dalga geçer gibi aslında, ama devletin savunduğu “kadına şiddette 0 tolerans” kavramı ile, kadını koruduğunu söylemek mümkün mü? 
GÜLSÜM KAV: Hayır, maalesef mümkün değil. 
2015 yılında öldürülen kadınların 27’si koruma altındaydı veya öldürülme tehlikesini devlete bildirmişti. Devletin koruması gereken 27 kadının öldürülmüş olmasının yanında kadınların %90’ının koruma altında olup olmadığı kamuoyuna açıklanmadı. 24 kadın ise bir başka kadına yönelik şiddeti engellemeye çalışırken, Koruma Kanunu’nun belirttiği şekilde devletin yapması gerekip yapmadığı için çabalarken öldürüldü. 6284 sayılı Koruma Kanunu’nu hazırlayarak uygulanması için mücadele eden kadın hareketinin talebine rağmen koruma uygulamalarına dair hükümet tarafından açıklama yapılmıyor oluşu, kadınların ve toplumun sorularını da beraberinde getiriyor. 303 kadının öldürüldüğü 2015’te kadın cinayetlerine dair tespit edilemeyen verilerin çokluğu, tespit edilemeyen en çok verinin %90 oranıyla devlet koruması konusunda birikmiş olması, kamuoyunun bildiği 27 kadın cinayetinin devlet korumasıyla engellenmesi gerekirken gerçekleştiği, 24 kadının ise bir başka kadını korumaya çalışırken öldürüldüğü gerçeği Koruma Kanunu’nun zaten düzgün uygulanmadığını gösteriyor.
Kadın cinayetlerine zemin hazırlayan durumlara baktığımız zaman ise; erken yaşta evlilik; kadınların eğitim, sağlık, çalışma, boşanma, kendi hayatına dair karar alma hakkı gibi temel haklarının devlet tarafından korunmaması; Koruma Kanunu’nun düzgün uygulanmayarak kadınların en temel hakkı olan yaşama hakkının devlet tarafından korunmaması; devletin savaş ve şiddet politikası ve kadın cinayetlerinde uygulanan ceza indirimleri ile ilgili gerekli uygulamaların yapılmamasından bahsebiliriz. 
M. İrem Afşin: Kadınların korunması, yasalarla ilgili Meclis bağlantılı çalışmalar son dönemde çok ses getiren Cansel Buse gibi vakalar.... An itibariyle nerede duruyoruz, kadına şiddet nereye gidiyor? 
GÜLSÜM KAV: Kadın cinayetlerinde mevcut tablo şudur; takip ettiğimiz davalarda kazanıyoruz, ceza indirimlerini fiilen durdurduk. Ancak henüz yasada değişiklik yapılmadı, yasa mücadelemiz devam ediyor. Daha da önemlisi kadın cinayetlerini durduramadık, ne yazık ki cinayetler ve diğer şiddet biçimleri artarak devam ediyor.
Neden – nasıl böyle oluyor? Cevap vermek, davalarda olduğu gibi asıl bu noktada kazanmamız için gerekli. Böyle baktığımızda şunu görüyoruz: erkek şiddetini cezasız bırakan indirimlerin durmasını çok yolculuk, çok emek ile adeta o duruşma salonlarını kuşatan bir mücadele ile sağladık. Ve aslında bu noktada bile atılması gereken esas adım atılmadı, Ceza Yasası tadil önerimiz hala yasalaşmadı. Bu sonuçları biz kendi özgücümüzle fiilen elde ediyoruz. Toplum bize “Özgecan Yasası ne oldu?”diye soruyor, bir de buna son dönemde yine halkımızın koyduğu ad ile “Cansel Yasası” eklendi. Hemen belirteyim; bizim önerimiz cinsel saldırı, darp, tehdit, hürriyetinden alıkoyma vb. kadına yönelik tüm şiddet suçlarına ilişkin indirimleri kapsıyor, yani aynı zamanda Cansel Yasası da anlamına geliyor. Biz de yetkililere soruyoruz: Yasa için açıklamalar da yaptığınız halde, neden adım atmıyorsunuz?  
Aslına bakarsan durum şu;  bizi kuşatan genel siyaset ortamında kadınlar lehine tek bir adım atılmadığı gibi, tam tersine bir gidişat var. Bir yanda yaşam hakkı ihlallerinin her gün yaşandığı savaş ve şiddet ortamı, öte yanda merkeze kadını hedef olarak koyan modern hakların tümüne yapılan saldırı, tüm topluma sürekli İslami hayat tarzının dayatılması ortamında, bütün bunların bir sonucu olarak kadın cinayetleri artıyor.
Bu yüzden bir anlamda “Batılı” yaşam tarzının da sembolü olan Bağdat Caddesi’nde bile cinsel saldırı açıktan olabilir hale gelebiliyor. Tesadüf değil. Kadınların başına gelenlerden, modern hakları kadınların özgür olmasını sorumlu tutuyorlar ve çözüm olarak sundukları tek şey; eve dönmeleri, çocuk yapmaları, çalışırlarsa da esnek ve evden çalışmaları, dışarıya çıkarlarsa da  “pembe taksiye” binmeleri… Bu kısır döngüyü açıklayan ve kıran bir mücadele yürütmemiz şart. 
MİA: Platformun ilk günlerinden beri iletişim alanında çalışan gönüllü kadınlardan biri olarak, konuştuğumuz kapkara tabloya bakınca, bir nefes arası verelim istiyorum. Biraz da “iyi” gelişmelerden ve “başarı” örneklerinden bahsedelim mi? 
GÜLSÜM KAV: Haklısın, bunca kötü gidişatın içinde iyi gelişmeler daha az duyuluyor. Oysa emsal teşkil eden dava sonuçları ile ilerleme kaydediyoruz. Yıllar içinde yüz elliye yakın dava takibi yaptık, daha önemlisi çok sayıda kadının şiddet karşısında yalnız kalmamasını sağlayarak korunmalarını sağladık. Bütün bu deneyimden öğrendiklerimizle çözüm önerileri, yasa teklifleri ortaya koyduk. Münevver Karabulut ile başlayıp sayısı yüzleri bulan davalarımız içinde hukuk literatürüne giren örnekler oldu; örneğin Siirt’te intihar diye kapatılan Esin Güneş davasında cinayeti kanıtladık.  Geçtiğimiz günlerde Afyon’daki Özlem Selek davasında da benzeri oldu, gerçeği ortaya çıkaran, olayı aydınlatan biz olduk. Sakarya’da Emine Yayla davamızda indirim Yargıtay’dan döndü, yeniden yargılama başladı, tam da 8 Mart günü duruşmamız var.  Bu gelişmeleri tabii ki önemli buluyoruz. Onur duyduğumuz başka bir olay ise,  Çağdaş Gazeteciler Derneği bu yıl Yılın Mücadele Ödülü’nü Eskişehir temsilciliğimize verdi.  
Aslına bakarsan, verdiğimiz mücadele sonucunda, o zamana kadar örtülen bir toplumsal sorun olan kadın cinayetlerinin önemi anlaşıldı diyebiliriz artık. Kavramın gerçek adı yerleşti, basının dili epey değişti, kamuoyu oluştu, çözüm önerileri gelişti, toplum da bu çözüm önerilerini sahiplendi. 
Kadın cinayetlerinin son bulması için korumanın düzgün uygulanması talebi yanında 2015’te kadın hareketinin, kadın yakınları öldürülüp Platform’la mücadelesini birleştirmiş ailelerin ve tüm toplumun en öne çıkan talebi, kadın cinayetlerinde indirimlerin uygulanmaması, caydırıcılığın artması ve cezasızlığın son bulması yönündeydi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun  25 Kasım 2013’de Meclise sunduğu yasa düzenlemesi Özgecan Aslan’ın 2015 Şubat ayında toplumda yarattığı büyük tepki sokaklarda, meydanlarda, sosyal medyada ve mecliste “Özgecan Yasası” adıyla anılarak kadın cinayetlerinde indirimlerin uygulanmamasına dair düzenleme talebi olarak kendini gösterdi.
Özellikle yasa mücadelesinde toplum,“Özgecan Yasası” adını kendi koyarak arkamızda durdu. Tüm bunların sonucunda Özgecan Aslan davasından çıkan müebbet kararından sonraki davalarımızda haksız indirimleri önleyebilir olduk. 
BOŞANMALAR DEĞİL, KADIN CİNAYETLERİ DURDURULMALI
M. İrem Afşin: Peki nasıl durduracağız kadın cinayetlerini? Platformun net taleplerini ve toplumsal beklentiyi özetler misin? 
GÜLSÜM KAV: Gerçekte çok olumlu ve tüm toplumu iyileştirecek bir gelişme olan kadınların hak arayışı desteklenir, kadınlar güçlendirilir ve erkek şiddetine karşı ile kararlı bir siyasi irade ile mücadele edilirse, kadınlar yaşar. Bence, kadınlar yaşarsa, tüm Türkiye iyileşir. Buna ne kadar ihtiyaç olduğu ve toplumun kadın cinayetlerinin durması yönündeki isteği, Özgecan kardeşimizin acı kaybı ile görüldü, toplum onun nezdinde öldürülen bütün kadınlara sahip çıktı, her gün haberlerde izlediği kadın cinayeti haberlerini duymak istemediğini, öldürülme şekli nedeniyle vicdanı ayağa kaldıran Özgecan ile ifade etti diyebilirim. 
Tüm Türkiye kadın cinayetlerinin durmasını istiyor. Bu amaçla kurulan platformumuz için de dönüm noktası olan bu imkanı birlikte ele alır, ellerimizi, aklımızı, kalbimizi birleştirir isek kadınların hayatını kurtarabiliriz diye düşünüyoruz, tabii devletin yetkililerini ikna edebilirsek! 
Kadın cinayetlerinde sayılar bu kadar yüksekken, her gün kadınlar öldürülmeye devam ederken, Meclisin derhal yapması gereken, kadın cinayetine ve kadına karşı işlenen suçlara onay verir nitelikteki indirimleri, cezasızlığa son verecek ve caydırıcılığı arttıracak şekilde düzenlemek; savaş ile topluma şiddet ortamlarını bitirmek, boşanma komisyonu kurup kadının içinde öldürüldüğü aileyi koruma politikasını bırakıp kadın cinayetlerini durduracak kadını koruyan komisyonlar, politikalar üretmektir. “Aileyi koruyup kolluyoruz, boşanmaların önüne geçmek için tüm imkanlarımızı kullanıyoruz” politikasını ısrarla izlemeyi yetkililer bırakmalıdır. Ortada olan gerçek öldürülen kadınların çoğunlukta hem evli hem çocuklu olmasıdır. Kadınların içinde öldürüldüğü aileyi korumak için komisyon kurmak ise kadın cinayetlerinin önünü açmak demektir. 
Bu yüzden biz kadın cinayetlerinin çözümü için, dava ve mücadele tecrübemizden süzerek oluşturduğumuz, uzun bir süredir dile getirdiğimiz 5 temel talebimizin kabul edilmesini istiyoruz:
1.Cumhurbaşkanı, başbakan ve meclisteki bütün parti liderlerinin kadına yönelik şiddeti kınaması
2.6284'ılı koruma kanunun etkin uygulanması
3.Ceza kanunu'na "ağırlaştırılmış müebbet" teklifimizin yerine getirilmesi
4.Kadın Bakanlığının kurulması
5.Cinsiyet ve cinsel yönelim eşitliğini esas alan yeni anayasa
M. İrem Afşin: Toplumun belirli bir kesimi ise, kadın katillerinin idamından yana. Şiddete şiddete karşılık vermek çözüm olabilir mi? Platformun kadın katillerine verilecek cezalara yaklaşımını anlatır mısın? 
GÜLSÜM KAV: Son dönemde, özellikle Özgecan ile birlikte bütün toplum bizim taleplerimizi sahiplenmiş, aynı zamanda toplum vicdanını en çok yaralayan sorunun ceza indirimleri olduğu da görülmüştür. Bu bakımdan platformun öne çıkardığı, çözüm için ilk adım olarak gördüğü talep; Türk Ceza Kanunu'nda "kadın cinayeti" teriminin yasal statü kazanması. Kadın cinayetlerinin sürmesine sebebiyet veren indirimler kaldırılmalı, madde "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası" olarak yeniden düzenlenmelidir.
Platform olarak, "idam" ve "hadım etme" gibi uygulamaları, insan haklarına aykırı bulduğumuz için reddediyoruz. Zaten kadın cinayetlerinde evrensel adalete uygun olan düzenleme "ağırlaştırılmış müebbet"tir. Bu talepler çözüm için başlangıç adımları sadece, hayat kurtaran "acil tedavi" sayabileceğimiz bu adımlar somut olarak atılmaya başlanır ise yaşadığımız tablo hızla değişir ve düzelir. Bununla beraber, yaşadığımız sorunların köklü çözümleri için orta ve uzun vadede yapılması gerekenler de var. Kadın erkek eşitliği konusunda, cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa karşı eğitimlerin hem toplumun hem gelecek kuşakların bilinç kazanmasının daima devam etmesi gerekiyor. 
Kadınların tam olarak eşit haklarına kavuşarak yaşaması için önümüzde uzun ve sabır gerektiren bir mücadele var. Şimdi şu anda kadınların hayatını kurtarmak için yapabileceklerimizi ertelemeden, elimizden geleni yapar isek, yarın hayatını kurtardığımız kadın kardeşlerimizle omuz omuza diğer haklarımızın mücadelesini de verebiliriz. Kadınlar yaşasın diye, kadınlar konuşacak. Erkek şiddeti devam ettiği sürece, mücadeleye devam edeceğiz.
M. İrem Afşin: Bitirirken, senin Platform ve kadına şiddet ile özel ilişkini, kişisel hikayeni de kısaca anlatır mısın?
GÜLSÜM KAV: Bugün kadınlar kendi hayatlarına karar verebilmek için ölümüne direnir iken, kadın mücadelesinin de bu hakkını arayan kadınların derdine yanıt verebilecek bir çaba içinde olması beklenir.  Platform bu amaçla kuruldu, sadece kendisinin ve benzerlerinin değil, birbirinden çok farklı kadınların hakkını savunmak gerektiğini düşünen kadınlar bir araya geldi ve devam ediyoruz. Toplumda kadınlar -kendilerine feminist diyerek ya da demeyerek-  “kadın” olma bilincine varıyor ve hak arıyor iken, feminizm buna cevap vermekte yetersiz kalmamalıdır diye düşündük. Ben kişisel olarak da başka bir dünya isteyen tüm sömürü ve ezme ezilme ilişkilerine karşı mücadele eden bir kadın olduğum için de, kadın olduğum için de, feminist mücadele de hayatımın bir parçası diyebilirim. Genel olarak eşitlik ve sosyalizm mücadelesinde büyüdüm, hekimlik mesleğimin bir gereği olarak da insan hakları ve şiddet konularını sahiplendim, hatta uzmanlık alanımı buna göre seçtim; Tıp Etiği uzmanı oldum. 
Kadınların toplumsallaşmış biçimde modern haklarını aradığı, bu arayışın erkek egemen şiddet ile bastırılmaya çalışıldığı günümüzde böyle bir kadın örgütüne ihtiyaç da varmış. Biz bize ihtiyaç kalmasın isterdik ama şiddet devam ediyor, onu çözdüğümüzde de farklı sorunlarımız önümüze gelecektir, dolayısıyla mücadeleye devam edeceğiz. 
M. İrem Afşin: Bir sonraki yıl 8 Mart’ta daha iyi gelişmelerden,  kadın cinayetlerinin ve şiddetin azaldığından konuşabiliriz umarım, verdiğin bilgiler ve gelecek umudu için teşekkür ederiz. 
GÜLSÜM KAV: Platform ve kadın kardeşlerimiz adına yer verdiğiniz için ben teşekkür ederim, dileğine yürekten katılıyorum.