Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Ünsal ÜnlüMİA: Hiç tanımayan birine anlatır gibi anlatırsan, kimdir Ünsal Ünlü? Kendini nasıl tanımlarsın?

ÜNSAL ÜNLÜ: Bilmem? Kısa ve zor soru! O kadar uzun süredir gazeteciyim ki, herhalde “gazeteci” derim önce, o kadar. Bir de, Ankaralı. Söylemekten en çok mutlu olduğum şey bu. 1970’de Ankara’da doğdum, 47 yaşındayım. Doğduğumdan beri bu şehirde yaşıyorum. İş nedeniyle farklı yerlerde yaşadım ama şanslıyım, hiç biri uzun süreli olmadı. Çünkü burada yaşamayı çok seviyorum. Okullarımın da hepsi Ankara’da, hep devlet okullarında okudum. 1982’de Ankara Radyosu çocuk sanatçı sınavını kazandım. Biz o zaman ne olduğunu anlamamışız ama düşününce fark ediyorum, beş binden fazla çocuğun girdiği bir sınavı kazandık. Kırpıla kırpıla bir senenin içinde 69 çocuğa düştük, 8-18 yaş arasında, kızlı erkekli çocuklar.

MİA: ‘Çocukluğundan beri yayıncı’ diyebilir miyiz sana?

ÜNSAL ÜNLÜ: Tabii canım, ben ilk stüdyoya girdiğimde 12 yaşındaydım. İlk kez kamera karşısında 13 yaşında geçtim, ilk canlı yayınımı 13 yaşında yaptım. 0 69 çocuk bir yıl boyunca sıkı bir eğitim gördük, çok acayip hocalardan; Ergin Orbey, Ejder Akışık, Rüştü Asyalı, Jülide Gülizar… Onlardan hem mikrofon oyunculuğunu öğrendik, aslında benim içime yayıncılık mikrobunu atan o dönem oldu, sonrası da gazetecilik, çünkü çok sevdim ben yaptığım işi. Mikrofon karşısında olmayı sevdim. Öte yandan, içimizden çok iyi oyuncular çıktı: Devlet tiyatrosu sanatçıları, hepsi ülkenin tanıdığı isimler. Her meslekten insan çıktı aslına bakarsan, doktor da var, avukat da, diplomat da. Dünyanın dört tarafına dağılmış durumdayız: Şu anda Strasbourg’da büyükelçi olan da var, burada devlet tiyatrosunda oynayan da. Ama biz çocukluğu beraber geçirdiğimiz için, bir yerde buluşunca kaldığımız yerden devam ediyoruz, sanki çocukluğumuza dönüyoruz. En son bir ay önce buluştuk. 3 kişi. O kadar eski arkadaşız ki, sakalımızı bırak, sakalımızın çıkacağına dair umudumu yoktu tanıştığımızda. Ya yana oturduk, içimizden birinin eşi bize baktı ve dedi ki: “Üçünüzün de sakalı ağarmış..” Düşün, çocuklarımız beraber büyüdü, aynı okulda okuyanlar var. Bir araya gelince, bir anda 12 yaşımıza, Ankara Radyosu’nun koridorlarına dönüyoruz. Her hafta sonu sabah 9’dan akşam 18’e . Ben o dönemde hiç sokakta oynamadım mesela, aslında sokak çok severim.

MİA: Aslında zor bir çocukluk sayılmaz mı bir taraftan?

ÜNSAL ÜNLÜ: Evet zor, sen yaşıtlarınla aynı şeyleri yapmıyorsun ki? 2 yıl sürdü, bir yılı eğitim, bir yılı da sınavlar. 2 sene boyunca başka hiçbir şey yapmadım ki… Ama bir yandan da çok güzel bir çocukluktu, öyle güzel şeyler yaşadık ki… Radyo stüdyolarının içinde, stüdyoların arasındaki koridorlarında oyun oynardık. Bir de ben okumayı çok severdim, biraz da mecburiyetten erken de okumak zorunda kaldım. Çok küçükken babamı kaybettim, 5 yaşında. Bir abim var, hayatta yaptığım her şeyde öncü odur. Bana çok inanır, çok destekler. İstanbul’da yaşar,ticaret yapar, turist rehberliğinden mağaza işletmeciliğine kadar her işi yapmış adamdır. Babamı kaybettiğimiz dönemde, benim ortamdan çok sıkıldığımı fark edince, bana okuma yazma öğretti. Mayıs ayında bir aylık abimin eğitimiyle okula götürdüler beni, abimin öğretmeni Neriman Hoca müdür Ahmet Hocayla beraber sınava aldı, “bu çocuk tamam, ikiden başlatalım” dediler, şöyle bir formül bulundu, okulun son 20 günü birinci sınıfa gittim, sonra da ikinci sınıftan başladım. Çok da iyi oldu, sonra ben o iki seneyi üniversitede yedim çıtır çıtır, çok işime yaradı. (Gülüşmeler)

Okumayı öğrendikten sonra, bana sürekli kitap taşıdı abim. Çocukluk döneminde tam takıntıydı okumak, yayıncılıkla beraber gazeteciliğin yolu böyle açıldı.

MİA: Üniversitede ne okudun?

ÜNSAL ÜNLÜ: Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Mülkiye’de Ekonomi okudum, ama siyaset okumak istiyordum aslında. İlginç bir evde büyüdüm, annem sabah altıda radyo açardı, “ajans haberleri”, şimdi 72 yaşında annem, evde hala 3 radyo açıktır, odadan odaya geçerken kopukluk olmasın. Ben sonra Siyaset okumaya karar verdim, 1986’da 16 yaşında üniversiteye girdim, 6 tercih yaptım hepsi siyaset üzerine, Mülkiye’yi kazandım. Ekonomi okudum ama o da büyük avantajdır, yaptığın işi bilerek devam etmek önemli. Gazetecilikte de siyaset yazmak istiyordum çünkü. 1989’da, işe ilgimi görüp ben de biraz sevdikleri için bir sürü projenin başında yer alma şansım oldu. Bugün söyleyince garip geliyor insanlara ama TRT’de dünyada ilk kez tamamını gençlerin hazırlayıp sunduğu bir bülten yapıldı. Ben o programın ilk spikeriyim, gerçekten muhteşem bir şeydi, EBU’da ödül kazandı proje. Gazetecilik mikrobu da tam o zamanda girdi içime, üniversite 3. Sınıfta. İlkokuldan kazandığım iki seneyi de yiyerek 6 yılda bitirdim. Siyasete bakış açısını, işin inceliklerini, siyaset teorisini öğrenmek çok işime yaradı.

Bitirdikten sonra, uzun süre dublaj yaptım, hayatımın son 30 senesi dublajla geçti, hala da yapıyorum ama şimdi biraz keyfe keder. O dönemde çok çalışıyorduk, sabah 8’den gece 3’e kadar. Türkiye’de özel televizyonların açıldığı dönemdi, iş çok fazlaydı. 1997’ye kadar TRT’ye de program yaptım, çalışmadığım alan kalmadı, belgesel dahil. Ama bana acayip çok şey kattı bu: Sokak röportajı yapmayı öğrendim, prodüktörümle beraber Alman Nagra eski makaralı teyplere benzeyen alet omzumda, tüm Türkiye’yi gezdik. Soru sormayı öğrendim ki bu işte çok önemlidir. Nasıl konuşturacağını bileceksin. Çapa yapan bir kadının yanına oturup Selamünaleyküm deyip konuşmayı da, çok daha ciddi ortamlarda durmayı da öğrendim. Sonradan muhabirliğe başladığımda sanki çok uzun zamandır o işi yapıyor gibiydim ve çok sevdim muhabirliği. 1997’de TRT’den ayrıldım, Türkiye’nin Ankara merkezli ilk özel televizyonu CTV, Ceylan Holding’in televizyonunda 2 yıl kültür sanat programları, spikerlik, editörlük yaptım.