Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Tamam şimdi video kayıtlarını izlerken çok eğleniyoruz ama 11 Nisan Pazartesi akşamüzeri röportaj yapmak üzere  Cemil İpekçinin atölyesine doğru yürürken neyle karşılaşacağımız hakkında en küçük bir fikrimiz yoktu… Magazin sayfalarında, televizyonlarda görmeye alıştığınız bir “ikonun” karşısına oturup, bacak bacak üstüne atıp, şakır şakır sorular sormak;  üstelik onu o alışılmış formattan çıkmaya zorlayıp, bizi asıl ilgilendiren düzleme çekmeye çalıştığımızda nasıl bir reaksiyon alacağımızı bilememek… Endişe verici ve zordu…

Cezayir Sokağı'ndaki küçük atölye rengarenk giysiler, aksesuvarlar, çeşit çeşit objelerle baş döndürücü bir mekân. İnsan girdiği andan itibaren nereye bakacağını, neyle ilgileneceğini şaşırıyor, tepe sersemi oluyor adeta. “Cemil Bey az sonra sizi kabul edecek” dediklerinde “hah, başladık!” dercesine birbirimizin yüzüne baktık.  “Dakika bir, gol bir, Cemil Bey ağırlığını koydu!” Ama bir dakika, biz de “ağırız” yani! Derken Cemil Bey atölyesindeki küçücük ofisine “kabul etti” bizi. Önce bir kaşlarını kaldırıp, gözlerini kısarak tepeden tırnağa süzdü bizi. Daha ilk kelimelerden itibaren tartıldığımızı, inceden inceye “notumuzun verildiğini” ve sonunda “eh hadi bakalım konuşalım bari” dendiğini hissettik.

Ne olduysa ondan sonra oldu… Yakıldı sigaralar, söylendi çaylar, yaklaşık 2.5 saatlik bir sohbete başlandı.

Cemil İpekçi’nin sandığında yok yok! Zaman zaman tarih ve kültür yolculuğuna, zaman zaman bir espri ve kahkaha denizine sürüklüyor sizi. Tabii ki fazlasıyla dominant! Tabii ki “neler görmüş geçirmiş”! Tabii ki dolu dolu! Tabii ki çok renkli! Zeki Müren’den Tayyip Erdoğan’a kadar herkes var dağarcığında…

Bir ara “çocuklar, ben Cemil’i çok sevdim” dedi… Oturup sohbet edince; o malum Cemil İpekçi zırhından izin verdiği ve deşebildiğimiz ölçüde iç dünyasına girince biz de çok sevdik…

Haydi bakalım, alın çayınızı kahvenizi, katılın bize…

REPORTARE…