Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Aman taman, siyasete bir nokta koyalım, ruhum daraldı. Biraz başka konulara girmek istiyorum. Niye bu kadar sivrisin abi sen?

Barbaros Şansal: Aaaa!! Hiç sivri değilim, lakabım yuvarlak manyak? Kendini sivri zannedenlere bu lafım. 

Barbaros Şansal(Söylememize gerek yok! Burada makaraları salıverdik. İlk bölümün o karanlık tablosu, bir anda Barbaros Şansal’ın renklerine bıraktı yerini. )

Sinan: Magazinle ilgili değilim, o yüzden “Barbaros Şansal” bana çok magazin gelirdi eskiden, seninle ilgili haberlere bakmazdım. Ama uzun bir süredir seni önce magazinle politik hat arasında gidip gelen bir yapıda görmeye başladım. Son birkaç yılda ise artık neredeyse tamamen politik bir hatta oturmuş görünüyorsun. Bu enteresan geliyor bana?

Barbaros Şansal: Magazinde de hep politiktim ama ben? Mesajlarım politikti yani…

Sinan: Ya biz işe az biraz mürekkep yalamışlar “magazin mi aman geç” deriz malum. Magazin takip etmek, entelektüel zaaf gibi görünüyor ya sonuçta? Ama özellikle twitter’da son dönemde temasımız arttıkça politik yanını daha fazla görmeye başladım. Şaşırtıcı olan, eskiden basbayağı Kemalist bir adamdın?

Barbaros Şansal: Hâlâ Atatürk devrimlerini çok önemsiyor ve inanıyorum. Ama ben hiçbir şeyin “ist’i” değilim. Mesela “ateist” değilim “ate”yim. Bunu her yerde söylüyorum. Ate’ist değilim, İslam’ist değilim, faş’ist değilim, komün’ist değilim, materyal’ist değilim, Kemal’ist değilim. Hem zaten Kemalist diye bir şey yok. Kim uydurmuş bunu? Kemal kim? Kemal Sunal mı?

Sinan: Bak ne bizim ne kendinin başını belaya sokacak, birilerini üzerimize sıçratacak şeyler söyleme tamam mı? Aaaa!!

Barbaros Şansal: Aman peki! “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” diyeyim o zaman. Tayyip Erdoğan o şekilde telaffuz ediyor ya, Sayın Cumhurbaşkanıma yaranmak için ben de öyle söyleyeyim madem! Atatürk ve dava arkadaşlarının dönemin konjonktürüne göre çok büyük başarıları var. Hasta adam haline gelmiş, çürümüş bir İmparatorluğu toparlayıp, aydınlığa, batıya, çağdaşlığa entegre etmeye çalışan, kadının seçme ve seçilme hakkından devlet işleyişine kadar büyük devrimler yapılmış. Tabii ki Rus devriminin, Stalin’in çok büyük etkisi var. Zaten yıldız sosyalizmi temsil eder. Hilal de işte sonradan konmuş. Aslında mavi üzerine sarı güneştir Türk bayrağı ama itirazlar üzerine kırmızı beyaza dönüyor. Sevaplarıyla günahlarıyla böyle bir süreç var. Atatürk bir peygamber değil ki? Zaten peygamberlere de inanmam o ayrı… Atatürk’ün ruhani bir kutsiyeti yok benim için. Kaldı ki Atatürk’ün manevi kızı Ülkü, benim anneannemin ikinci eşinden olan dayımın karısı. Rahmetli Özal bir gün Harbiye Ordu Evinde, biz prova yaparken, şöyle bir dizime vurup Semra Hanıma seslendi. “Semra gel, gel” dedi. Benim dedemden Osmanlı tarafım var ya, “Bu var ya bu, babası Osmanlıydı zaten, şimdi de ne yaptı etti Atatürk’e de akraba oldu. Bu, bu ülkenin başına bela olacak bak” dedi. Benim öyle körü körüne Kemalist diye tarif ettiğim bir duruşum yok. Ben laik demokratik sosyal hukuk devletine inanan bir insanım. Burada da bana öncü olarak görebileceğim en yakın isimler Atatürk ve dava arkadaşlarıdır. Tabii bu, dava arkadaşlarının hepsini onaylıyorum bir savaşa döndürdükleri için bunu, bayraklar tabutların ambalaj malzemesi haline gelmeye başladıkça, ben biraz daha iç sesimi dinlemeye başladım. “Bu insanlar ne istiyor?” demeye başladım ve içlerine girdim. Şimdi tabii Ayça Şen’in tesettür hikâyesi gibi, “işte bir arkadaşım oldu da, bu kitabı yazdım da” gibi anlaşılmasın yani. Cidden anlamak istedim. Gerek BDP’den, gerek HDP’den, hatta daha radikallerle de bir sürü kontağım oldu. Özellikle de Gezi sürecinde bir sürü Kürt tanıdım. Tezlerini kendi ağızlarından dinledim ve her şeyin aslında bana anlatıldığı gibi olmadığını görmeye başladım.