Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Gezi pek çok insanda kırılma yarattığı gibi sende de yarattı yani?

Barbaros Şansal: Gezi Türkiye’nin en büyük kırılmasıdır. Gezi, Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasal ve sosyal olayıdır. Daha bu hafta AKP’li bir bakan, “Gezinin ilk üç gününe saygı duyuyorum” dedi. O 29’undan itibaren biliyor. Ben 27 Mayıs gecesi girdim. Gökmen’in belgeseli benimle açılıyor biliyorsun. “Bugün 27 Mayıs 2012, 1960 27 Mayısında da bu meydana tanklar girmişti şimdi de belediyenin iş makineleri giriyor” diye. Aslında biz “Ayağa Kalk Taksim”e bir yıl önceden başlamıştık.

Gezi tabii çok önemli bir kırılma noktası, 10 milyonu sokağa çıkaran, Cumhuriyet tarihinin en büyük hareketi ve toplumu kaynaştıran bir hareket. Yani LGBT’si, anti kapitalist Müslüman’ı, komünisti, Kürtçüsü, Türkçüsü, Atatürkçüsü hamamcısı… Hamamcılar Odasıyla Tuvaletçiler Odası geldi düşünün! Hepsini bir araya getirmiş ve bir komün oluşturabilmiş dev bir olay!  68 Paris komünü gibi bir komün oluşturabilmiş bir yapı. Herkes bana “ay gezi bitti mi?” diyor…

Bir daha Gezi yok! Yani Gezi misyonunu tamamladı. Ödevi ve görevi bitti onun. Gezi, büyük bir maskeyi düşürdü. Bunun travmaları bir iki sene sürecek. Artçıları gelecek bir süre daha ve ancak birkaç sene içerisinde oturacak. Çünkü bizler öyle çok bilgi, görüntü, ses kirliliği içerisinde yaşayan toplumlarız ki, algılarımız dumura uğruyor. Karpuz tadında, kavun renginde, salatalık kokusunda şekersiz sakıza para verir olduk. Eşeğin önüne havuç bağlanmış gibi… Öyle bir toplum olduk yani… Gerçekleri biraz puslu gördüğümüz için de anlamak zaman alıyor. Gezi ve sonrasında tanıdığım İnşaat işçisi arkadaşları kaybettik Ankara’da. Kobanê’de bir sürü can kaybettik.

Barbaros ŞansalKıbrıs’a gitmeden, 10 Mayıs’ta İstanbul’da oynadığım son oyunun gelirini Kobanê’ye aktardım. Sahnenin tamamında Kobanê fotoğrafları vardı. Hâlâ saklıyorum. Orada gördüm ki Türk, Kürt, Ermeni, Yahudi, Hristiyan, Müslüman, erkek, kadın, travesti, transseksüel, eşcinsel… Neyi paylaşamıyoruz biz? Sen zıt, ben zıt, ata kim versin ot? O zaman dedim ki diyalog kurmayı deneyelim. Gezi bu berraklaşmayı sağladı. Düşünsene, bir kolumda TGB yönetisi, bir kolumda HDP İl yöneticisi arkadaşlar vardı ve bir araya geldiğimizde hiçbir sorun yaşamıyoruz. Perinçek’in partisinde çalışan arkadaşla, Demirtaş’ın partisinde çalışan arkadaşla aynı kafeteryada oturuyoruz, izliyorum, gülüşüp şakalaşıyorlar, dostluk kurabiliyorlar. Benim misyonumun bu olması gerektiğini düşünüyorum artık. Birleştirici olmalıyım, ayrıştırıcı değil. Mağdurun yanında durmalıyız, mağrurun değil! Marakeş’te tatildeyiz, çok ünlü, çok zengin bir iş adamı var, ismini söylemeyeceğim şimdi. Oturuyoruz sabah kahvaltısında. Churchill’in kaldığı otel, Mamunya. “Yanlış yapıyorsun, güçlünün yanında olma zamanı” dedi bana. “Güçlünün yanında duran kazanır” dedi. O, güçten söz edince, “dur bak aklıma geldi, sana bir şey anlatayım” dedim. Bizim bir defileye kadınlar geldi. O kadar çok kadın ve o kadar çok çanta vardı ki… Ben fark etmedim, bir gazeteci arkadaş dikkatimi çekti, ne kadar çok çanta var diye… Baktım, hakikaten her kadında bir çanta. Ama çantaların bir kısmı yerde, bir kısmı sandalyede, bir kısmı da kucaktaydı. Ben böyle anlatınca, o ünlü işadamı sordu tabii “ne demek istiyorsun?” diye. Sandalyede duranlar emanet, çalınmasın diye… Kucakta duranlar orijinal, ama onların hepsi davetegidiyorum.com (*) dan kiralıkmış! (*) site ismi bu değil tabii/ reportare) “Nasıl yani?” dedi iş adamı… E işte çantasından mücevherine kadar gecelik kiralıyormuşsunuz o siteden deyince iş adamı, “hanım koş, kap şu tableti, bul şu siteyi, bundan sonra o kadar masraf yaptırma bana, kirala şuradan” deyiverdi. Türkiye’deki sanayicinin, yatırımcının bakış açısı işte bu! Bu yüzden güçlünün yanında duruyor. El şeyiyle gerdeğe girmeye alışkın çünkü. 

Sinan: Senin altyapın, sınıfsal kökenin düşünüldüğünde… 

Barbaros Şansal: Ne varmış benim sınıfsal kökenimde? Ben halk çocuğuyum!

Sinan: Ha ha ha! Osmanlı halk çocuğu. 

Barbaros Şansal: Ana tarafım daha da beter! Eczacıbaşı! 

Sinan: Demek istediğim, sen zaten çok kültürlü bir yapıdan geliyorsun? Bunlar senin için yeni bir şey olmasa gerek? “Ötekilerle” ilk kez karşılaşmıyor olmalısın? Gezi’nin senin ruhunda bir yarılma yaratması şaşırtıcı değil mi? 

Barbaros Şansal: Hayır, katiyen! Düşündüğün gibi bir insan değilim. Bir kere ilkokula yatılı başladım. Anne baba, çok evlilikler olduğu için. Bak hiç kendime ait bir çocuk odam olmadı. Hiç aile evim olmadı. Ben hep babaanne yanında, anneanne yanında, yatılı okulda büyüdüm. Zaten 17 yaşında ayrı eve çıktım. Varlıklı bir sevgilim vardı, o yardımcı oldu. Yatılı okuldayken bazen hafta sonları çocukların aileleri gelir alırlardı. Cumartesi öğlene kadar okul olurdu o zamanlar. Cumartesi öğlen alınıp, Pazar akşam okula bırakılırdık. Bazı hafta sonları kimse almazdı beni, koca yatakhanede tek başıma kalırdım. Yani ben öyle medyanın beni anlattığı adam değilim. 

Sinan: Valla hiç öyle bir imajın yok?

Barbaros Şansal: Hiç ilgilenmedim beni nasıl anlattıklarıyla. Biliyorum, beni çok antipatik bir kimlikle anlattı bu pezevenkler yıllarca. Nerede benim kimliğim ortaya çıktı biliyor musun? Rahmetli Ufuk Güldemir zamanı, Haber Türk’te yaptığım “toplu iğnede”… Selma Türkeş’in evinde Mahsun Kırmızıgül ile karşılaştım, beni görünce ayağa kalktı, ceketini ilikledi, “ben sizi çok yanlış tanımışım beyefendi, Habertürk’teki programınızı izledikten sonra, size saygım sonsuz” dedi. Ama ne oldu? RTÜK o programı yayından kaldırdı. Sonra SkyTürk’de Yalçın Küçük, Enver Aysever ve Nihat Genç ile Çengelli İğne’yi yaptım. Ç’yi orak—çekiç yapıp, üstüne de apostrof koydum.  7. Bölümde programın kaldırıldığını telefonla bildirip kovdular zaten. Sonra Show TV’de “Bugün Kime Giydirsem” i yaptım. Oradan da kovdular. Artı1’e girdim, oradaki programı da kaldırdılar, paramı da vermediler üstelik. E Ulusal Kanaldan da 3-2-1’i kaldırdılar. Aydınlık’taki yazılarımı da kaldırdılar. Yahu Halk TV’den bile yayın yasağı aldım. Yani o medyanın insanlarda yarattığı algının adamı değilim aslında.

Barbaros ŞansalSinan: Ben çok kültürlülük, “multiculture” anlamında söylemiştim. 

Barbaros Şansal: Doğru, çok kültürlü bir ortamdı. 1980 itibarıyla ayrılmak zorunda kaldım ve 9 yıl dönemedim Türkiye’ye. Tabii 4 sene Londra, 2.5 sene İsviçre, Fransa, Almanya… E orada evliliğim, ayrılmam… Orada çalışma hayatım, yaşamam falan… Tabii beni çok kültürlü bir insan haline getirdi.

Sinan: Dolayısıyla farklı kültürlerle teması olan bir insan olarak, burada “ötekilerle” ilişki kurma, onlarla empati kurmada bir sıkıntı yaşayacağına ihtimal vermiyorum? 

Barbaros Şansal: Ha, ben Gezi’den önce de sosyaldim. Her zaman yürüyüşlerde, LGBT aktivitelerinde, Galatasaray’daki eylemlerde beni görürsün zaten. Ama Gezi bana başka bir şeyi öğretti. Önyargılarımı ortadan kaldırdı. Kalan önyargılarımı… 

Ulvi: Ne tür önyargılar vardı? 

Barbaros Şansal: Vardı… Mesela Kürtlere karşı vardı, İslamcılara karşı vardı. 

Sinan: Bu biraz beyaz Türk olmaktan kaynaklanıyor…

Barbaros Şansal: Ay hiç de beyaz Türk değilim! Suriyeli, Tripolili bir geçmişim var yahu. 

Sinan: E Kürtlere olan önyargın neden kaynaklanıyordu peki? 

Barbaros Şansal: İşte içinde bulunduğum zümreden tabii… Devamlı Kürtleri kötüleyen bir zümre olduğu için algı oluşuyor. Ama bak hiçbir zaman herhangi bir Kürtle, Kürt olduğu için tartışmadım ben. Ya da bir Müslüman’la…  Kimse böyle bir şey söyleyemez. Ama Gezi’de ben o insanların da etnik ya da inanç kimliklerini bir kenara bırakabildiklerini gördüm. Gezi’den önce yoktu bu.

Sinan: Onlarda da vardı tabii önyargı…

Barbaros Şansal: Onlarda da var. Bir keresinde biriyle konuşuyoruz, “bu işler diplomatik yolla çözülmeli, masada çözülmeli” dediğimde “biz boşuna mı çıktık dağa” dedi. “Git o zaman dağda leş ol!” dedim, kıyamet koptu! HDP kınama yayınladı falan. Fakat Gezi bir ergime noktası yarattı toplumda. Hiç beklenmedik bir şekilde üstelik. Eğer CHP müdahale etmeseydi, Gezi devrimi yapabilirdi. 

Sinan: Yok artık! O kadar?

Barbaros Şansal: O kadar! CHP’nin müdahalesi Gezi’yi bozdu. Çok içinde olduğum için söylüyorum. CHP müdahale etmeseydi, nemalanmaya kalkmasaydı orada, Gezi devrimini yapacaktı. Ülkü Ocakları çekilmeyecekti o zaman. Ülkü Ocakları vardı Gezi’de. 

Sinan: Nasıl bir şey çıkardı Gezi’den? 

Barbaros Şansal: Yani şöyle bir şey çıkardı, bu kadar gecikmezdik iktidarın gerçek yüzünü görmek için. Bu kadar can kaybetmezdik. Bu kadar soygun, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet olmazdı. En azından bir kısmı daha engellenmiş olurdu. Saray inşa edilmemiş olacaktı en azından yani. Atatürk Orman Çiftliği yemyeşil yerinde durabilecekti.