Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

"milano'da yaşayabilirdim ama milano belediyesi mahvetti o şehri. doğduğum ve büyüdüğüm şehir trieste'de ise boğuluyordum. bana büyük, çok büyük, çok canlı bir şehir lâzımdı..."

 

Sinan: İtalya’da nasıl bir hayatın vardı? Nasıl bir aile ortamından geldin? Hangi sınıftan bir aileden geliyorsun?

MİGUEL: Tam anlamıyla orta sınıf bir ailem var. Babam bir üniversite profesörü… Annem ev hanımı. Bir kız kardeşim var; benden 4 yaş küçük. Bir kasabada büyüdüm ben. Çok güzel bir hayat olduğunu söyleyebilirim.

Sinan: Milano’nun bir kasabasında?

MİGUEL: Hayır Trieste’de. Benim annem Meksikalıdır bu arada…

Sinan: Of be Miguel! Sizin aile de çok karman çorman. (Gülüşmeler)

MİGUEL: Evet. Bir büyük babam İstanbullu; Diğer büyük babam Mexico City’li. Evet. Karışık galiba?

Sinan: Ve İtalyansınız?

MİGUEL: Ama İtalyanım evet. (Gülüşmeler) Annem ve babam İspanya’da tanıştılar. (Yine gülüşmeler.) Madrid’de. 1980’de, yani benim doğduğum yılda, babamın kasabasına yerleştiler. Çok sakin bir hayatı seçtiler.

Sinan: Pastoral bir hayat?

MİGUEL: Gerçekten pastoral bir hayat. Yani çok basit bir hayat! Çok ama çok basit bir hayat! Gerçi Trieste ilginç bir şehirdir. Slovenya sınırında. Güzel bir şehir ama sakin… Çok sakin… Kültürel etkinlikler açısından falan zayıf…

Sinan: Taşra kenti?

MİGUEL: Evet yani Kars gibi bir şehir. Sınırda olmasına rağmen kapalı bir şehir… Biraz…

Sinan: Konservatif?

MİGUEL: Hımm, evet konservatif! Muhafazakâr; yenilikten, değişiklikten korkan bir şehir… Benim çok sevmediğim bir şehir.

Sinan: Orada doğdun ama sevmedin?

MİGUEL: Orada hayatımda bir değişiklik olmuyordu. Ne iyi yönde, ne kötü yönde…

Sinan: Doğa?

MİGUEL: Doğa güzel, basit arkadaşlıklar, basit insan ilişkileri… Güzel bir bahçemiz vardı mesela… Arkasında tarlalar. Açık bir alan… Evet bunlar vardı ama bir de ben vardım. Biz her 2 yazda bir California ve Mexico City’e gidiyorduk. Annem, ben ve kardeşim… Bütün çocukluğum boyunca…

Sinan: Annenin ailesini ziyaret etmek için mi?

MİGUEL: Evet. Bir ay, bir buçuk ay kalıyorduk. Kasabaya döndüğümde kendimi çok farklı hissediyordum…

Sinan: Kafese girmiş gibi?

MİGUEL: Evet, evet! Muhteşem şeyler görüp dönmüştüm. Arkadaşlarımın, okuldakilerin hiç görmediği ve belki de hiç göremeyeceği şeyleri görmüştüm. Büyüdükçe nefessiz kaldığımı hissediyordum…

Sinan: Çünkü enfekte oldun, ruhuna bir virüs girdi?

MİGUEL: Evet, gerçek bir virüs! Büyük şehirler, karmaşık hayatlar ve ilişkiler, büyük küresel şehirler… Her yer, herkes yabancı. 16 yaşından beri aklımda tek bir düşünce var: buralardan kaçmak! Ama olmuyordu. Çünkü askerlik vardı o dönemde İtalya’da. Üniversite okumak zorundaydım fakat Trieste küçük bir kent olmasına rağmen çok büyük bir üniversitesi vardı ve bu yüzden üniversite için de oradan uzaklaşmak mümkün değildi. Yani Trieste’den uzaklaşmak için üniversiteyi de bahane edemezdim. Liseyi bitirdikten sonra hiç değilse 1 yıl seyahat etmek, başka ülkeleri görmek istiyordum fakat askerlik yüzünden bu mümkün değildi.

Çünkü liseden sonra hemen üniversiteye giremezsen askere gitmek zorundaydın.

Sinan: Hala böyle mi?

MİGUEL: Hayır 3-4 yıl sonra kaldırıldı askerlik.

Sinan: Tamamen mi?

MİGUEL: Tamamen kaldırıldı. Zorunlu değil artık. Gönüllü yazılıyorsun istersen. Paralı.

Sinan: Peki sonra?

MİGUEL: Sonra Trieste’deki üniversiteye girdim. Girdim ama hiç beğenmedim. Siyaset Bilimi okuyordum, iyi bir şeydi ama ben kaçmak istiyordum. 3 ay sonra da terk ettim zaten. Üniversiteye girmiş olduğum için 1 yıl boyunca askerlikle ilgili problem yoktu. Ben de kalkıp Londra’ya gittim. 3 ay kadar Londra’da kaldım, çalıştım. 18-19 yaşlarındaydım. Kendi başıma ilk yurt dışı tecrübemdi bu… Döndüğümde annem-babam anlamıştı durumu…

Sinan: “Bu artık durmayacak” dediler?

MİGUEL: Evet. “Tamam, seni göndereceğiz, istediğin yeri seç; eğer Trieste’den başka bir yere gitmek istiyorsan, senin teklifini kabul ediyoruz. Çünkü sen çok rahatsızsın, biz hissediyoruz.” Dediler. Ben deMilano’ya gitmeye karar verdim. Milano’da altı yıl okudum; çalıştım. Üniversiteyi bitirdim. Milano yıllarım çok güzeldi, çok çok güzel! Hem üniversite, hem aktivist faaliyetleri, sanat… Arkadaşlarımla beraber, çok güzel bir mahallede yaşadım. Şimdi mahvedildi o mahalle!

Sinan: Mahvedildi derken?

MİGUEL: Mahvedildi çünkü… Milano Belediyesi çok kötü bir şehir planı uyguladı. O mahalle çok eski bir işçi mahallesiydi. Göçmenlerin, öğrencilerin, solcuların yaşadığı bir mahalleydi. Güzel bir park vardı, herkesin ortak yaşam alanı olan bir park. Herkes orada buluşurdu. Biz de faaliyetlerimizi orada sürdürüyorduk. Parkta işgal edilmiş bir de bina vardı. Çok güzeldi ama Belediye her şeyi yıktı.

Sinan: Yıktı ve?

MİGUEL: Yıktı ve gökdelenler, lüks rezidanslar inşa etti. Çok kötü oldu. Orası Milano’nun kültürel kalbiydi.

Sinan: Hadi gel mutfağa geçelim, sana Türk kahvesi yapayım, sohbetimize de kahvemizi içerken devam edelim. Ben de sigara içeceğim bu arada.

MİGUEL: Tamam.

Sinan: sen içmiyorsun değil mi?

MİGUEL: İçmiyorum.

Sinan: Nerede kalmıştık? Evet, o zamanlar Milano’yu seviyordun…

MİGUEL: Evet çok sevdim, çok sevdim. Değişmeseydi, dönmeyi de düşünmezdim…

Sinan: Peki, okul bitti… Aile üniversiteye tamam demişti de, sonrası için? Bu arada kahveni nasıl içiyorsun?

MİGUEL: Az şekerli lütfen… Milano iş için en bereketli şehirlerden biri… İşsizlik çok daha düşük olduğu için iş bulmak daha kolay… Ailem de böyle düşünüyordu. Oğlumuzu Milano’ya gönderiyoruz, okulunu bitirecek, orada iş bulacak ve güzel bir hayat sürecek falan… Ama olmadı maalesef. (Gülüşmeler) Maalesef ben başka bir hayat seçtim. Maceraların, hayallerimin peşine düştüm.

Sinan: Modern bir Marco Polo oldun yani?

MİGUEL: Eee, maalesef onlar için böyle oldu. Hala böyle bir hayat hayal ediyorum. Sabit, sağlam bir hayat düşünmüyorum. Planlamıyorum, planlayamıyorum. Mezun olduktan sonra hemen kaçtım yine… Nisan’da mezun oldum, Ağustos’ta buraya geldim. Milano’da mezun olduktan sonra hiç çalışmadım.

Sinan: Yani önce İstanbul, sonra Berlin… Berlin’den sonra da bir daha hiç dönmedin İtalya’ya? Direkt buraya geldin.

MİGUEL: Hiç! Sadece ziyaret için gittim. Oraya tekrar dönmek çok zor geliyor bana. Sadece ziyaret için gidebilirim. O kadar… Ziyaret amacıyla gidince çok güzel çünkü…