Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Ünsal ÜnlüMİA: Basındaki ‘kırılma noktası’ diyebileceğimiz döneme bakalım mı beraber? Senin kişisel kariyerin ile de ilgili, NTV’den ayrılma sürecini anlatır mısın?

ÜNSAL ÜNLÜ: 2009’un Ağustos ayında NTV’den ayrılmak zorunda kaldım, atıldım NTV’den… Çünkü artık NTV NTV’likten çıkmıştı, habercilik anlamında aramızda çok ciddi bir görüş farkı oluşmaya başlamıştı. Şimdiki yayınlarımı izleyenler de biliyorlardır, ben de biraz dilini tutamayan bir adamım, çocukken de öyleydim.

MİA: Biraz? – Gülüşmeler-

ÜNSAL ÜNLÜ: Hiç değişmedim ki? Böylece doğru bildiğimi söylemeye devam ettiğim için ayrılmak zorunda kaldım NTV’den.

MİA: Netleştirelim, sen mi ayrıldın, yoksa ayrılmak zorunda mı kaldın?

ÜNSAL: Atıldım yahu, bildiğin atıldım J Üstelik beni o zaman atan “gazeteci” şimdi A Haber’in başında. Al bak sana basındaki değişim: Kimin nereden nereye gittiğini, nereden hangi noktaya geldiğini, nasıl “değiştiklerini” hepimiz gördük, biliyoruz aslında. Ama o kararımdan hiç pişman olmadım. NTV’den atıldım, yarım saat sonra Habertürk’te temsilcilik yapmaya başladım. Onlar bir süredir teklif ediyorlardı ama ben yöneticilik yapmak istemiyordum. İletişim fakültelerinde verdiğim seminerler dahil her yerde söylüyorum, medyada bir yerin yöneticisi en çok küfrü yiyen insandır, ben o adam olmak istemiyordum ki, ben de yöneticime küfür ediyordum zaten? 

O yüzden, Habertürk Ankara bürosunda TV Ankara temsilcisi olarak göreve başlayınca, kafama göre bir büro yaptım. Çok genç insanlarla çalıştım; bir tane de çok kıdemli arkadaşım, Tülay, haber müdürü olarak da çok eski bir arkadaşım Selahattin ile beraber çok genç, zıpkın gibi bir ekiple başladık. İki yıl boyunca orada çalıştım, düşün ki Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut idi, şimdinin Cumhurbaşkanı Danışmanı.

MİA: Ne diyorsun?! Bak bunları olduğu gibi yazarım?

ÜNSAL ÜNLÜ: -gülerek- Yaz canım, saklısı gizlisi mi var? Benim hiç öyle bir sıkıntım yok. Yiğit benim Ankara’dan yaptığım işlere hiç karışmadı biliyor musun? Burada bu işi yapan adamlar işi biliyor, ellemek en doğrusu diye karar vermişti herhalde. 5 kişilik bir grupla, bir yıl sonra yayın anlamında NTV’yi geçmiştik. Ve fakat 2 yıl sonra Habertürk de NTV ile aynı noktaya geldi: Artık yürümeyecekti, çünkü bambaşka işler yapılıyordu, habere bakış çok değişmişti, ben mutsuz olmaya başladım. Mutsuz olunca ceketi alıp gidebilmek güzel bir özgürlük, o da ben de var. İstifa ettim.

MİA: Arkana bakmadan dönüp gider misin hep?

ÜNSAL ÜNLÜ: Giderim. Gazetecilikte birilerinin bunu göze alıp yapması gerekiyor İrem. Yoksa takıldığımız noktadan bakarsak, gazetecilik bundan daha iyi bir yerde olamayacak. Birileri bırakmak zorunda! Sadece gazeteciler için değil üstelik: Bugün Türkiye’de diplomasını yırtacak avukatlara, ekonomistlere ihtiyaç var. Böyle ekonomi, böyle hukuk olmaz diyecek insanlar lazım. Yoksa mümkün değil, düzelmez.

MİA: Ne zaman bıraktın Habertürk TV’yi?

ÜNSAL ÜNLÜ: 2011. Gittim, yine 6 ay dublaj ve reklam seslendirmeleri yaptım. Sonra yine “yuva”dan çağırdılar, TRT Türk’de siyaset programı yoktu, gel yap dediler, böylece “Ünsal Ünlü ile Masa” programına başladım. Kafamdaki programı yapmayı da başardım, hem de yine 2 yıl. O dönemde söz konusu bile olmayacak işler, örneğin CHP Başkan Yardımcısı Haluk Koç’u konuk almak istedim, Meclis’ten tanıyorum Haluk Hocayı, bana “emin misin?” diye sordu, “Niye sordunuz?” dedim, “ben TRT’ye çıkmayalı 4 sene oldu” dedi. Çıktık tabii. Orada kafama göre röportajlar yaptım, herkesi de ekrana çıkardım. Bir tek, niye bilmem, bu enteresan bak, HDPliler yazılı davetler de göndermemize rağmen gelmediler. O arada öyle insanlar ağırladım ki: Emrah Serbes’i çıkardım yayına, şimdiki TRT’yü düşünürsen çok acayip değil mi? Sonra… 2 sene sonra TRT TÜRK de bitti. Her yer gibi.

Her şey gerçekten tıkanma noktasına gelince de yine bırakmak zorunda kaldım. Zorunda “bırakıldım” daha doğru bir tanım olur belki, çünkü şimdi FETÖcüler denilen Cemaatçiler öyle bir yerleşmişti ki yapıya, beni çok çirkin bir şekilde çıkarttılar. Bir Cuma günüydü, biz Pazartesi yayına çıkacak konukları ayarlarken, program asistanı arkadaşım, Pazartesi yayın akışında “olmadığımızı” gördü, öyle aniden 2 yıl sonra. Rahatsızlık çok uzun süredir devam ediyordu tabii. Örnek vermem gerekirse, diyelim Suriye meselesi: Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanıydı o zaman, ben ekranda takır takır söylüyordum bu politika ile Türkiye’nin burnunun boktan kurtulma şansı yok, illa ki yere yapışacağız diye… Haliyle, bir anda cart diye bitti program.

-sessizlik-

Çok takılmadım. Üç dört ay sonra ilk aşkıma, radyoya döndüm. Ankara’da bir yerel radyoda, Radyo Avrasya Türk’te program yapmaya başladım. Tıpkı şimdiki Periscope yayınında olduğu gibi, ilk yayında 20 kişinin dinlediği program, ben bıraktığımda internet üzerinden 300 bin kişi tarafından dinleniyordu.

Şunu anlatmaya çalışıyorum, ben hep kendimi test ederek ilerledim. Gazetecilik yapmak illa ki mümkün, mutlaka bir yere bağlı kalmak zorunda değilsin. Biz hayatta hep ezberlerle gidiyoruz, bu kötü. Halbuki bir parça kırmaya başladığın zaman fark ediyorsun ki, bir şeyler mümkün. Bir de, doğruya doğru, bir kez suya atlama cesareti bulduktan sonrası geliyor. Fakat bu aynı zamanda pis bir şey bak, çünkü hep atlamak istiyorsun, su çağırıyor seni…

Radyo Avrasya Türk’de geçen dokuz aydan sonra Cemaatçiler ikinci darbeyi vurdular: Radyonun bağlı olduğu yayın grubunun stüdyolarını Diyanet İşleri Başkanlığı da kullanıyordu, adamlar açık açık tehdit ettiler, Ünsal Ünlü’nün programı bitmezse bir daha çalışmayacak burada kimse diye…

Acayip bir yol ayrımına geldim o zaman: Biz radyoda beş kişi çalışıyoruz ama bağlı olduğumuz yayın grubundan yanlış anımsamıyorsam 103 kişi çalışıyordu. Çoğu da çok genç çocuklar, hayatlarında hiç işsiz kalmamışlar daha önce. Öyle bir durum ortaya çıkınca, bitirdim programı. Dinleyiciye de söyledim: Yalnız dinleyiciyi rehabilite etmek bir ay sürdü. Gezi direnişi yaşanmıştı, 17-25 Aralık süreci geçmişti, düşünsene ben yayında bunların hepsini anlatıyorum, dinleyici de biliyordu baskıyı zaten. Dedim ki, sakin olun, böyle olması gerekiyor…

Herşeyi bir tarafa koydum, kurumsal medyacılığı bıraktım. Ana akım medyada benim çalışmam mümkün değil bu saatten sonra… Uyuzlanacağız karşılıklı, mümkün değil ki başka türlüsü artık?

MİA: Neredeyse hiçbirimiz için, bildiğimiz anlamda doğru gazeteciliğin peşinde koşanlar için mümkün değil zaten artık:/

ÜNSAL ÜNLÜ:  Aynen öyle maalesef. Acaba nereden nasıl yürürüm dediğim dönemde, çok eski tanıdığım, NTV’de beraber çalıştığım Ruşen Çakır, elinde ipad ile seçim döneminde bölgeleri gezmeye başlamıştı, Medyascope’un başlangıcıdır o geziler. “Gel bak böyle bir oluşum var, Periscope üzerinden yayın yapacağız.” dedi bana.