Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Ünsal ÜnlüMİA: Bu hafta itibariyle Anayasa değişikliği ve Başkanlık sistemi önerisi Meclis’ten geçti. Çok kötü görüntülere, hiçbir demokraside bahsi geçemeyecek sahnelere şahit olduk. Ve şimdi, millete sorulmak üzere, Referanduma gidiyoruz. Yorum ve öngörülerini merak ediyorum, nasıl görüyorsun referandum sürecini?

ÜNSAL ÜNLÜ: Bunu yayında da defalarca konuştuk. MHP'nin AKP'ye inanılmaz desteği nedeniyle Meclis’te aksi bir durumun yaşanmasını beklemiyordum zaten. Buna bir de açıkça Anayasa çiğnenerek göstere göstere oy atılmasını ekleyince, beklenenden farklı bir şey çıkmadı. Geçen hafta oylamalar bitmeden bir yayını bu konuya ayırıp başlığını da 'Vekil bir şey yap(A)madı, sıra asilde' diye atmıştım. Şimdi Nisan ayında halk bu konudaki tercihini yapacak ve ben de yayınlarımda ısrarla bunun isimden bağımsız düşünülmesi gerektiğini anlatıyorum. AKP tabanı her türlü eleştiriyi direkt olarak Tayyip Erdoğan'a yapılmış kabul ediyor. Oysa şu çok açık; bu düzenlemeyle Cumhurbaşkanı olacak kişiye verilecek yetkiler, o makama oturacak herkesi güç sarhoşu yapacaktır. Denetimden bu kadar uzak ama tıka basa yetki dolu bir mevkiinin demokrasiyle uzak yakın ilgisi olamaz. Bu nedenle de bıkmadan usanmadan anlatmaya kararlıyım bunu. Çünkü bugüne kadar anlatmak yerine aşağılamayı tercih etmiş herkes. Oysa gördük ki 'Göbeğini kaşıyan adam' ya da 'Bidon kafalı' deyince sadece kutuplaşmaya katkı veriliyor aslında. Benim yayınlarımda bu yok, kimseye de izin vermem. Evet zor, ama ben başarılabileceğine inanıyorum. Getirilmeye çalışılan sistemin asla ve asla bu toplumun iyiliğine olmayacağını herkese anlatmaya devam edeceğim. Kimilerine bu 'çok romantik ve gerçeklikten uzak' gelebilir ama denemeden bilemeyiz. Kutuplaşma mağduriyet yaratıyor ve mağduriyetin de kimin işine yaradığı ortada. Yapabiliriz, birbirimizden korkmadan, ön yargısız konuşmayı başarabilirsek ki 19 aydır başarıyoruz, bunu da anlatabiliriz.

“İNATLA VE ISRARLA, HAYATIMIZA SAHİP ÇIKMAK ZORUNDAYIZ.”

MİA: Bana kalsa, bu sohbet daha saatlerce devam etsin isterim ama, eninde sonunda okuyanların gözlerine de yazık… Yavaş yavaş toparlayalım.

Dönem itibariyle varla yok arasında bir medya ile alternatif yayınlara destek çabası içinde haber almaya çalışıyoruz, tam anlamıyla çalıştığı söylenemeyecek bir parlamentomuz var, öte yandan ülkenin sınırında devam eden ve maalesef bizim de dahil olduğumuz bir savaş hali var, adalet sistemimizde ciddi zedelenme var, çocuk istismarı, kadın cinayetleri, her ay bir yerde patlayan bombalar, farklı terör örgütlerinin saldırıları, “şemsiye getirin döveceğim” diyen adamlarla, “şort giydi diye vurdum” diyen adamlar peydah oldu, sözde yurtlarda çocuklarımız yandı… Ki bu saydıklarım gündelik gündemimizin sadece bir kısmı. Bütün bu iç karartan tabloya OHAL durumunu, KHKları da ekleyelim, bir de referandum sürecini.

Bu kadar karmaşık ve kabus gibi görünen bir gündemin içinde senin için “öncelikle bu konularla  uğraşmalıyız!” dediğin konu başlıklarını söyler misin? İnatla ve ısrarla röportajımızı umutlu bitirmeye çabalıyorum, biraz yardım?

ÜNSAL ÜNLÜ: İnatla ve ısrarla, hayatımıza sahip çıkmak zorundayız. Bu ülkenin seçilmiş bir iktidarı var, Cumhurbaşkanı var, seçilmiş parlamentosu var. Birkaç ay önce birçok ülkenin 2 yılda atlatamayacağı bir darbe girişimi atlattık biz. Bu ülke, bunların da içinden çıkar. Bir ajitasyondan bahsetmiyorum, ama beş beterinden çıkmışız. Ayağında çarığı, sırtında elbisesi olmayan adamları kurduğu ülkede yaşıyoruz biz hala. Bu olur, korkulacak bir şey de yok aslında, bu sürecin içinden çıkabiliriz. Sadece içinden çıkarken birbirimizden uzaklaşmamamız gerekiyor, çünkü o zaman içinden çıktığımız şey aradığımız şey olmayacak, başka bir şey olacak.

Bak ben bir federasyondan filan bahsetmiyorum. O çok sonraki aşama. Düşünce olarak kafadaki gettolaşma başlarsa, bunun geri dönüşü yok. Oysa biz birbirimizi biliyoruz, tanıyoruz zaten. Niye yeniden tanıma sürecine girelim ki? Biz aynı gün içinde çok farklı dinamiklerden geçip, ertesi güne hiçbirşey olmamı gibi başlayan bir ülkeyiz. Herkes şunu düşünsün isterim, bu röportajı okuyanlar da düşünsün: Türkiye darbe girişimini yaşamadan daha bir hafta önce, Başbakan Binali Yıldırım’ın “acil servise gelenler artık kız bakmaya geliyorlar” sözünü tartışıyordu. Sabahtan akşama ana gündemin değiştiği bir ülkeden bahsediyoruz. Bu ülkede yine çözüm buluruz biz, yeter ki birbirimizden kopmayalım. Bu ülkede türbanlı da var, Marksist de var, ateist de, çok dindar adam da var, AKPli de, AKP dışı insan da. AKPliler de bunu kafalarına sokacak: Ya AKPlisin ya FETÖcüsün die bir şey olamaz. Bana ne ya, ne alakası var?

Röportajın başında anlattım ya, ben bu adamlar yüzünden iki kez işimi kaybettim, unutmam da unutturmam da. İnsanlar öldü bu yüzden, nasıl unutulur ki? Hayatlarının beş yılını hapiste geçirenler var FETÖcüler yüzünden.

Önümüze çıkarılan yol şu; ya AKPlisin ya FETÖcü. O kadar basit değil işte.

MİA: Darbeci olduk yine? Yetmez ama evet zamanında da darbeci olmuştuk…

ÜNSAL ÜNLÜ: Yetmez ama evetçiler benim bu ülkede hesaplaşamadığım tek grup, asla da hesaplaşmayacağım. Bu insanlara da hiçbir şekilde hakkımı helal etmem, bugün yaşadıklarımızın temel sorumluları arasındalar. Bu ülkede her şey gümbür gümbür gelirken, adalet ayaklar altına alınırken, sadece Anayasa Mahkemesi başvurusu var diye, 12 Eylül referandumunda Evet’i zorladı o insanlar. Bu ülkeye yaptıkları kötülüğün haddi hesabı yok.

MİA: O gün Hayır diyenler darbeciydi, bugün de Hayır diyenler yine darbeci olacak. Üstelik darbeci diye nitelendirilen kitle, aslında darbeye en karşı olan kitle. Trajikomik bir durum bu.

ÜNSAL ÜNLÜ: Aynen öyle. 12 Eylül darbesi beni ailemin üzerinden geçti, adam bana darbeci diyor. Böyle bir şey söz konusu olamaz.