Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Gazeteci olarak başladım, gazeteci olarak öleceğim...
MİA: Bu noktadan devam edelim: Medyamızın yaşadığı bu dehşetengiz bölünmüşlük, Devlet/Hükümet ve Cemaat yandaşlığı ayrımı nerede başladı, nasıl ilerledi ve sizce bir gün ortadan kalkar mı, yoksa biz hayatımızın sonuna kadar böyle bir medyaya mahkum mu kalacağız? 

SEDAT ARAL: Bence, her zaman bir grup vardı, fakat bu grup eskiden bizim hakimiyetimizi aşamıyordu, baskın taraf hep bizdik. Çünkü bizler gazeteciydik. Bizlerde hem bilgi vardı, hem de bu grubu tanıyorduk. Benim mesleğim gazetecilik ve gazetecilik yapmak için dünyadaki hiçbir kuruma ihtiyacım yok. Çok gerekirse haberlerimi blogumdan yazarım, en kötü ihtimalle tuvalet kağıdına yazarım, çok da umursamam. Çünkü ben, gazeteciliği tarihi izlemek üzere yapıyorum, bunu hayat biçimi olarak kabul ettim. Gazeteci olarak başladım, gazeteci olarak da öleceğim. Maalesef Türkiye’deki gazetecilikte bu formasyon tamamen bitti. Gazeteciler, işleri bittiği anda banka memuru ile aynı statüde görüyor kendini. “Nereden para kazanmam gerekiyor?” diye bakıyor. Benim hiçbir zaman böyle bir kaygım olmadı, nereden para kazanırım diye düşünmedim hiç. Şimdi bazıları bana diyor ki; “bilmem kim ile görüşme”. Görüşürüm arkadaş! Ben Usame bin Ladin ile de görüşürüm, CIA Prag Masa Şefi’yle de görüşürüm, MİT’in tepesindeki adamla da görüşürüm, MİT’ten emekli olmuş subayla da görüşürüm. Gazeteciyim ben, herkesle görüşürüm! 
MİA: Sanırım medyamız herkesle konuşabilme, görüşme becerisini kaybettiği zaman bir dönem bitti.   
SEDAT ARAL: Asıl kayıp zaten bu, kendisine güvenmediği için görüşmüyor! Çünkü tanımıyor, bilmiyor karşısındaki adamı. Güvenmiyor, “Ya bu adam beni aldatırsa, üçkağıt açarsa...” diye düşünüyor. Kendine güveni yok. Ama diyor ki bu benim bilgim, bu önemli. Oysa bakıyorsun yazdığı haberin içeriğine, ya Reuters’den alınma, ya AP’den, hep genel ajans haberleri. 
ALİ FUAT KARASU: Onlar da zaten Türkiye’deki muhabirlerinden alıyorlar haberi. 
SEDAT ARAL: Tabii haliyle, kendi muhabiri çünkü! Oysa bizim çok şahane gazetecilerimiz var, ama yaptığı habere bakıyorsun, işlevi var mı? Yok. Bir değeri yok. Neden? Çünkü yerel kalıyor, evrensel değil. Oysa haber yerel bir şey değildir, evrensel bir şeydir, Filipinler’den yaptığınız bir haberi de evrensel hale getirip, okuyanı ilgilendirmesini sağlayabilirsiniz. Sınırlarla ve milletlerle işi yoktur gazeteciliğin. Benim için Filipinler ile Türkiye arasında bir fark yok, bir dönem Filipinler’de bir TV kanalında da çalışmıştım, hep aynı gazetecilik. Bir ara kafayı takmıştım, Venezüela’da bir TV kanalından teklif gelmişti, acaba oraya da program yapsam mı diye? Tabii ki Türkiyeliyim ben, TC vatandaşıyım, ama ille de gazeteciliği Türkiye’den yapacağım diye bir iddiam yok. 
MİA: Dünya vatandaşı olmak gibi…
SEDAT ARAL: Dünya vatandaşlığı gibi dünya gazeteciliği işte, dünyada uğraşmayı tercih ettim hep. Ama bakıyorum buraya, çok yerel, çok kutuplaşılmış durumda. Bazen bakıyorum yazılan tweetlere, yazan bir gazeteci, afrodizyak filan kullanıyor olabilir mi diye düşünüyorum. Ya, insan okuyunca korkuyor be kardeşim, ürküyor! – gülüşmeler- Adam bütün sağduyusunu kaybetmiş gibi, bir yerden bir yere bodoslama savruluyor. Sana saldırıyor, diğerine saldırıyor. Niye saldırıyorsun arkadaş, fikrimi yazmışım, hani sen demokrattın? İsim vermeyelim pek, nasılsa okuyunca herkes anlar kendini, “Mustafa Balbay’lar haksız yere yargılanıyorlar” yazdım diye tanınan bir kadın gazeteci bana “faşist” dedi. 
MİA: Nasıl yani? 
ALİ FUAT KARASU: İşte Mustafa Balbay ulusalcı olarak görülüyor, tam tersi düşüncedeyse kalkıp faşist görüyor. 
SEDAT ARAL: Bu durum çok acıklı geliyor bana. Bana bir söyleyin, siz Meclis’teki partiler arasında bir fark görüyor musunuz? Ne farkları var? Hepsini tek parti gibi görüyorum artık, Fransa’daki gibi, sağ ve sol var, o kadar. 
MİA: 7 Haziran seçimlerinden sonra 3-4 gün, kendimizi mutlu ve iyi hissetmiştik, bir fark olacak sanmıştık ama…
SEDAT ARAL: Ne oldu? Bir şey değişmedi, çünkü geri gitti seçim? Şimdi sanki hiç yapılmamış gibi! 
MİA: Meclis Başkanı seçildiği gün, hayatımızın acı gerçeğiyle baş başa kaldık. 
SEDAT ARAL: Doğru, çünkü aslında bir sistem değil, sistemsizlikten besleniyor bütün partiler. CHP’nin de, MHP’nin de, HDP’nin yapısı da aslında AKP’ninkinden farklı değil. Hepsi, o sistemsizlik üzerinden bir takım payeler peşinde. Baktığınız zaman görürsünüz, mesela Türkiye’de hiç kimse polisle ve vergiyle ilgili kanunları değiştirmek istemez. Çünkü kendileri de iktidara gelseler, o kanunları baskı unsuru olarak kullanacaklar. 
MİA: Tam istediğimiz gibi gidiyor akış, biraz da sosyal medyayı konuşalım mı? Sosyal medyanın geleneksel medyaya etkisine bakalım. Sizce sosyal medya ana akım medyayı öldürür mü, güçlendirir mi yoksa dönüştürebilir mi? Hem sosyal medyadaki gazeteciler, hem de herkesi işin içine katarak soruyorum. Öte yandan konuyu irdelerken, “yurttaş muhabirlik” kavramının tehlikeli olabilecek taraflarına da bakalım. 
SEDAT ARAL: Yurttaş gazetecilik ile başlayalım, yurttaş gazetecilik hem çok güzel hem de çok önemli bir şey. Batı’da bu sistem gayet iyi çalışıyor. Türkiye’de ise çalışmıyor. Çünkü Türkiye’de Diyarbakır’dan yazan bir adamın yazdığını hiç araştırmadan RT yapan 2 milyon takipçili hesaplar var ve bunlar gazeteci. 
MİA: Tam da buydu merakım! Habercinin görevi önüne gelen bilgiyi, kontrol edip, araştırıp, kaynakla teyit edip, hatta yerinden bildirip paylaşmak ise eğer, bu yapılmıyor şu anda. Sonra kazara gerçek ortaya çıkarsa, diyorlar ki, a yalan habermiş, sahte çıktı. E çıkar, sen baktın mı, işin bu senin? En son Bayrampaşa bombası olayında da yaşadığımız buydu, adamın balkondan çektim diye paylaştığı Çin’deki patlama fotoğrafını gazetelerin web siteleri haber yaptı. 
SEDAT ARAL: Yook, nerede? Tam tersi. Böyle bir haber önüne geldiğinde basıyor düğmeye, pat o haber gidiyor her yere. Bunu yapan kim? İsmi lazım değil, 1.5 milyon takipçili köşe yazarı, gazeteci. Aman Tanrım diyorum ben görünce! İyi de kardeşim, yalan söylemiş adam? Senin hiç mi gazetecilik birikimin yok, hiç mi tanıdığın yok, Diyarbakır’dan iki adama sorup şu bilgiyi öğrenecek, kontrol edecek? 
MİA: Ajansların yerel muhabirleri yok mu sanki? 
SEDAT ARAL: Olmaz olur mu, biliyorsun ki var, ama kullanmıyor işte! Popülarizm denilen bir hikaye var artık, beni dehşete düşürmeye başladı. Vatandaş muhabirliğini de korkunç hale getiren de yine gazetedeki etkin adamlar. Nasıl ki gazeteciyi tehlikeli hale soktular, vatandaş muhabiri de bunlar bozdu, çünkü kontrol mekanizmalarını yok ettiler. En son Diyarbakır Tahir Elçi olayında yaşadım; bana bir haber geldiğinde, kontrol ederim bölgeden. Orada bir tanıdık mağaza vardır, olay yerine de yakın, aradım nasıl oldu diye sordum, adam görgü tanığı işte, “abi taksi durmuyordu, sonra korktu durdu aniden” dedi, o zaman bir fikrim oluştu, belki de o taksi durmayacaktı. Sonra görüntüler geldi,  görüntüleri de izleyince emin oldum ki, o taksi polisler durdurmasa devam edip gidecek. Şimdi buradaki o rastlantının üzerine bir sürü şey inşa edebilirsin, istersen bir sürü paranoya ile çıkarım yapabilirsin veyahut teknik bilgi ile dersin ki, bu sadece çok kötü bir rastlantı.