Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Gazetecilerde bir eğilim başladı: "Politikacılar aptal, devleti biz yönetelim"
MİA: Basın ahlakı veya basının etik kurallarından bahsedemiyoruz artık. 

SEDAT ARAL: Aynen, onlar tartışılmıyor bile artık! Bir savaş kuralı koyuyor, çünkü adam asker olarak görüyor kendini. Eline silah verdiğinde, bu binaya yürü dediğinde, gidip vuracak adam, aynen bu tarzda bir gazetecilik yapılıyor şu anda. Silahla vuracağına kalemiyle saldırıyor. Bir de boş saldırıyor, bomboş… Öngörüleri yok, neyi okuduklarını bilmiyorlar, başkalarını takip etmiyorlar. Başka fikirlerden inanılmaz derecede korkuyorlar, siyasiler gibi düşünüyorlar. Çünkü gazetecilerde şöyle garip bir eğilim başladı: “Politikacılar aptal, devleti biz yönetelim.” Sonra, Cem Küçük gibi adamlar çıkıyor piyasaya, gazeteci sayar mısınız bilmem ama Cem Küçük’ün bir de öbür taraftaki versiyonları var. Hani Cem Küçük’ün kırmızı olanı yok derseniz yanılırsınız, var. Acayip adamlar var ortada, her gün okuyorum gazetelerde. Sonra Diyarbakır’dan yazanları okuyorum, “bu akşam iç savaş çıkabilir, eğer bu akşamı da atlatırsak iyi” diyorum kendi kendime. 
ALİ FUAT KARASU: Bu durum her “taraf” için geçerli, ortası sağı veya solu fark etmiyor. 
SEDAT ARAL: Tabii ki! Karşılaştığım tablo şu: Birisi yazıyor, diyor ki, A şahsı kötü, çünkü havuz medyasında ve hükümet yandaşı. Bunu yazan adam ise, CHP-HDP-MHP medyasında CHP-HDP-MHP yandaşı. Hanginize inanalım? Bu kılıcın maalesef iki tarafı da keskin, düz tarafı yok kılıcın. Belki iki tarafın birden bayrağı indirmesi lazım! Ben gördüğümde şaşırıyorum, şimdi herkes silahşör. Bir de herkes birbirine karşı da silahşör. Benim Türkiye’de gazetecilik yaptığım dönemde, birbiriyle derdi olan, birbirine söyleyecek sözü olan gazeteciler köşelerinden karşılıklı yazardı. Uğur Mumcu, bir anda Mehmet Ali Birand’la olan derdini cart diye köşesinden yazdı benim burada yaşadığım dönemde. Şimdi ise farklı bir duruma bakıyoruz: “Bu adam iyi değil” diyor adam, soruyorsun niye? “AKPye yakın” diyor. Nereden biliyorsun? “E geçen gün Abdurrahman Dillipak bu adama nasılsın diye sordu.” Olmadı, bilmem kimlerle görüştü… Oysa ki, yazdığının, kimlerle görüştüğünün hatta kim olduğunun hiçbir önemi yok, gerçeği yazıyor mu, ona baksana! Ama bu adamların bakış açısına göre, karşı tarafın da doğruyu yazıyor olması mümkün değil, kesinlikle emin bundan! Basına bu anlamsız sistemi de Cemaat yerleştirdi, çünkü ayrımcılığı sorgulayan, iki çift gerçek soru soran kim varsa çekti attı sistemin dışına! Hatırlar mısınız, bazılarımızın başına geldi, ben “bu mahkemeler adaletsiz” dedim, birisi kalktı “ya sen askerci olmuşsun” dedi. “Yoo, ben sadece adilim” dedim, her zaman da öyleydim. Karşı taraftan da diyorlar ki, “ulusalcı oldun.” Benim böyle başıma gelen hikayeler var, gittim sordum birine, “sen bana ulusalcı diyorsun madem, önce bir söylemen gerekiyor, hangi ulusun ulusalcısı? Ben iki ülkenin vatandaşıyım, Kraliçe açısından mı ulusalcı dedin, yoksa TC açısından mı?” – Gülüşmeler- 
MİA: Çok güzel örnekmiş bu. 
SEDAT ARAL: Dahası, adam ben tanımıyor bile! Düşünün, eleştiren bir gazeteci, ama eleştirdiği adamların birçoğunu tanımıyor. Bu kabul edilebilecek bir durum değil.