Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Ünsal ÜnlüMİA: Yayını düzenli takip eden bir izleyicin olarak, merak ettiğim bir farklı hali sorayım: Aynı anda hem kafandaki konuyu/ olayı aktarıyorsun, ekrana düşen mesajları okuyorsun, onlara cevap yetiştiriyorsun, konunun devamını anlatıyorsun ve sonra dönüp gazetedeki benzer konulu haberden devam ediyorsun. Bütün bunları aynı anda takip edip yapabilmek nasıl bir beceridir, biyonik misin sen?

ÜNSAL ÜNLÜ: Muhabirlik işte o. Yıllarca haber spikerliği yaptım, sen ekranda haber okurken kulağında kulaklıktan rejide kıyamet kopar, sürekli konuşurlar, sana da arada bir şey derler, onu da duymak zorundasın, ama okuduğun haberi de kaçıramazsın. Söyleşinin başında dediğim TRT tedrisatı bu işte, ustaların elinden geçiyorsun, bir yayıncı usulü nasıl bozmaz öğreniyorsun. Yıllar içinde o beceriye sahip oldum işte. Yayınlarda başıma gelmeyen de kalmamıştır hani… Yayında stüdyoda yangın çıktı, dekor devrildi arkasından uyuyan dekorcu çıktı, sokakta canlı yayında tinercinin biri geldi sarıldı, yok yok yani…. Orada o yayın bitecek, yapılacak, hiçbir şey bozmamalı bunu. En iyi karım bilir, tatile gideriz, haber gelir, pat diye onu bırakır giderim ben. Gazetecilik böyle bir meslek. 13 yaşında kafana “o bant senden önemli” fikri girince, bir daha merdivenden çıkmayı unutmuyorsun işte, o bant senden önemli.

Hiç unutmayacağım bir anı daha anlatayım sana, 29 yaşındayım, Mesut Yılmaz ile Brüksel ziyaretine gidildi, Belçika Kralı bizi bir şatoda ağırladı, o masada dedim ki, hale bak, kral kraliçeyle aynı masadayız, çok ciddi ortam, şato işte düşün. Gece öyle geçti, 5 saat sonra sabaha karşı yola çıktık, Esenboğa Havaalanına indik, editörüm aradı, Elmadağ yolunda tır devrilmiş, ölüler varmış, gidin çekin dedi. 5 saat önce kralla berabersin, sonra gidip karda devrilmiş tır haberi yapıyorsun. Bürodan birisi gitse, çok uzun sürecek, biz alandan atladık gittik. Tipik köy cenaze evi, yer sofrasında kıymalı pide yeniyor. Ben kral sofrasından beş saat sonra o yer sofrasında pide yedim, röportajı yaptım, döndüm. Bu meslek öyle bir meslek ki, her zaman anımsatır sana: Sen hiçbir şeysin, önemli olan haber. Cumhurbaşkanı veya Başbakan muhabiri olabilirsin, Cumhurbaşkanlığı döneminde Abdullah Gül ile veya Başbakan iken Tayyip Erdoğan ile, onlarca ülkeye gittim geldim, e sonra? Tabii ki oy verdiğim bir parti var, ben de vatandaşım sonuçta, ama yayında söylemem ki? Anayasa’da maddesi var. Oy vatandaş tarafım başka, gazetecilik başka. Tarafsız olmak zorundayım. Arkadaşın bir,  çıkıp yazıyor oraya: “En büyük Reis!” Niye söyledin ki sen bana bunu şimdi, bana ne? Biz başka bir şey konuşuyoruz. Takım tutar gibi parti tutuyoruz, siyaset böyle saçma bir hale evrildi, bu yüzden yaşıyoruz yaşadıklarımızı zaten. Körü körüne inanmak nedir? Sorgulasana, hatasını görsene, söylesene?

Bugünkü muhalefetin haline bakalım. Elbette bir kavgaları var iktidarla ama hepsi aynı düzenin partileri, bakıyorsun çok da büyük bir dertleri yok birbirleri ile aslında. AKP’ye 14 yıldır oy veren seçmenin biri gidip dese ki, “kardeşim ben sana bunca sene oy verdim, her yerde en büyük Reis dedim, ama siz de şu Adil Öksüz meselesini bir aydınlatın, ayıp oluyor artık!” Bak, o AKPli seçmen bunu diyebildiği zaman çok şey değişebilir. Veya CHP’ye bakalım: Geçtiğimiz Haziran’da “Anayasaya aykırı ama evet” diyerek dokunulmazlıklar kaldırıldı sayelerinde, şimdi içeri düşen bütün HDPli vekillerin durumundan sorumlular. Gidip bunu sorup soruşturan CHPli seçmenler olmak zorunda. “Bu nasıl sosyal demokrasi?” diye sormalı insanlar. “Diyemem çünkü Kürtçü derler.” Demezler kardeşim ya, demokrat derler. Olabilir misin? Böyle şeyler anlatıyorum yayında işte, sonra aynı yayında FETÖCÜ Kürtçü Ulusalcı Ateist bombacı oluyorum, bipolar kişilik bozukluğu başlayacak bende korkarım… - gülüşmeler-

MİA: Yayınlara dair çok güncel bir sorum var, hem de bu vesileyle biz de duyurmuş olalım: 18 ay sonra Periscope yayınlarını  bu hafta Youtube ve Facebook'a taşıyorsun. Bu yeni kararın nedeni nedir? Bundan sonra yayınların gidişatını nasıl planlıyorsun?

ÜNSAL ÜNLÜ: Yayınları başka mecralara taşımak fikri uzun süredir var aslında kafamda, ama erteliyordum sürekli. Çünkü yayına başladığım Periscope'da sadece bu yayını takip etmek için hesap açan ve bunu bana açık açık söyleyen binlerce insan var. Üstelik bunlardan bazıları da sosyal medyayla hiç ilgisi olmayan insanlar. Sadece yayını takip etmek için Twitter hesabı açıyorlar. Bir de bu insanların bir kısmının yaşlarının ileri, teknolojiyle ilişkilerinin de sıkıntılı olduğunu düşününce, bırakıp gitmek ahlaki gelmiyor bana. Bir de şu durum var; Youtube ve özellikle Facebook canlı yayın konusunda kendilerini müthiş geliştirmelerine rağmen Periscope'tan aynı cevvaliyeti göremedik :) Bu nedenle şöyle bir çözüm buldum şimdilik; yeni ev Facebook ve Youtube olacak ama eski evi yani Periscope'u da tam olarak boşaltmayacağım. Bir süre daha üçünde birden sürecek yayın ama nereye kadar, onu ben de bilmiyorum. İzlemek isteyenler Youtube kanalına ve Facebook üzerindeki “Patronsuz” sayfasına üye olabilirler, ücretsiz tabii ki(!)

MİA: Son haftalarda yayınlarda dikkatimi çekiyor, izleyici yayını senden daha fazla sahiplenmeye başladı: Küfürlü mesaja yazana, konuyu karıştırana veya ağır hakaretle sözde propaganda yapana çemkirip, “sus da izleyelim” diyor. O kadar interaktif hale geliyor ki bazen, sana dönüp “siz anlatın Ünsal Bey” diyorlar, öte yandan son sürat küfreden trolü susturuyorlar. Zor ama eğlenceli ve sağlıklı bir duruma evriliyor sanki, sence yayında giderek yerleşen bu tutumu toplumun geneline yayma şansımız olur mu bir gün?  

ÜNSAL ÜNLÜ: Ben yayına başladığımda Ruşen dedi ki, alttan mesajları kapat, çünkü çok küfredecekler. Etsin, ne yapayım? Önemli olan, bu senin anlattığın durum, zaman içinde izleyici izin vermeyecek zaten o küfürün edilmesine, o da sıkılacak- ya gidecek, ya da kalıp efendi gibi tartışmayı, konuşmayı öğrenecek. Bu sabah olana bak: Birisi küfür kıyamet AKPliyim diye yazıyor. Bir baktım, hemen altında başka biri, “ben de AKP’liyim, bir efendi ol da dinle, biz altı aydır izliyoruz, bir dur da adam anlatsın haberleri” diye yazdı. Tam da olması gereken bu işte. Hala ümitliyim ben.

Bu kamplaşma, ötekileştirme hali bizi bir yere götürmeyecek. Neden? Bir şekilde beraber yaşamayı becermek zorundayız, bu ülke hepimizin. Sen ona bidon kafalı de, o da sana ateist desin, e sonra? Ben her ikisine de karşı olduğum için, yayındaki bu tarafsızlık zaman içinde mütedeyyin ama biatçı olmayan AKP’lilerin de ilgisini çekmeye başladı, gerçek sosyal demokratların da. İlk başladığım aylarda aşırı ulusalcı, hep benzer mesajlar atan bir kadını, sırf “kafan çalışmıyor, o yüzden türban takıyorsun” dediği için yayından attım, bir daha da geri almadım. Kadın da şaşırdı, sosyal demokratız diyenler de, benden beklemiyorlardı. Ama ne oldu? AKP’lilerden mesajlar geldi o gün, gördük tarafsızlılığı diye, bin program yapsam anlatamazdım bunu. Benim yaşadığım mahalle karma bir mahalle, ülke de öyle olsun isterim. Benim siyasal İslamcı arkadaşlarım da var, Marksist arkadaşlarım da, hepsi bir arada konuşabildiği ve birbirini hakaret etmeden dinlediği gün yırtarız.