Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sokağın Usta Gözü

2016-10-03 16:06:04

“Dijital fotoğraf özgürlüktür” çağındayız ve herkes kendi kendini fotoğrafçı ilan etti. Paylaştıkça çoğalan karelerimizle hayatımıza ayna tutuyoruz ve bazen, aynadaki yansıma asıl biz değiliz. -mış gibi yaptığımız manipülasyonlu karelerden, geçmişte kalan fotoğraf banyosu kokusuyla ayrışan karelere kadar, fotoğrafla özel ilişkilerine dair kimseye anlatmadıkları detayları, üç farklı fotoğraf gurusuyla konuştuk. 

Dijital fotoğrafçılık serimize bugün,  sokak karelerinin usta gözü Mustafa Seven ile devam ediyoruz. 
Keyifli okumalar… 
Röportaj: M. İrem Afşin
Fotoğraflar: Ali Fuat Karasu

SOKAĞIN USTA GÖZÜ: MUSTAFA SEVEN
Meslek hayatım boyunca haber fotoğraflarını, siyah beyaz çok özel karelerini hayranlıkla takip ettiğim ve o karelerin arkasındaki gözü merak ettiğim Mustafa Seven ile İstanbul’da çocukluğumun geçtiği Galata’nın en dokulu sokaklarından birinde buluşuyoruz. Saatler süren sohbetimiz, aynı sektörün farklı dallarına yıllarını vermiş iki insanın dertleşmesiyle başlayıp, unutulmaz ders niteliğinde bir seri yeni anıya dönüşüyor. Hani fotoğraf sanatçıları kolay kolay poz vermezler ya, keyifli sohbetimizin etkisi olsa gerek, çekim sırasında Mustafa Seven’in şen kahkahaları Serdar-ı Ekrem sokağın yıllara meydan okuyan taş duvarlarından yansıyor. 
1974 Sivas doğumlu Mustafa Seven, fotoğrafla olan içsel bağının çok tesadüf eseri başladığını anlatıyor. 1993’de henüz öğrenci olduğu yıllarda eline geçen Zenith marka makineye fotoğrafla ilgili hiçbir bilgisi olmadan siyah beyaz 400 ASA bir film almasıyla, merak ederek, oynayarak, deneyerek çektiği karelerle başlayan fotoğraf kariyeri, foto muhabirliği ile devam ediyor. Sırasıyla, Sabah Gazetesi, Hürriyet Gazetesi ve Dergi grubu, Gazete Pazar ve Milliyet gazetesinde devam eden muhabirlik, Akşam Gazetesi’nde fotoğraf editörlüğüne kadar gidiyor. 17 yıllık fotoğraf muhabirliği süresince sadece basın fotoğrafı ile uğraşmıyor Seven, kendi deyimiyle fotoğrafın her alanıyla olan ilişkisini deşiyor. O günden bugüne kariyerine “hayata tanıklık etmek” olarak nitelendirdiği sokak fotoğrafçılığı ile devam ediyor. 2013 yılındaki “TEK” fotoğraf sergisi, bir çok ulusal ve uluslar arası fotoğraf ödülü, çok sayıda sergi ve festival katılımı, sokak fotoğrafçılığı ile ilgili eğitim ve workshoplar… 
Sokağın usta gözü Mustafa Seven, son yıllarda fotoğraf paylaşımlarını sürdürdüğü Instagram’da global 1.4 milyon takipçisi ile en gözde hesaplardan birini yönetiyor. Mustafa Seven’in Instagram’daki seçme İstanbul karelerini derlediği “Instagram” albüm kitabı ile sokak fotoğrafçılığına yeni başlayanlara yönelik olarak yazdığı “Sokak Fotoğrafçılığı” adında iki ayrı kitabı da bulunuyor. 
MERAKLI ÇOCUĞUN YENİ ÖZGÜR DÜNYASI
Fotoğrafa başlama süreciyle ilgili aktardıkları, meraklı bir çocuğun eline geçirdiği değişik oyuncağın her yanını kurcalayarak keşfetmesine benziyor: “Fotoğrafın bütün alanlarını merak ettim, foto muhabirliği yaptığım dönemde bir yandan reklam fotoğrafı da çektim, stüdyo kurdum, modaya merak sardım, hep kendimi keşfetmek için, fotoğraf nasıl bir dünya öğrenmek için, fotoğrafın her şeyle ilişkisine, diğer alanlarına da baktım. Fotoğraf editörüyken bir reklam fotoğrafçısının yanında asistanlık da yaptım. Bu anlamda egom olmadı hiç, bana göre fotoğraf sürekli öğrenilen bir şey, ne kadar spesifik bir alana kayıyorsan da, bu bir macera, hatta serüven. Fotoğrafı tek başına teknik bir şey olarak algılamak çok yanlış, mesele orada bitmiyor, o dünyaya ait olmak, bir bağ kurmak gerekiyor. Dünyasını bilmediğin bir şeyin samimi olarak fotoğrafının çekilebileceğini düşünmüyorum.” 
Dijital fotoğrafla yeni keşifler…
Mustafa Seven’in analog fotoğrafçılıktan dijitale kayması da pek zor olmamış. Fotoğrafın diline ve yeni şeylere olan merakından dolayı, o dili dönüştürebilecek bir yenilik olan dijital fotoğraf çok cezbedici gelmiş. Dijitalle ilk anısını anlatırken, benzer süreçlerden geçtiğimiz için epey gülüyoruz: “Milliyet’te çalışırken 90lı yılların sonunda Kuzey Irak’ta Reuters muhabirinin elinde gördüm ilk dijital kamerayı. Önce anlamadık tabii, soruyoruz filmi nereye koyuyorsun, e film yoksa nasıl çekiyorsun diye. Alet çok pahalı, Milliyet’in fotoğraf editörü Yalçın Çınar’ı zor ikna ettik, bir tane gazeteye aldırdık, sırayla işin önemine göre kullanıyoruz, arada kavga çıkıyor. Dijital teknolojiler geliştikten ve biraz ucuzladıktan sonra kendimize de aldık bir tane, benim asıl keşfim kendim makine sahibi olduktan sonra başladı, gücünü çok daha iyi anladım.” 
Mustafa Seven için, analogla dijital arasındaki en büyük fark, analog malzemede duygusal bağın çok daha güçlü olması, ancak öte yandan dijitalin işi hızlandırması, ucuzlatması ve çok demokratik bir hale dönüştürmesi, o güne kadar sadece fotoğrafçıların tekelinde bulunan bir iletişim aracının kitlelerle buluşmasını sağlıyor. “Bizim eski mahalledeki profesyonel fotoğrafçıların kendilerini koruma amaçlı dijitale direnmesi böyle başladı aslında” diye açıklıyor; “başka insanların fotoğrafik önyargılarla kirlenmemiş zihniyle çektikleri kareler çok başka şeyler gösterdi bize. Oysa “eline makine geçiren fotoğrafçı oldu” demek, bu müthiş iletişim aracının sadece bizim tekelimde olması çok faşizan bir durum, kitlelerin fotoğraf çekiyor olması çok değerli. Bana kalırsa dijitalin bu kadar çok evrilebilme, fotoğrafı dönüştürebilme yeteneği o insanlar sayesinde oldu, biz eskiler de zorlandığımız kuralların, kutsadığımız bazı şeylerin ne kadar gereksiz olduğunu fark ettik.” Umarım bu açıklamalar, fotoğraf dünyasında yeni tartışmalar başlatmaz:  
“Instagram hesabım, benim portfolyom.”
Internet ve sosyal mecrada bizim ülkemizin ne kadar hızlı ilerlediğini konuşurken, “bizim diğer ülkelere göre çok derdimiz varmış söylemek istediğimiz” diyor.  Seven’in değerlendirmesine göre sosyal mecraların bu kadar hızlı ilerlemesi, hem kimin nasıl kullandığıyla hem de herkesin söyleyecek sözü olmasıyla ilgili. Instagram’la olan ilişkisini anlatırken ise, kendisini fotoğrafçı olarak ayrıştırdığı bu mecrayı tıpkı bir portfolyo alanı olarak kullandığından bahsediyor. 5 yaşındaki instagramı son 3 yıldır sadece profesyonel anlamda kullanıyor, işinin bir parçası olarak gördüğü için hesabı yönetme serüvenini bu yönde geliştiriyor. “Benim Instagram’la ilişkim gündelik bir kullanıcının ilişkisiyle farklılık gösteriyor. Gündelik hayatın akışı üzerinden, yaşadığım mahalleye, İstanbul’a, yaşadığım Türkiye’ye ait bir dökümatasyon süreci gibi kurguladım ve bunun hikayesini anlatma üzerine bir kullanma biçimi geliştirdim kendime.”
Peki sosyal mecranın bunca demokratikliği yorucu mu? “Her isteyenin istediğin söyleyebilme yeteneğine sahip olduğu bir mecradan bahsediyoruz” diye açılıyor Mustafa Seven, genel olarak küfür-hakaret-şiddet eğilimi olmadığı sürece takipçilerimi yorumlarına müdahale etmiyor, çoğunlukla da cevap vermiyor pek.
En son bir takipçisi ile yaşadığı nahoş mesajlaşma hariç “Bir Paris fotoğrafı paylaştım. Nadir cevap verdiğim bir yorum kazası oldu, birisi biraz da ukalaca bir biçimde, bu fotoğraf size ait değil, neden kendi imzanızla paylaştınız, kareyi Pinterest’te yabancı bir arkadaş paylaşmıştı” diye yazdı.  Nadir yaparım ama sinirlendim biraz, normalde ciddiye almıyorum böyle şeyleri, benim olmadığından ne kadar eminsin, dedim, sor bakalım paylaşımı yapan yabancı arkadaşa, o kare kiminmiş? Cevap, nefret ediyorum sizin gibilerden, oradan buradan çaldığınız fotoğraflarla burada fotoğrafçıyım diye geçiniyorsunuz” diye gelince de iletişimi kestim.. Sonra baktım arkadaş beni bloklamış(!) ama ben bloklamadım, yapmıyorum öyle şeyler. Püf noktası şu; benim kim olduğumdan haberi yok, 20 yıldır fotoğrafla uğraşıyorum, dersler veriyorum, kitaplar yazmışım, bunu ego olarak algılamayın ama bütün hayatını fotoğrafa adamış bir insana bunları söyleyebiliyor, işte bu mecra bu kadar serbest bir yer. İsteyenin istediğini söyleyebilme noktasında bunları muhatap alırsak, işimizi yapamaz hale geliriz. 
Peki bunca açıklığın yol açtığı bir değersizleştirme var mı? Mustafa Seven açısından, bu yaklaşımları bir değersizleştirme değil de bir zenginlik olarak görmekte fayda var. Sert bir bireysel editoryal süreçten geçirdiği, günde ortalama 5-6 fotoğraf paylaşımı ile haftada en az 42 fotoğraftan bahsediyor, haliyle bu zor bir iş ve yüksek mesai gerektiriyor, ama altına imzasını atmayacağı hiçbir kareyi paylaşmadığı için içi rahat.
Dijital fotoğrafla birlikte hayatımıza giren manipülasyon konusundaki soruma verdiği cevap ise oldukça net: “Benim için belirleyici unsur, bu malzemenin ne için üretildiği. Belli ahlaki sınırları var manipülasyonun, ben bir sokak  fotoğrafçısıyım, dolayısıyla orada gerçekliği etkileyecek, fotoğrafın gücünü artıracak ya da azaltacak bir müdahalede bulunmuyorum. Öte yandan böyle bir iddiası olmayan, fotoğrafı estetik unsurlarla güçlendirip sunan insanların bu tür müdahalelerinden rahatsızlık duymuyorum. Malzemenin estetik gücünün artırılmasında bir sakınca görmesem de, fotoğrafın sadece bu yönüyle ün yapıp para kazanan, işini çok iyi yapan manipülasyoncuların olduğunu bilsem de, onlara ne kadar fotoğrafçı denebilir, tartışırım.”  
Konu son zamanlarda Instagram’da çok moda olan “#noedit #nofilter” kavramlarına gelince, muzipçe gülümseyerek açıklıyor: “Üzerinde editleme veya filtre olmayan fotoğraflar söz konusu olduğunda ise bu şu demek: O kareyi  güzelleştirmeye gerek duymayacağım kadar güzel bir andı. Lütfen o tür fotoğraflara dikkat edin, çok doğru bir ışıkta, doğanın mucizesi denilebilecek bir anda çekilmiş genellikle manzara fotoğraflarıdır zaten..” 
Markalar, iletişim sektörü ve Instagram sorumu cevaplarken, hem bu işi neden meslek olarak benimsediği hem de nasıl yakından takip ettiğini görebiliyorum. 
“Başlangıçta reklamdan uzak duran Instagram, gerek kullanıcılarının sayısal azlığı gerekse, instagram kullanıcılarının reklamdan sıyrılmış daha bağımsız bir mecra algısı yüzünden böyle bir tercih yaptı” diye açıklıyor.  Ancak Facebook satın almasından sonra, durum değişiyor.  IG kullanıcılarının sayılarının artmasıyla beraber,- aylık 400 milyon aktif IG kullanıcısı var, günde 80 milyon fotoğraf paylaşılıyor- bu kadar çok yoğun ve aktif biçimde kullanılan bir medyanın reklamdan bağımsız düşünülmesi mümkün değil. IG da çok akıllı davrandı, kendi oligarklarını yarattı, bir sürü hesabın önce büyümesini sağladı dünyada, bunlara biz de dahiliz, bütün stratejisini bunun üzerine kurdu, insanların bundan vazgeçemeyeceği bir noktaya gelince de insanların da sesi çıkmayacaktı, bence akıllı bir yöntem izledi, Kendileri de ticari faaliyetin bir parçası olan büyük hesapların sesi çıkmadı. 
Peki Mustafa Seven iş anlamında Instagram’ı nasıl kullanıyor? 
“Üzerinde çalıştığım marka her ne ise onu çok fazla insanların gözüne sokacak bir yöntem izlemiyorum, bu bir ürünse genel fotoğrafik dilimin içinde o ürünü bir yere yerleştiriyorum, reklama içeriği budur diye bağırmamasına özen gösteriyorum. Diğer bir yöntem ise, markaların hesaplarını kendi standart postlarımın atında mentionlıyorum, yönlendiriyorum, kampanyası varsa hashtaglerini kullanarak kitleleri haberdar ediyorum, markalar için içerik üretimleri ve hesap yönetimleri yapıyorum.“
Mustafa Seven, dijital fotoğrafçılık ve sosyal mecranın gücünün gelecekte artarak devam edeceğini düşünüyor. Elindeki telefonu göstererek; “bu inanılmaz bir güç ve herkes burada olmak istiyor. Bu gücü öngören herkes çalışıyor, buna markalar da insanlar da dahil. Bu derece yoğun hayatımızın bir parçası haline gelmiş bir malzemenin daha da fazla büyüyor olmasında bir anormallik görmüyorum. IG daha pik noktasını yapmadı, uzun yıllar daha hayatımızın ortasında olacak. Hala kullanıcı sayısı dünya genelinde, akıllı telefon kullanıcı sayısına göre çok düşük. Biçim olarak bazı yenilikler sunabilir, evrilebilir veya alternatifleri çıkabilir ama, IG hayatımızda kalıcı olacaktır. Dijitale direnen analogcu gelenekselciler gibi markaların da direnmesi mümkün değil, çünkü tüketicisinin beklentilerini karşılamak zorunda.”

•“Asla paylaşmam”: Çocuk istismarı, şiddet, insanın kişisel haklarını hiçe sayacak görsel ya da içerik olarak editoryal bir manipülasyona müsait kareler.  
•En sevdiğim/sevmediğim: İnsan hikayesini anlatan her türlü şeyi paylaşmayı seviyorum. Sosyal mecranın uzun vadede gerçek sosyal iletişimi zayıflatabilme ihtimalini sevmiyorum. 
•Hayatında eğer fotoğraf olmasaydı, ne olurdu? Kendimi bildim bileli fotoğraf var, maddi manevi beni var eden bir şey fotoğraf. 18 yaşımda başladı, bugüne kadar getirdi beni. Çok ters köşe soruymuş bu! 

http://www.mustafaseven.com 
Instagram: @mustafaseven