Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

"Büyük büyük dedem Michele Selvelli İtalya'da politik mücadele verirken İstanbul'a kaçmak zorunda kaldı. İtalya'nın birleşmesinin ardından doğan oğluna İtalo (umut) adını vermesinde bu mücadelenin etkisi büyük..."

Sinan: Ne zaman geldin Türkiye’ye?

MİGUEL: İlk olarak 2002’de geldim. Sonra bir kez de 2006’da geldim; ama yerleşmek için gelişim Mayıs 2007.

Sinan: Mayıs 2007’den beri hep buradasın?

MİGUEL: Evet öyle diyebiliriz. Gerçi arada Hindistan’a gittim; üç ay kaldım; ama en ev gibi hissettiğim yer burası. Yani 5 yıldır…

Sinan: Neden Türkiye?

MİGUEL: Uzun hikâye. Babamın babası İstanbul’da doğdu.

Sinan: Adı neydi?

MİGUEL: Guido Selvelli. 1917’de burada doğdu. Onun babası ve büyükbabası da burada doğdu.

Sinan: Üç kuşak?

MİGUEL: Tam üç kuşak ve ilk gelen 1853-54 yıllarında geldi.

Sinan: Kimdi o, biliyor musun?

MİGUEL: Michele Selvelli. Orta İtalya’da küçük bir kasabadan geliyordu.  Fano diye küçük bir kasaba. Efsaneye göre, kuşaktan kuşağa anlatılan hikâyeye göre, kaçıyordu. Siyasetle uğraşıyordu. O zamanlar İtalyan halkı birlik ve bağımsızlık için mücadele ediyordu. Michele politik mücadelenin içerisindeydi ve İtalya’dan kaçmak zorunda kaldı. İstanbul’a geldi. Çünkü o yıllarda Konstantinopolis ‘de büyük bir İtalyan cemaati vardı. On bin kişilik. Katolik toplumu daha da genişti. Mesela bir büyük büyük annem var, Katolik Ermeni.

Sinan: Türkiyeli ermeni mi?

MİGUEL: Evet. Türkiye Ermenisi, Katolik Ermeni…  İzmirli; ama onlar da İstanbul’a yerleşmişlerdi. Pera, Galata, Kurtuluş’ta oturdular, çalıştılar.

Sinan: Ne iş yapıyorlardı?

MİGUEL: Michele’yi son zamanlarda keşfettim. İstanbul’da İtalyan işçilerinin önemli bir kurumu vardı. Galata’da. “İtalyan İşçileri Yardımlaşma Derneği”. (La Societa Operaia Italiana di Mutuo Soccorso)
Sinan: Peki, ne alaka, İstanbul’da niye öyle bir şey var?

MİGUEL: Burada yaşayan ve çalışan İtalyanlar için. Burada yaşayan İtalyanlar, o dönemde küçük bir aylık ödemeyle, (aidat mı diyorsunuz) bu oluşuma katılıyorlardı. Ortak bir buluşma salonu vardı mesela ve biri işsiz kalırsa diğerleri bu ortak fondan yardım ediyorlardı ona.

Sinan: Allah Allah? İstanbul’da İtalyan işçiler var ve ta o tarihte bir yardımlaşma dernekleri de var?

MİGUEL: Tabii, tabii. Keşfettiğimde ben de şaşırdım. Dedelerim de oraya katıldı. Böylece herkes, register (kayıt alına alınmış) olmuştu. Ben de o kurum aracılığıyla keşfettim bütün bu detayları. Yani dedemlerin bira üreticisi olduklarını, Bomonti’yi falan…

Sinan: Hımm, Bomontide.

MİGUEL: Evet, ama küçük bir işletme, ev tipi işletme gibi. Mesela sanırım daha çok İtalyanlara ya Fransızlara bira satıyordu. Biraz resmi dışı belki, bilmiyorum. Ama böyle bir şey yapıyordu. Evet.

Sinan: Kendi işletmesi miydi? Biliyor musun?

MİGUEL: Tabii, tabii. Muhtemelen. Yani tek bildiğim şey bunlar… Bu kuruma katılırken meslek olarak bunu söylemiş ve kayıtlara bu şekilde geçmiş. Buldum bu kaydı. Çok ilginç.

Sinan: Eee, sonra?

MİGUEL: Sonra? Oğullarının hepsi müzikle uğraşıyordu.

Sinan: Michele’nin?

MİGUEL: Evet.

Sinan: İkinci kuşak müzisyendi yani?

MİGUEL: Evet ikinci kuşak. Biri akortçuydu, piyano akortçusu… Biri öğretmen, müzik öğretmeni… Biri, büyük babamın büyük babası piyanistti. Konserler veriyordu. Ünlü ve önemli bir piyanistti.

Sinan: Kimdi o?

MİGUEL: İtalo Selvelli.

Sinan: İtalo?

MİGUEL: Evet, İtalo. Dediğim gibi, babası Michele politik mücadele veriyordu ve bu yüzden kaçmıştı İtalya’dan. Onun kaçışından birkaç yıl sonra, 1861’de İtalya birleşti ve bu oğul 1863’de doğduğu için ona İtalo adını veriyor. Umut yani…

Sinan: İtalo umut anlamına mı geliyor?

MİGUEL: Tabii yani İtalya yeni kurulmuş. Umut, sevinç… Michele gurbetteydi, hayatınu burada kurmuştu, ama oğluna İtalya ismini, İtalo ismini verdi.

Sinan: Özlem duyuyor yani.

MİGUEL: Evet. İtalo Selvelli 1863’de doğdu. Sonra 1876-1881 yılları arasında eğitim için Palermo’ya gönderildi. Eğitimini tamamlayınca da Türkiye’ye döndü. Aslında 80’lerde önce öğretmen oluyor, ondan sonra piyanist. En önemli çalışması da 1909’da bestelediği Sultan Reşat Marşı… Beşinci Mehmet. Mehmet Reşat…  Sultan bir marş yarışması düzenliyor ve dedem, bu besteyle yarışmaya katılıp kazanıyor.

Sinan: Sultan Reşat’ın marşını deden mi besteledi yani?

MİGUEL: Evet, Reşadiye marşı.

Sinan: Dinledin mi peki?

MİGUEL: Tabii. Kalan Müzik büyük, muhteşem bir keşif yaptı. Birkaç yıl önce, İngiliz bir kayıt şirketinin orijinal kaydını buldu ve Osmanlı Marşları diye bir CD çıkardı. Orada buldum, çok güzel.

Sinan: İtalo Selvelli senin dedenin dedesi oluyor öyle mi?

MİGUEL: Evet, dedemin dedesi. 4 kuşak önce yani.