Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan:  Çok seçiyorsun kelimeleri. Yanlış anlaşılmaktan mı korkuyorsun, yoksa kelime mi bulamıyorsun?

MİGUEL: (Utanarak gülüyor) Yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.

Sinan:  Yanlış anlaşılmazsın, açık açık söyle. Tabi ki genellemeler yapılamaz ama ben senden kişisel deneyimlerini almak istiyorum. Mesela İtalyan arkadaşın ya da Türk arkadaşın seni yemeğe çağırdı. Evine gittin. Davranışları nasıl olur? Ne tür davranışlarla karşılaşıyorsun? Sana şaşırtıcı gelen şeyler var mı? Yoksa hepsi aynı mı?

MİGUEL: Burada seçtiğim insanlar batılı, bana çok yakın.

Sinan:  Senin gibi insanlar?

MİGUEL: Evet bana çok yakın insanlar. O yüzden sana net biçimde aktarabileceğim farklar yok. Ama tabii bazı şeyler söyleyebilirim. Mesela anladığım kadarıyla ev çok kutsal bir şey Türkler için. Türk evine gittiğin zaman sen çok önemlisin. Bu iyi bir şey gibi görünüyor. Ama kendini evinde gibi hissetmemelisin. Sürekli tetikte olacaksın. Belki İtalya’da sana bu kadar cömert davranmazlar, bu kadar önemli hissettirmezler ama çok daha rahat davranabilirsin. Mesela İtalya’da bir arkadaşının evine gittiğinde sen otur televizyon izle, kitap oku. O sana der ki, rahatına bak, ben işim bitince seninle ilgileneceğim… Ama Türkiye’de böyle değil. Misafir geldiği anda bütün işler bırakılır ve misafirle ilgilenilir. O gidene kadar. Bu önemli bir fark… Bir de demin söylediğim erkeklik meselesi. Çok önemli. Bence bütün sorunlar erkeklik meselesinden kaynaklanıyor.

Sinan: Türkler kendilerini daha mı erkek görüyor sence? Erkek erkeğe gezmek? Erkek erkeğe eğlenmek?

MİGUEL: Sadece bire bir ilişkide değil, grup ilişkilerinde de böyle.

Sinan: Erkek erkeğe eğlenirken kadın istemiyorlar aralarında?

MİGUEL: Evet istemiyorlar. Sadece kadınları da değil, onlara benzemeyenleri de istemiyorlar.

Sinan:  Ne konuşuyorlar erkekler kendi aralarında birlikteyken?

MİGUEL: Spor, iş, kadın, sinema, televizyon, bira.

Sinan:  Sana yüzeysel mi geliyor bunlar?

MİGUEL: Evet biraz… Yüzeysellik sadece konulardan gelmiyor. Siyaset konuşurken de derinlik arıyorum. Solcu arkadaşlarla da konuşurken sıkılıyorum ve yüzeysel buluyorum çoğu zaman. Kendi fikrini söylemiyor. Hep başkalarını eleştiriyor. Tamam, ama senin fikrin nedir? Bu yok.

Sinan:  Kendi fikrini konuşmuyor hep dışarısını konuşuyor. Peki, sizde nasıl?

MİGUEL: Evet hep dışarı, hep dışarı!  Hint gurusu gibi değiliz. En azından biraz daha fırsat veriyoruz. Biraz daha açığız. Tartışma tecrübelerden beslenir bence. Gerçek tecrübelerden, acılardan öğrenirsin. Sürekli varsayımlar üzerine, başkalarını eleştirerek kendini ifade edemezsin.  

Sinan:  Marjinal gruplarda durum nasıl peki? Onlarla da temas halindesin?

 

MİGUEL: Evet. Mesela Türk erkekler arasında en fazla Türk gaylerle rahat ediyor, onları daha yakın hissediyorum. Çünkü onlarda bu erkeklik meselesi önem taşımıyor.

Sinan: Kürtler?

MİGUEL: Kürtlerde de erkeklik sorunu var.

Sinan:  Bu genel bir sorun mu sence?

MİGUEL: Tabii Kürtlerde de var ama Kürtler siyaseti çok konuşuyorlar. Bu belki aynı zamanda insanın kendisinden kaçmak için yaptığı bir şey olabilir. Kürtler acılara, üzüntü ve mutsuzluklara alışkın bir halk… Bu nedenle duygusal derinlikleri biraz daha fazla sanırım. En azından bunu daha fazla gösteriyorlar diye düşünüyorum.

Sinan:  Türkler?

MİGUEL: Genç kuşaktan söz ediyorum. Gençlerde durum biraz daha değişik… Ama yine de tanıdığım öyle arkadaşlar var.

Sinan:  Türkiye doğulu mu, batılı mı sence?

MİGUEL: Bende doğulu bir ülke olmaktan çok batılı bir ülke Türkiye. Ama doğululuk, batılılık nedir ki? Kesin bir şey söylenebilir mi bu konuda? Batı deyince Avrupa’yı ve Hristiyanlığı anlıyoruz. Doğu bu kadar belirgin değil. Ortadoğu da doğu, Rusya’da doğu, Hindistan da doğu… Müslümanlık nedeniyle Ortadoğu daha belirgin biçimde ifade edilebilir belki. Türkiye’deki erkeklik meselesi en çok da İslam dininden geliyor olabilir. Bu, Ortadoğululuğu koruyan bir şey… Ama Araplar ve Türkler arasında anlamadığım bir fark var. Bu şey, Türkiye’yi farklı kılıyor.

Sinan: Nasıl bir fark bu? 

MİGUEL: Daha incelemek isterdim, çünkü Araplarla çok az ilişki kurdum.  Ama çok ilginç… Türkiye’nin farkı Cumhuriyet! Bu kesin! Latin alfabesini kullanıyor olması, laiklik Türkiye’nin en önemli farklılığı. Bunlar batılılık çekirdeği bana göre. Böylelikle bir karışım çıktı ortaya. Türkiye Avrupa’ya baktı ve Avrupa’dan alacağını aldı ve bünyesinde yeni bir kültürü büyüttü.

Sinan:  Türkiye asimile olmadı ve batı kültürünü doğuyla harmanladı mı demeye getiriyorsun? Türkiye’de bir kimlik sorunu yok mu sence?

MİGUEL: Başlangıçta tabii ki asimilasyon var.  tabi ki oldu. İlk 1 ve 2. Kuşakta… 1970’lere kadar Atatürkçülük hakim. Kemalist elit tam bir iktidar kurdu ve bu farkı yarattı. Ama sesi çıkmayan 2 kesim vardı. Dindarlar ve Kürtler. Kemalist elitin iktidarında kimlik sorunu yaşadılar. Kemalist elit Avrupalı olmak istedi ve bu kesimlere “başka bir şey olamazsın” baskısı yaptı. 1980’leren itibaren ortaya çıkan kuşaklar daha yeni, daha orijinal. İlginç bir karışım.

Sinan:  Sence yeni jenerasyon daha orijinal ve daha özgür yani?

MİGUEL: Evet. Henüz sorunlar tam olarak çözülmemiş olsa bile… Okuduğum ve edebiyattan da gözlemleyebildiğim kadarıyla henüz çözülmemiş bir çok sorun olmasına rağmen böyle.