Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Bir gününüz nasıl geçiyor?

Cemil İpekçi: Son zamanlarda çok aynı geçiyor. Biraz ondan sıkılıyorum galiba. Genelde evdeyim, kahvaltımı ediyorum buraya geliyorum…

Sinan:  Erken mi kalkarsınız?

Cemil İpekçi: Hayır! Çocukluğumdan beri gececiyimdir. Hatta alay ederler benimle vampir gibisin diye.  Akşam karanlığıyla doğmaya başlarım ben.  O ay, mehtap ve gece… Hele yaz gecelerine doyamam, 4’ten 5’ten evvel yatmam yaz gecelerinde. Aman bir yaz gecesini daha kaçırmayayım diye… Gecenin o hafif serinliği, sıcaklığı çok başka türlü oluyor.  En sevmediğim saatler de sabah 8’le öğlen 12  arasıdır.  O saatler bana, tenime kötü geliyor. Hiç anlamam o sabahleyin 7 buçukta şarkı söyleyerek kahve içerek kalkanları. Eskiden mecburdum ama son 10 senedir kendime o mecburiyeti kaldırdım.  Sabah 4-5 gibi yatıyorum, öğlen 11-12 gibi kalkıyorum.  Kraliçe Elizabeth gelse bile kalkmıyorum! Anca bir uçak varsa mecbursam kalkıyorum biniyorum… Ama bir sürü çok ciddi protokol toplantılarına bile gitmiyorum sabahsa eğer… Saat 2 gibi buraya geliyorum. Hele son bir senedir daha da keyifli hale getirdim işi. Kalkıyorum, 2’ye kadar evden telefonlarımı hallediyorum.  Asistanlarımla toplantıyı evde yapıyorum. Sonra buraya geliyorum işte.  Bekir’le barışalı beri de daha da rutin oldu…

Sinan:  Cemil İpekçi kaç kişilik bir marka?

Cemil İpekçi: Oooo çok büyük! Burada 20 kişi var ama bunların yanları manları da var. Toplamda kaç kişi bilmiyorum ama kalabalık. Burası tekke gibidir. Aşık olan bakarsınız çalışmaz üç saat oturur. Aşıksa, öyle bir derdi varsa sesimi bile çıkarmam. (Kahkahalar) Hastaysa,  bu kadar bir ilaç çantam var, 39 ateşin olsa çalışmak mecburiyetindesin! Hemen veririm bir iğne ona… Çalışacaksın! Ama aşkın varsa çalışmayabilirsin, izin verebilirim o gün. Çünkü o kaybedilmeyecek bir duygu ve bir histir, onun ilacını veremem sana…  Bunun dışında çok serbest ve rahatlardır. Çalışırken saatleri yok. Kendim sevmediğim gibi yanımda çalışanlara da saat koymam.  İşi veririm sadece. Yani bu iş yarın 3’te bitecek! İster bu gece yap, ister yarın sabah gelip yap…  3’te bitecek ama!

Sinan: Zor bir patron musunuz?

Cemil İpekçi: Zorum herhalde… Ama terk eden de hiç yok beni. Emir vermem. Emir verilmesinden hoşlanmadığım gibi hiç emretmem…

Sinan: (Gülüyor) Emre gerek yok,  bakmanız yeterli sanki?

Cemil İpekçi: Bakmam. Ben “iş arkadaşı” olarak alıyorum. Ben buranın tasarımcısıyım, onlar terzisi, öbürkü osu, öbürkü busu! Biz Cemil İpekçi ismi altında çalışıyoruz. Aptala tahammülüm yok! Bir de kullanılmaya tahammülüm yok. Sen burada gizli gizli çalışıyor gibi görünüp maaş alıyorsun, öbürkü eşşek gibi çalışıyor, maaş alıyor. Yok öyle bir şey!

Sinan: Adil misiniz?

Cemil İpekçi: Çok adilim! Mesela şunda da çok adilimdir bak. Sen 10 senedir çalışıyorsun, öbürkü geldi 1 sene önce, ama senin önüne geçti…  O senden daha yüksek maaş alır! Çalışsaydın sen de 10 seneden beri bu kadar? Ya da çok daha yeteneği vardır, öndedir… Hiç öyle kıdemliyim havası atamazsın ve en büyük bağrışım burada birbirlerine herhangi bir hakarette bulundukları ya da birbirlerine bir şey yaptıklarındadır. Katiyen müsaade etmem!  Hiç biri birbiriyle ricasız konuşamaz!

Sinan:  Bu duygusallığın arkasında disiplinli bir patron var yani.

Cemil İpekçi: Tabii! Bu doğanın disiplini zaten… Hepimiz birbirimize saygılı ve terbiyeli olmak mecburiyetindeyiz. Birbirimizi sevmek mecburiyetinde değiliz.  Hoşlanmak mecburiyetimiz de yok ama birbirimize saygı duymak mecburiyetindeyiz.