Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Selen Gülünİlk gençlik yılları, internet yok, yayınlanan kaset ve plak sınırlı, her şeyi bulamıyorsun, hoş zaten ne aradığını da bilmiyorsun, eş dosttan yurt dışına giden, tanıdığı olanlardan kaset, plak rica etme zamanları. Bulabildiğin her plak, kaset çok değerli, haftalarca aynı şeyleri dinleyeceksin çünkü. Dibine kadar “rock”cıyız ama dinleyebileceğimiz albüm sayısı çok sınırlı. Özel radyolar henüz yok, TRT sınırlı ve popüler şeyler yayınlıyor. Cazı Louis Armstrong’dan ibaret sanıyoruz. İroniktir, TRT’nin yayınlamadığı  o döneme göre en marjinal albümler, kayıp ve aranıyor ilanları arasında ve ilk kez “stereo” olarak “Polis Radyosu”nda çalıyor.  Portatif kasetçalarlarımızı radyonun dibine koyup elimiz kayıt tuşunda bekliyoruz. Muhtemelen onlar da yayınladıkları müziklere pek aşina değiller, anons duyuluyor; "şimdi Pink Floyd ve arkadaşlarından dinliyoruz, dı vol yani duvar". Hayal meyal Meridyen ve Frekans programlarını hatırlıyorum Hard Rock ve Heavy Metal için. Üstelik tüm albümler baştan sona kadar çalınıyor.

Karışık kaset doldurma yılları. En geniş koleksiyonu olanlardan bir tanesi Kadıköy Efes pasajındaydı adını hatırlayamıyorum.  Ancak caz hale Louis Armstrong’dan öte gidemiyor. Yağmurlu bir akşamüstü Kadıköy Postanesinin önünde seyyar tezgâhında kendi arşivinden doldurduğu karışık olmayan kasetler satan ve sonradan çok yakın arkadaş olacağım Olcay ile tanışıyorum. Olcay ile birlikte cazı keşfediyoruz, cazı sömürmeye başlıyoruz. ( Olcay daha sonra tezgâhı Bahariye’ye taşıyor ve kasetten CD’ye geçerek ağırlığı caza vermeye başlıyor)

Hala çok fazla Türkçe kaynak olmadığı için bu sefer yurt dışında cazla ilgili kitap/dergi toplamaya başlıyorum. (Türkçe kaynak demişken Cüneyt Sermet’in “Cazın İçinden” kitabını hala tek geçerim) Yıllar sonra bugün hala caz benim için öncelikli, yabana atılamayacak bir kitap, dergi arşiviyle birlikte. Fırsat buldukça toplamaya devam ediyorum ve tabii dinlemeye de. İnternet özellikle albüm almak konusunda hızımı kesti. Yalnızca “arzu nesnesi” kutulu, koleksiyon CD’leri alıyorum. Geri kalan her şey zaten internette mevcut.

Gelelim Selen’e… Twitter’da tanışmadan önce zaten internette dolanırken albümlerini dinlemiş, hakkında yazılanları okumuştum. Selen’in çok şapkası var; besteci, piyanist, vokalist ve eğitimci. Aynı zamanda aktivist aynı zamanda tam da bir müzisyen için olması gerektiği gibi dünya vatandaşı, gezgin. Sürekli üretiyor ve yerinde duramıyor. Üretirken kalıplara, standartlara bağlı kalmadan, kendini ve müziğini sınırlamadan cesurca “deniyor”. Caz onun için bir oyun. Oynayarak keşfediyor çocukluğunu kaybetmeden. Güvenli, steril alanlarda kalmıyor. Sürekli bir arayış içerisinde ve müziğini güzel ve farklı yapan şey de tam bu. Dünya kazan o kepçe festivalden konsere sürekli dolaşıyor şimdilik Tokyo’da mola vermiş olsa da. Müzisyenliğinin yanı sıra, sıcak, sıcacık bir insan. Yalın ve samimi. Samimi vurgusu özellikle önemli, bugünlerde o kadar ihtiyacımız var ki samimiyete. Ve bu özellikleriyle benim için, senin için potansiyel bir “dost” olma ihtimalini barındırıyor içerisinde. Önce sohbetini okuyun, ardından dinleyin, bence ardından twitter’da takibe alın, konuşun, iletişim kurun. Pişman olmayacaksınız…

Röportaj: Ulvi Yaman