Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

"canım bir gün bıyığımın altında göğüs görmek isteyebilir, göğüs yaptırırım. canım ister çırağan'da şahane bir kadınla evlenirim"

 

Sinan: Kadın giysileriyle, kadın modasıyla ilgili bir insansınız. Dinin ve ideolojilerin özellikle kadın bedeni üzerinden bir kapışma yaşamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin Müslüman bir erkek o kafa yapısıyla Meclis’e ve istediği her ortama girebilirken, Müslüman bir kadının sadece giysisi nedeniyle kısıtlanmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Cemil İpekçi: Ben bir kadının örtünmek istemesini çok doğal buluyorum. Başını bağlayan bir kadına yapılan haksızlığı kabul edemiyorum. İnanmasına, Müslüman olmasına da gerek yok, başını bağlamak istiyorsa, bağlayabilir…

Sinan: Tartışmalar niçin hep kadın üzerinden yürütülüyor?

Cemil İpekçi: Kadın üzerinden, ama hep ve her zaman kadın üzerinden! Demokrat Parti zamanında da kadın üzerinden değil miydi?  11 yaşındaydım Adnan Menderes asıldığında. O dönemde de hangi kadın Monica Vitti gibiyse, hangi kadın seksiyse, çok dekolteyse o sınıf iş bulabiliyordu… Hangi sekreter en Bridget Bardot havasındaysa o alınıyordu işe. Orada da kadından prim yapıldı, bugün de kadından prim yapılıyor. Bunun biraz da kadınların aptallığından kaynaklandığını düşünüyorum. Kadınlar, kadın haklarını bu kadar savunurken aslında hem açık hem de kapalı kadının kullanılmakta olduğunun farkına varabilseler ve birleşip erkeklere karşı çıkarak “hayır kardeşim, artık beni kullanamazsın” diyebilseler… Bu aralar “başörtülü aday yoksa oy da yok” diye bir kampanya yürüttüler mesela. Bence bütün kadınlar birleşip, “300 kadın yoksa oy da yok” demeli, Türkiye’deki tek bir kadın bile oy vermemeliydi yeterli kadın aday göstermeyen partilere…

Sinan: İster başı açık, ister kapalı olsun… Öncelikle kadın olsun!

Cemil İpekçi: Başı açık ya da kapalı… Ama temel sorunları aynı! Ben kadınları anlamıyorum, tıpkı Alevi’leri anlamadığım gibi…  Hem bu kadar büyük bir topluluk olup hem bu kadar kullanılmış, bu kadar yok olmuş bir topluluk olmak anlaşılır gibi değil! Cem evleri bile kabul edilmemiş! Bir araya gelip bir parti kursalardı 350-400 milletvekilleri olurdu. Laiklik ilkesi de, anayasa da her şey de ona göre olurdu. Yapmadığımız şeylerden şikayet etmeyi seven bir milletiz biz. O yüzden artık ideolojileri de safsata buluyorum. En son Ekim ayında böyle bir geldiler bana! Olur benim böyle gelme senelerim. Kesin büyük değişimler geçiriyorum yine. Niye daha önce seyretmemişim bilmiyorum ama The Tudors’un, Spartacus’ün tüm bölümlerini aldım. 15 günde 5’er, 6’şar oturdum seyrettim. Bir de hayatımın en önemli kitaplarından biri, “Tarih Sümer’de Başlar”, bir hanımın yazdığı kitap… Kalınca bir kitap, sıkıla sıkıla okuduğumda orada da görmüştüm ki bundan 5-6 bin yıl önce bile insanlar aynı… Sümer’de de, Spartacus’ün döneminde de, Tudor Hanedanı döneminde de, Osmanlı’da da… Biliyorsunuz, Sümerler döneminde çok tanrılı bir inanış var. Sürekli bir savaş hali. O dönemde de bir senato var, kral var, Yahudi’ler, Ermeni’ler gibi ticaretle, sanatla uğraşan kavimler var. Rumlar gibi meyhanecilik yapanlar var. Kavga, savaş bitmiyor. Diyorlar ki tanrıları dörde indirelim de kavgalar bitsin. Tanrıları dörde indiriyorlar ama kavga bitmiyor. Sonra bir karar veriyorlar, tanrıları put olmaktan çıkartıp görünmez ilan edelim, yukarıdan bize bilgi veriyorlar diyelim. İşte belirli aralıklarla çıkıp “bugün gökten şu tanrı şu haberleri gönderdi” demeye başlıyorlar. ilk vahiyler geliyor. Daha o zaman Yahudilik falan, tek tanrılı dinler yok… Bunları okuyunca fenalık geçirmeye başlıyorsunuz. İlk tanrının nasıl yaratıldığını görüyorsunuz. Bir de üstüne bu Spartacus’ü, Tudor’ları seyredince baktım, ayol ideoloji diye bir şey yok! Koltuk savaşı aynı, aşk aynı, seks açlığı aynı, ölümsüz olduğunu zannetmek aynı, canavarlık aynı… Hiiç bir şey değişmemiş çocuklar! Ay bütün ideoloji duygularım yok oldu! Şu anda ne komünistim, ne sosyalistim, ne kapitalistim, ne radikalim, ne oyum ne buyum! Hiçbir şey yok! Var mıyım, yok muyum onu bile bilmiyorum! Yani ondan bile şüphedeyim. Hakikaten, acaba hani rüyadayken hakikati mi yaşıyorum, hakikati yaşarken aslında rüyada mıyım, ben ne kadar varım ne kadar yoğum onun bile şüphesindeyim. Hiçbir şey de yapmaya niyetim yok! Yok! İdeolojilerin hepsi safsata çünkü… Aynı eski dönemlerin safsataları gibi. Ben artık sadece canımın yapmak istediğini yapmak istiyorum.

Sinan:  Eh zaten canınızın istediğini yapıyor, canınızın istediğini söylüyorsunuz. Her açıklamanız da olay yaratıyor.

Cemil İpekçi:  Yaratıyor, çünkü canım ne istiyorsa onu yapıyorum. Mesela yarın birden bire canım göğüs yaptırmak isteyebilir. Bıyığımın altında bir göğüs görmek isteyebilirim…  Arkasından ne bileyim hiç ummayacağınız şekilde bir kadına aşık olup Çırağan’da büyük bir düğün de yapabilirim! (Kahkahalar)

Sinan: Bıyığınızı keser misiniz mesela?

Cemil İpekçi: Bıyığımı da kesebilirim, burnumu da!

Sinan: Ciddi mi? Bıyıksız bir Cemil İpekçi?

Cemil İpekçi: Tabii bıyığımı da kesebilirim! Ama bıyığımı kestiğim zaman bir şeyler yapmam lazım. Burnumu sevmiyorum çünkü. Yakıştırmıyorum, o zaman burun ameliyatı da olmam gerekiyor. Kemerini düzleştirip biraz da dudağımı kaldırmam gerekir. Çene kemiklerimi de düzeltmem gerekir ki yüzüm ona yakışsın. Ama bu operasyonlara karar verdiğim gün bıyığımı da keserim, saç ta ektirebilirim…

Sinan: Cemil Bey, bıyık niye var Allah aşkına?

Cemil İpekçi: Bıyık niye var? Çünkü çok sinirlenmiştim! 21 yaşındaydım, bıyığım yoktu, saçlarım uzun falan. Bir sevgilim vardı o sırada “karıcığım” dedi bana! “Efendim!?” dedim… (Kahkahalar) Nereden çıktı bu “karıcığım?” “E işte karımsın” dedi. “Ben kimsenin ne karısı olabilirim ne kocası olabilirim” dedim. (Kahkahalar) Sonra düşündüm, ben öyle bir şey yapmalıyım ki, bu herifler en baştan, daha gelirken görsünler. Bunlar benim kadın olduğuma falan inanıyorlar herhalde!  Çünkü kadınsı da bir güzelliğim var. Saçlarım uzun, makyaj yapıyorum.  Bıyığı bıraktım ki daha kafadan gelirken görsün ki bu kadın değil… (Kahkahalar) Ya bu kadar aptal bir laf olamazdı: “Karıcığım!”… Mardin’de tuvalete giriyorum, adam gayet kibarca arkasını dönüyor. Hani bana müsaade ediyor yapmam için. Ay dedim niye arkanızı dönüyorsunuz? Aynı organ bende de var. Yani dönmenizi gerektirecek, farklı bir şey yok ki! (Kahkahalar)  Kadın müsaadesi! Böyle arkanızı dönüyorsunuz falan… Ay yok! Kimsenin ne karısı ne kocası olamam ben. Çünkü ne kadınım ne de çok hakiki bir erkeğim. Kendimi böyle bir şeyle adlandırmak da istemiyorum! Ben bir insanım! Bir yaratık, bir varlık… Herhangi bir varlığım. Duygularım o gün neyi söylüyorsa onu yapıyorum. Dikkat etmem gereken doğanın temel kanunları vardır. Hiçbir canlıya, hatta sadece canlılara değil, cansızlara bile zarar vermemek… Bir kayaya bile… Mesela et yerken çok rahatsız oluyorum. Vejetaryen değilim ama çok rahatsız oluyorum.  Gün geçtikçe daha çok rahatsız oluyorum. O hayvanları kestiklerini düşündükçe kendimi kötü hissediyorum. Balığı yerken, hatta otu bile yerken kötü hissediyorum. O marulları falan kopartıp yerken delirdim mi nedir, binlerce defa özür diliyorum. Sen yetiştin, ben de seni yiyorum ama eğer ben yemezsem böcekler yiyecek zaten diyorum… Kendi kendime nedenler bulmaya çalışıyorum. Çünkü zarar vermeden yaşadım hep ve böyle bir doğrum var… Ha, ama nasıl istersem giyinir, koynuma kimi istersem alırım o başka bir şey… Benim belden aşağım beni ilgilendirir. Erkekliği belden aşağıma koymam yani. Ayol orası çok makbul bir yer olsaydı orada gül çıkardı! (Kahkahalar)  Erkekliğini oraya koyan insanları da hiç anlamıyorum. Erkekliğini s.çtığı yere koyuyor (Kahkahalar) ve ben erkeğim diyor! Ve orası onun erkekliğini temsil ediyor! Eğer çok makbul olsa oradan gül çıkardı kardeşim! Yani işemezdik, s.çmazdık! (Kahkahalar)