Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Hakan Akçura12 yıldır İsveç'te yaşıyor Hakan Akçura. Miladını tam olarak hatırlayamadığım internet arkadaşlığımız, onun seyrek ve kısa süreli İstanbul ziyaretlerinde, benim tadı damağımda kalan Stockholm ziyaretimde şerbetlenerek aklına, sağduyusuna, vicdanına güvendiğim; sohbetlerinden, yazdıklarından, ürettiklerinden feyz aldığım bir dostluğa dönüştü. Aslında çok daha önce, ta Gezi döneminde bir röportaj hazırlamıştım Hakan'la. Fakat teknik bir kazaya kurban giden o röportajı bir türlü yayınlama fırsatı bulamadım. Ne yazık ki Gezi'nin olağanüstü atmosferinin objektif bir gözle değerlendirildiği, belgesel tadındaki o röportaja ait bütün kayıtlarım kayboldu. Çok kızdığını biliyorum Hakan'ın ama o da mahcubiyetimi anladığı için fazla ezmedi beni.

Kasım ayında İstanbul Sanat Fuarı'nda "Umulmadık Topraklar" etkinliği kapsamında açılan "Kıyamet / Kıyam et!" sergisinde Duhân-ı Mübîn'i sergilediğinde bu etkileyici yapıt üzerine konuşabilmek için yeniden çaldım kapısını Hakan'ın. Aslında bu ilginç adamı çok daha geniş bir sohbet içerisinde tanımanızı isterdim fakat Duhân-ı Mübîn ekseninden, bu önemli yapıttan ve yaratılmasına neden olan süreçten uzaklaşmak istemedim.

Neden Duhân-ı Mübîn? Cizre'de 79 günlük sokağa çıkma yasağının ardından ortaya çıkan görüntülerden etkilenen ve Halil Savda'nın çektiği bir fotoğraf üzerine yaptığı resimde; Kur'an'da Duhân suresinde yer alan, kıyamet öncesi belireceği söylenen dumana atıfta bulunmuş Hakan Akçura. Resme dair manifesto niteliğindeki metni, eğer daha önce ziyaret etmediyseniz, bundan sonra sıkı bir takipçisi olacağınıza inandığım kişisel blogundan okumanızı tavsiye ediyorum: Open Flux

Hemen ardından da, İsveç'te yaşayan bir başka dostumun, Serdar Temiz'in Hakan'ın resmi üzerine yine kişisel blogunda yazdığı izlenimi okumanızı isterim: "Kıyamet Şimdi Kopmazsa Ne Zaman Kopar?"

Bu iki yazıyı okuduktan sonra, Hakan'la yaptığımız sohbette taşlar biraz daha yerine oturabilir diye düşünüyorum...

Sözü fazla uzatmadan Hakan Akçura ile sohbetimize katmak istiyorum sizi. Rahatsız okumalar...

Röportaj: Sinan Dirlik

Fotoğraflar: Hakan Akçura

İstanbul, Aralık 2016