Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

"türkler yabancıları peşinen, ahlâken zayıf, her şeyi yapabilmesi normal insanlar olarak görüyorlar. türklerin özel alanına girmediğiniz sürece bir yabancı olarak kimse size karışmıyor burada" 

 

Sinan: Peki İstanbul hayatına dönelim yine… Neler yaptın?

MİGUEL: Türkçe öğrenmek için dil kurslarına katıldım. Her gün her, sabah okula gidiyordum, Dolaşıyordum. Konferanslara, açılışlara katıldım. Bir çok önemli insan tanıdım. Mayıs, Haziran, Temmuz 2007. Biliyorsun, Mayıs, Haziran İstanbul için çok güzel zamanlar. İnsan depresyona giremez bu aylarda. Hava güzeldi, insanlar güzeldi…

Sinan:  İstanbul’da bir yabancı olmak nasıl bir şey sence?

 

MİGUEL: Çok kolay bence.

Sinan:  Türkiyeli biri olmaktan daha mı kolay?

MİGUEL: Tabii… bence çok daha kolay… İyi şeylere kolaylıkla ulaşabilir, kötü şeylerden kolaylıkla kaçabilirsin. Mesela muhafazakârlığın olumsuz etkileriyle karşılaşmıyor, kaçabiliyorsun bundan.

Sinan:  Tolerans mı var yani?

MİGUEL: Evet.

Sinan:  Seni hoş görüyor yani insanlar?

MİGUEL: Tabii.  Çünkü muhafazakârlık, toplumu endişelendiren şeyler karşısında kapalı tutma, koruma tutma anlayışı. Dinin de büyük etkisi var. Sen yabancıysan istediğin her şeyi yapabilirsin, yani senin bunları yapıyor olman normal… Türkler, yabancıların her şeyi yapabileceğini düşünüyor ve yadırgamıyor, yargılamıyor. Yabancıları her şeyin dışında tutuyor. Böyle olunca, yabancı olarak burada çok rahatsın. Yaptıklarınla, yaşam tarzınla yadırganmıyorsun, bir şekilde “nasıl olsa bu bir yabancı, öyle olması normal” deniyor.

Sinan:  Peki İtalya’da da böyle mi?  Bir yabancı aynı rahatlıkta olabilir mi?

MİGUEL: Hayır.

Sinan:  Neden, neye bağlıyorsun bunu sence?

MİGUEL: Bu çok ilginç, Türkiye’de Türkler daha misafirperver. Bir aşamaya kadar. Türkler, sen yabancısın, her şey yapabilirsin diye düşünüyor. Tabii her şeyi yapabilirsin derken, bunun sınırları da var.

Sinan:  Bana uymak zorunda değilsin mi diyor Türkler?

MİGUEL: Evet. Ama “yabancı” olarak kalmak şartıyla… Yani sen toplumumuza burnunu sokmayacaksın. Burnunu sokmadığın sürece bir “yabancı” olarak dilediğin gibi yaşayabilirsin.

Sinan:  Ben de senin hayatına burnumu sokmam?

MİGUEL: Evet, evet, evet! Bu bir gizli anlaşma gibi bir şey. Bu şekilde, bu gizli anlaşmayla, iyi yaşayabiliriz. Mesela benimle aynı binada yaşayabilirsin. Eğer beni rahatsız edersen, seni hayatımdan çıkartırım.

Sinan:  Yani beni rahatsız etmezsen her şeyi yapabilirsin?

MİGUEL: Evet evet.

Sinan:  İtalya’da nasıl oluyor peki?

MİGUEL: Yabancılara her şeyden önce “batılı olmayan göçmenler” olarak bakılıyor.

Sinan:  Göçmen demiyorum. Turistlerden söz ediyorum.

MİGUEL: Anladım. Bak şöyle anlatmaya çalışayım. Türkler yabancıları küçümsüyorlar. Ahlaken küçümsüyorlar yani… Şöyle… Yabancıysan eğer zaten ahlaken serbestsin, daha az ahlaklısın. Daha az ahlaklı olduğun için, bir çok şeyi yapman senin kültürün açısından normal. Ben seni daha az ahlaklı biri olarak gördüğüm için de yaptıklarını yadırgamıyorum. Senin bileceğin iş böyle yaşaman… Yani Türkler bir anlamda batılıları ahlaken düşük, her şeyi yapabilecek insanlar olarak görüyorlar. Batılılar ise ben her şekilde en iyiyim diye düşünüyor. Dominant olan benim. Farklı olan, yanlış olan sensin diye düşünüyor batılılar.

Sinan:  Batıda bir dayatma var mı yani? Benim kurallarıma uymak zorundasın?

MİGUEL: Tabii.

Sinan:  Çok ilginç? Aslında burada hissetmen gereken bir duygu diye düşünüyordum ben bunu? Burada hissetmedin mi peki böyle bir dayatmacılık?

MİGUEL: Hayır! Orada, batıda daha çok!

Sinan:  Burada?

MİGUEL: Burada yok! Tabii bir “yabancı” olarak söylüyorum bunu. Eğer Türk toplumuna gerçekten girmek istiyorsan, gerçek bir temas istiyorsan, birinin ailesine falan girmek istiyorsan durum değişiyor. Ben genel ilişkilerden söz ediyorum. Eğer Türklerin “özeline” girmiyorsan, olduğun gibi davranabilirsin.

Sinan:  Türkler ile İtalyanları karşılaştırmanı istiyorum şimdi. Bir İtalyan’sın. Türkiye’ye geldin, bir uyum süreci yaşadın. Türkler’le İtalyanları karşılaştırabilirsin. Sonra Kürdistan’a gittin, Türklerle, Kürtleri ve İtalyanları karşılaştırabilirsin. Bana böyle bir kıyaslama yap. İstanbul’dan başlayıp doğuya doğru gittikçe ne oldu? Senin algı dünyan nasıl değişti?

MİGUEL: İlginç! Hiç düşünmemiştim bunu daha önce.

Sinan:  İstanbul’a geldiğimde ne Türkler bana ne ben Türklere karışmadım. Dolayısıyla hiç sorun yaşamadım diyorsun ya? Daha doğuya Kürtlerin arasına gittiğin zaman onlar seni nasıl gördüler?  Diyarbakır, İstanbul, Milano karşılaştır bana.

MİGUEL: Daha önce düşünmedim bunu…  Mesela Güneydoğu. Kürt bölgesi normal bir yer değil. Orada konuşmalarda, ilişkilerde siyaset ön planda…

Sinan:  Mutlaka. Ben sosyal ilişkiden bahsediyorum. İnsan ilişkilerinden bahsediyorum. İstanbul’da benim yanıma geldiğinde veya Diyarbakır’da bir Kürd’ün evine gittiğinde ne dikkatini çekti senin?

MİGUEL: Batman’da bir arkadaşımda kaldım. Tabi İstanbul’da çok özel bir yerdeyiz. Batman’da yoksul bir ailenin evindeyse her şey bambaşka. Aslında Diyarbakır’da yaşayan İtalyan arkadaşlarım var. Belki de onlara sormak gerekir bunu…

Sinan:  Ben senin gözlemini merak ediyorum. Fark gördün mü?

MİGUEL: Buradan çok daha sıcakkanlı gibi bir yabancı gördüğünde.

Sinan:  “Vay hoş geldin” diyorlar, sürekli bir şeyler ikram ediyorlar falan? Öyle mi?

MİGUEL: Evet, hemen hemen öyle… Ama bu bence tam olarak kültüre bağlı da değil. Mesela İstanbul çok büyük, çok turistik bir şehir olduğu için halk artık yabancı görmeye alışmış bence. Çok sürprizli, çok şaşırtıcı bir şey değil artık yabancı görmek İstanbullular için.

Sinan:  Kürtler daha mı şaşırtıcı?

MİGUEL: Evet bence daha şaşırtıcı. Çok cömertler. Çok yoksul olmalarına rağmen neleri varsa hemen verebilirler. Ama ahlâki açıdan bir yabancıyı kabullenmeleri zor. Dışarıda olduğun, özel alanlarına girmediğin sürece bir yabancıya her şeylerini verebilirler. Ama hassas noktalara girdiğinde iş değişir.   

Sinan:  Nedir o hassas noktalar?

MİGUEL: Mesela kızıyla görüşmek istiyorum? Yemeğe davet etmek istiyorum. Diyarbakır’da buna verilen tepki bambaşka olur.

Sinan: (Gülerek) Diyarbakır’da öldürürler.

MİGUEL: Yok o kadar olmaz herhalde. Bilmiyorum ama rahatsızlık çıkar sanırım. Onların değerlerini, dinini falan tartışmaya kalkarsam da sorun yaşarım. Bence bir yabancıyı kabul etmek, değerlerini de tartışmaya açabilmekle başlar.

Sinan: Kendi değerlerini bir yabancıyla tartışabilecek esneklikte olmak?

MİGUEL: Evet. Yabancıyı gerçekten kabul etmek aslında bu… Kendi değerlerini bir yabancıyla tartışabiliyor musun? Yoksa öteki türlüsü sadece Show bence… Tamam, sıcakkanlılık güzel, misafirperverlik güzel… O zaten olmalı…