Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Ulvi: Twitter’dan görebildiğim kadarıyla çok sayıda genç takipçin var. Seviyorlar seni. 

Barbaros Şansal: Seviyorlar. Örtülüsü örtüsüzü hepsi… 

Ulvi: Evet o yüzden özellikle sormak istiyorum. Nasıl görüyorsun gençleri?  

Barbaros Şansal: 30 yaşın altı kayıp! Bak bugüne kadar 50’den fazla üniversite etkinliği yaptım. Türkiye endüstri mühendisliği, TEMOB ler ulusal tekstil mühendisliği kongreleri, 50 den fazla etkinlik. Öğretim görevliliği de yaptım. Hem Kadir Has Üniversitesinde, hem Marmara Üniversitesinde. Şunu gördüm özellikle İKMEP çalıştayında görevliyken, bu Bologna yasalarının entegrasyonuna itiraz ettim. Bu meslek yüksek okullarını açmayın dedim. Bunlar çocukların geleceğini bitirir. Dediğime geldiler sonuçta. Beni kovdular. Oradan da kovuldum. Ben her yerden kovuluyorum çünkü.

5 sene önce üniversite birinci sınıfa gelen çocukla bugün üniversite birinci sınıfa gelen çocuk arasındaki seviye farkı 10 yıldır. Büyük bir katlama var. Üniversiteye gelen gençlik evrensel değerler için gelmiyor artık. Bu bir öğrenci hasta ve müşteki, en keriz ve yağlı müşterisidir devletin. Bir müşteri olarak bu çocuğa 18 yaşına kadar işsizlik sigortası ödemeyeyim, 24 yaşına kadar da sömüreyim, borçlandırayım. Ailesinin de parasını alayım. Kentlere de bu öğrencileri yerleştireyim. O da kendini üniversiteye gidiyor zannetsin.

Pozitif bilim zaten bitmiş. 80 ihtilalinde akademisyenlerin hepsi çekti gitti. En son bir Nobel ödülünün 3’ün 1’ini aldık biliyorsun. Onda da büyük kavgalar çıktı. Yok adam Türk müymüş, Kürtmüymüş, Arapmıymış! Yahu Adam 1977’de terk etmiş gitmiş burayı! Ödülünü de “Turkish American” diye aldı. “American” dır o…  O ödülü alan North Carolina Üniversitesidir. Bizde üniversiteler böyle mi? O yüzden bıraktım artık yapmıyorum. Çünkü o çocuklara verebileceğim bir şey yok. Bak Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesinden istifamın sebebi odur. İşte vizeler ve finaller var. Çocuklara dedim ki, artık iki dönem çalışmışız, “benden geçer not, yüksek not alın. Çalışmanıza gerek yok… Test yapacağım yarın”. Gözetmenler de var. 10 tane soru hazırladım. “Nokta, nokta dakikadan oluşan zaman birimine 1 saat denir”.  “Nokta nokta saniyeden oluşan zaman birimine 1 dakika denir”…

Sinan: Yok artık!

Barbaros Şansal: Evet? İlkokul 3 seviyesi 10 soru. 3 kişi sıfır aldı! Çıldırıyorum. Sonra gidip şikayet ettiler beni Dekana. Dekan beni çağırdı, “bu test iptal olacak” dedi. Niye? YÖK kuralları gereği çoktan seçmeli yapmalıymışım sınavı, doldurmalı kabul edilmezmiş! Peki. Yine 10 soru hazırladım. “Atatürk’ün annesinin adı nedir?”… A) Zübeyde B) Emine C) Hayrünisa… “Atatürk Samsun’a hangi vapurla gitmiştir?” A) Bandırma B) Mavi Marmara C) Şehit Turan Emeksiz. Böyle 10 soru var ve hepsinin yanıtı A şıkkı. 3 kişi tam yapabilmiş! Hepsinin doğru cevabının A olabileceğini mantığı almadığı için, A’ları silip Atatürk’ün annesinin adını Emine yapmış, vapuru Mavi Marmara yapmış… İstifa ettim! Artık neredeyse her sokakta üniversite var ama Türkiye’deki üniversite eğitimi budur. Bak Terzilik Meslek Liselerinin erkek bölümleri kapatıldı. Hoş, meslek lisesi mi kaldı? Eee? Kim yapacak erkek ceketini şimdi? Kim yapacak? Bunları bir tek biz soruyoruz bak? Türkiye Cumhuriyeti pamuk üretiminde dünyadaki 5 ülkeden biriydi. Sadece bundan 10 yıl öncesine kadar ha, çok uzak tarihten bahsetmiyorum! Hangi ülkelerdi bunlar? Mısır, ABD, Çin, Hindistan ve Türkiye… 3 milyon 600 bin ton’du bizim pamuk üretimimiz. Bugün ne? 300-400 bin ton civarında sadece! Pamuklu kefen bezi yok, polyesterle gömülüyorlar insanları. Naylon torba, çöp olarak gömüyorsun! İyi bir pamuklu gömlek 200 liradan aşağı değil artık Türkiye de. Rahim ağzı kanserlerinin bu kadar artmasının nedeni polyester donlar. “Victoria’nın gizeminin” peşindeler hepsi. Yani biz bunları anlatmaya çalıştıkça dayak yiyoruz anladın mı? İstemiyorlar bunları duymak. Ama biz bunları söylemeye devam edeceğiz.