Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Zeki bey önemli bir figür hayatınızda…

Cemil İpekçi: Çoook! Bak mesela yine 32-33 yaşlarındayım. Bir sevgilim vardı, 26-27 yaşlarında.  Yani düşün, ben 32-33’üm, o 26! Kavga ettim, bodruma gittim…  Sabaha kadar içtik ettik falan, deniz kenarında viskilerimizi içiyoruz. Ağlıyorum! “Ah Zeki Bey” dedim “ne olacak, yaşlanıyorum da?” dedim…  “32 yaşındayım, sevgilim de genç” dedim…  Döndü, “hiç üzme canını” dedi. “Bir gün senin için gelmeseler de şöhretin için gelecekler canım” dedi ve o kadar doğru ki, hayatta önemli olan insanların yemlerinin ne olduğunu bulabilmek! Sepetinizde bir yem değil bin bir yem bulunduruyorsanız hep balık avlarsınız.  Hep bir sazan vardır muhakkak! Önemli olan sizin sepetinizdeki yemlerin kalitesi, çokluğu ve oltayı iyi kullanmanız… O oltayı iyi kullanıyorsanız, yemleriniz de bolsa hep balık var…

Sinan: Kadın-erkek, heteroseksüel- gay…

Cemil İpekçi: Hiç fark etmez!

Sinan: Zeki Bey’i özellikle vurguladım. Siz çok daha cesursunuz Zeki Bey’den.  Çünkü Zeki Bey özel hayatıyla ilgili hiç bir zaman sizinki kadar açık ve net davranmadı…

Cemil İpekçi: Zeki bey kendi döneminde zaten bundan daha fazla cesur olamazdı. Zeki Bey bence benden daha cesurdu… Belki hiç söylemedi ama, ben yedi sekiz yaşındaydım onu ilk kez sahnede gördüğümde. Tepebaşı’nda. Topuklu ayakkabılarla, makyajla çıkmak kadar bir cesaret olabilir mi yani?

Sinan: Ama Paşa’nın “Paşa” olduğu bir dönemde artık söyleyebilirdi…

Cemil İpekçi: Hayır söyleyemezdi! Belirli bir noktadan sonra artık bir imajdır… Biliyorsun, sanatçıların belli bir imajı vardır ve Zeki Bey bilinen, ama söylemeden de her şeyi yapan, bence çok cesur bir adamdı… Zeki bey gibi bir kişilik acaba kaç yüz yılda bir gelebilir, onu hiç bilemiyorum… Bir gün bir meslektaşım bana kazık atmaya kalktı. Oysa çok yardım etmiştim başlarken… Zeki Bey’e anlattım. Bana döndü dedi ki “bak unutma, geçtiğin her köprüyü yıkacaksın ki arkandan gelenler olamasın”

Adı gibi zeki, muazzam bir ruhu olan, kime nasıl davranacağını bu kadar bilen bir cesaret örneğidir Zeki Bey…  Ölümü bile bir cesaret örneğidir. Biliyorsunuz, vefat etmeden önce o günkü çekim Halikarnas’ta yapılacaktı. Evinden sadece 10 adım ötede…  İzmir’i istiyor, ilaçlarını yanına almıyor, mikrofon başında herkesi etkiliyor… Öyle vefat etmeyip de evinde ölseydi, belki o kadar olmayacaktı…

Ama sahnede mikrofonuyla öldü…  O haliyle o çekimi yapacak kadar cesur, ölümü bile öyle karşılayabilecek kadar cesur biriydi… Çok genç vefat etti! 62-63 tü o da… Çok gençti benim için. Keşke 80’lerini, 90’larını bulabilseydi…  

Sinan: Yine de iki ayrı ekol gibi duruyorsunuz.  O bir şeyleri söylemeden yaşayan ve gösteren, göstere söyleye yaşayan birisiniz. Paşa kadar güçlü olmadığınız bir yaşta bile açıkça koydunuz ortaya ne varsa… Siz ifade ediyorsunuz açıkça…

Cemil İpekçi: Evet o var…  Çok tuhaf, mesela beni tanıdığı zaman 8 yaşındaymışım. Babam sahne arkasına götürmüştü…  Bana hiç Cemil demedi. Hep ceylan derdi gözlerimden dolayı… Hayatımda eşine rastlanmaz bir ilgisi ve saygısı vardı. Annemi kaybettiğim zaman bir telefon açışı vardı, dinlemenizi isterdim. Hayatımdaki yeri hakikaten çok önemliydi. Bir kaç resmi vardır bende, o resimlere bakarken hala onunla konuştuğumu hissederim…  Bunlar çok ulu ruhlar, çok ulu, çok büyük ruhlar… Reenkarnasyonlarında çok büyük ruhlar olduğuna inanıyorum. Çok bilge ruhlar…  Öyle sadece seksle, sadece sahneyle Zeki Müren olamazsınız… Sadece sanatınızın herhangi bir şeyiyle bir isim olmanız mümkün değil. Yetenek o kadar çok insanda var ki…  Asıl yaşamınızda yetenekli misiniz? Hayatınızı yaşamakta yetenekli misiniz? O çok önemli… Hayatı yaşamak çok önemli... Dua ederken “ne zaman alacaksın beni bilmiyorum” diyorum, “ama önden gitmek isteyen çok var, önden buyursunlar, benim yerime onları alıver, benim dosyamı da bir alta koyuver onları aldıkça” diyorum… Keşke elim ayağım tutarak bin yıl ömür verse bana…  Çok seviyorum çocuklar hayatı…  Görmeyi seviyorum, yemeği seviyorum, işitmeyi seviyorum… Hormonal olarak eskisi kadar güçlü olmasam da sevişmeyi seviyorum. Âşık olmayı seviyorum, çiçekleri seviyorum, baharı seviyorum, söylenmeyi seviyorum, kavga etmeyi seviyorum…  Kendime bakmayı seviyorum. Hayat o kadar güzel bir şey ki! Ben Kur’an-ı Kerim’deki cennetin bu dünya olduğunu düşünüyorum. Ölüp de cennete gitmek için hazırlanmaya gerek yok. Bu hayattayken de cenneti yaşayabilirsin.

Sinan: Cehennemi de…

Cemil İpekçi: Cehennemi de yaşayabilirsiniz evet.  Bu dünyadayken cenneti yaşamayan zaten öbür dünyada nasıl yaşayacak cenneti? Bektaşinin bir fıkrası var, bayılıyorum ona da. Biz Bektaşilerde çok fıkra var biliyorsunuz:

"Bektaşi hamamdaymış, yıkanıyor. Yanında da bir softa varmış. Abdest yok ya Bektaşilikte, yıkanılır sadece. Softa bakmış bizimki abdest almıyor, “bre kâfir!” demiş, “bilmez misin ki abdest cennetin direklerinden biridir, neden abdest almadın?”. Bektaşi dönmüş, “o ne biçim bir direk ki bir osurukta yıkılıyor” demiş."