Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Gülşah ErolUlvi -Cabaret Ziba’yı da hatırlayan biri olarak, müzik/şiir/performans bağlamında, müzik ve söz üzerine konuşalım mı biraz?  Müzik ve metin ilişkisi üzerine ne söylemek istersin?

Gülşah - Hangi fikirle yola çıkıyor, ne söylüyor, ne soruyor, ne düşündürüyor, sormak isterim.  Müzik başlı başına yeterlidir derdini anlatmaya ama sözlerin gücü yadsınamaz. Müzikle birlikte yan yana akan metinlerin ne amaca hizmet ettiği çok önemli. Amaçlar, fikirler ve gidilen zaman net ise ikisi muazzam bir yol arkadaşı. 

UlviYine yukarıdaki soruyla bağlantılı olarak, gerek konser gerekse bar vb. tarzı yerlerde dinleyiciyle karşı karşıya olduğun performanslar hakkında konuşalım mı? Nasıl etkiliyor seni dinleyiciyle etkileşim halinde olmak?

Gülşah - Bir Abstra konserinden bahsetmek isterim. Bu konseri albüm olarak yayınladım geçen ay. Sahne de olmak ve en sevdiğini yapıyor olmak müthiş bir duygu. Ruhumu serbest bırakarak çaldığım her an etrafımda bir şeylerin kıpırdadığını, değiştiğini, oynadığını hissediyorum. Uzun bir yolculuğa çıkıyorum, kim var kim yok bilmiyorum, etrafımda olan her bir enerji sanki benimle birlikte ve seninle yükseliyor gibi. Bazı konserlerde dayanamayıp bağırdığım veya kahkaha attığım oluyor. Her bir tepkinin bir karşılığı oluyor. Örneğin bu bahsetmek istediğim konser sonunda bir kız yanıma gelip delicesine bana sarılmıştı. “Sen nesin?” diyerek hem de. Ne söyleyeceğimi bilemedim, şoktaydım. O gün bir şey oldu orada. Korhan abi (abstra’nın ruh davulcusu) kızdan beni ayırıp kulise götürdüğünde içimden bir şeyleri sahnede bıraktığımı anladım ve o bunların hepsini duyumsamıştı sanki. Müthiş şeyler oluyor, hem sahne de hem de sahne arkasında. Orada doğan ve yükselen enerjiyle yaşamaya devam ediyoruz. Öyle ya da böyle…

Ulvi -Biraz Çello’yu anlatsana müzik aleti olarak? Tercih bilinçli miydi o yaşlarda? Diğer enstrümanlardan farkı ne senin için. Nasıl bir ilişkin var?

Gülşah - Tercih etmiş olduğum üçüncü enstrüman arasındaydı. Sesinden ve duruşundan çok etkilenmiştim nitekim elime aldığımda ve ilk (garip) sesi çıkardığımda büyük bir heyecanla güzel seslerini duyurabilmenin özlemini çekmeye başladım. Aşığım ve bir uzuvum o. 

Bir eğitmenim; “eşinin bu enstrümanı sevmesi çok önemli çünkü bilmeliler geceniz ve gündüzün onunla geçecek.” derdi. Gerçekten de öyle. Her an - her yolda birlikteyiz ve her şeyi birlikte yaşıyoruz. Derin bir enstrüman ve çok renkli. Aşırı duygulu, kendine has bir hırıltısı, konuşması, duruşu var. Benzersizliği var. Her enstrümanla şakıyan, anlamlı, düşünceli, sevecen, sıcak, karmaşık, deli-dolu, kasvetli, merhametli, güneşli ve yağmurlu bir yapısı var. Sonbahara çok yakışıyor, kışı çok net anlatabilir, ateşi simgeleyebilir, havayı tarif edebilir, toprağa basabilir, kuşa seslenebilir, öfkeyi kontrol edebilir, özlemi çağırabilir, savaşı durdurabilir ve barışı çağırabilir. 

Gülşah ErolUlvi -Ankara, Eskişehir, Avrupa, yanılmıyorsam İsviçre’ydi, İstanbul…ve tabii ki Kadıköy. Biraz şehirler ve müzik üzerine konuşalım mı? Nasıl bir etkisi var şehirlerin müzikle ve senin müziğinle? Kendini nereye yakın hissediyorsun ve nerede iyi hissediyorsun?

Gülşah - Kendimi en iyi hissettiğim yer doğaya yakın olduğum yerler oluyor hep. Bir dağ, bir orman, bazen bir bahçe veya bir nehir yanında bir ömür yaşamak istiyorum. Aynı şekilde hayvanlarla hatta korkunç olmayan türdeki yaratıklarla (böceklerle) vakit geçirmeyi, iletişim halinde olmaya bayılıyorum. Unutamadığım çok hikâye var. Örneğin Antalya Çıralı’da ormanın içinde bir takım uçuşan hayvanlarla iletişime geçmiştim. Bir tanesi yemyeşil bir çekirgeydi. Bir bacağını birisi yemiş, öylece parmağımda durup o bacağını sevmeme izin vermişti. Sonra hep bir tarafım kuzeyi çekiyor. O kültür beni etkiliyor, soğuk, mesafeli ama içerilerde gizli olan sıcak insaniyetleri bende merak uyandırıyor. Sonra Türkiye’de Karadeniz tarafları beni etkiler, oradaki ilişkileri çok samimi ve gerçek buluyorum. Eskişehir ise dünyanın en huzurlu şehirlerinden biri herhalde. Orada olduğum her an hayat daha kolay geliyor. Yürümek, düşünmek, sohbet etmek, üretmek, koşmak - bisiklete binmek, müzik dinlemek, kitap okumak vs için muazzam bir yer. 

Ama en çok nereye gitmek istiyorsun diye sorarsan; “Afrika.”

Ulvi -Birçok film müziğinde de imzan var.  Müzik ve sinema ilişkisi üzerine ne düşünüyorsun, bunla bağlantılı olarak müzik ve görsellik (video/fotoğraf/klip) üzerine neler söylemek istersin? 

Gülşah - Sinema bir görüntü sanatı ve hayatımın vazgeçilmezleri arasında. Sinemada görüntü kadar ses de aynı derecede önemli. Fakat en kaba tarifi ile film müziği; film için yapılan, kullanılan müzik olarak günümüzde düşünülür ve kendine has yöntemleriyle özel bir meslek türü olarak, incelenmesi gerekli, ilginç bir konudur. Özellikle de 20.yüzyıl sonrasına bakıldığında çok büyük gelişmelerle karşı karşıya kalınır. Bir sene kadar Anadolu Üniversitesi Sinema ve Televizyon Lisans 3 ve 4. sınıflara bu dersi vermiştim. Öğrencilere, Dünyada ve Türkiye’de film müziğinde olması gereken bütün kapsayıcı konuları vermek için gayret göstermiş ve öğrendikleri bilgileri pratiğe dökmeleri için teknik bir takım çalışmalara yönelmiştim. Film alanındaki hak-hukuk ilişkilerinden tutun, 30’lu, 40’lı, 50’li yıllarının filmlerinin müzikleri, seslendirme katliamları, kimsenin hatırlamadığı Theremin gibi müzik aletlerini, hatta Japon anime filmlerinin müzikleri hakkında ayrıntıları inceleme fırsatım bu dönemde olmuştu. Film müziği cidden önemli bir konu, filmi film yapan, seyirciyi konu içine sokmaya çalışan, tempoyu sağlayan, sinemanın bir nevi dilini oluşturandır. Öyle ki bazı filmleri hala müzikle hatırlarız veya sahnenin vermek istediği fikri müzik en başından hissettirebilir. Beni her zaman en çok etkileyen belgeseller, filmler; bağımsız olanlardır. Her bir karesi fotoğraf gibi, bomboş-dopdolu tam karşınızdadır. Ezgi ya da temalar mümkün olduğunca anlamsız, dejenere biçimlere sokulabilir. Müzik, filmlerden ilham alınarak yaratılabildiğine göre film müziğini ayrıca müzikal yapısı içinde de ele almak lazım. Müzikal yapı ile müziğin yalnızca kulağa hoş gelebilir yanını kastetmiyorum. Bunun yanı sıra besteleme, armoni, orkestrasyon gibi diğer aşamaları da içine atıyorum. Bir de benim görüşüme göre ileride görülebileceği gibi, melodiden kaçınma eğiliminin haklı bir nedeni vardır. Dejenere derken, atonal bir yapıyı kastetmiyorum. Burada belirtmek istediğim iki-üç notadan ibaret müziklerdir. 

Film müziğinde iki ayrı teknik bulunur. Bunlardan biri besteleme tekniği, öbürü ise müziğin hazırlanışı ve kaydedilmesi ile ilgili olan hazırlanma tekniği. Bestecinin yönetmen, yapımcı, kurgucu ve müzik editörü ile olan ilişkilerini anlama açısından hazırlama tekniklerine öncelik vermesini oldukça yararlı görürüm. Bir yönetmenin de filminde müzik kullanımı için önüne üç seçenek koyabiliriz. -Daha önce yazılmış eserleri kullanmak. -Özgür bir skor kullanmak. -Müzik kütüphanelerine başvurmak. (düşük bütçeli filmler ve yarı amatör-yarı profesyonel firmalar içindir mesela bu son söylediğim.) Her zaman bestecinin seçimi önemli, besteci ile görüşme önemli, filmin gösterilmesi (ya da filmin çekimleri bitmemişse senaryonun okunması), müziğin film içindeki yerlerinin belirlenmesi, müzik listesinin oluşturulması ve zamanların belirlenmesi, kayıt işlemleri ve miksleme ile koskocaman bir dünya bu. Bir de tabi “Tek Kişilik Ordular” var. Charlie Caplin gibi. Örneğin şöyle bir sözü var; “Eşleşmeli müzik seslendirmesinden yaralanacağım. Bu başka birşey ve bizim için eşi bulunmaz bir önemi ve ilgi çekiciliği var. Gerçek müziği işitmemiş bir çok kişi, bundan böyle bu müziği sinemada bulabilecektir.” 1931’de gerçekten de City Lights filmini sessiz çeker ve üstelik film müziklerini kendisi besteler. Bir başka sözüde; “İlk başlarda bile her filmimde bir üslup yaratmaya çalıştım; ve bunu sağlayan genellikle müzik olurdu… Basit ezgiler bana çalışmalarımın esin kaynağı olur. Avare tiplemesiyle çelişki yaratmak için müziğimin kaliteli ve romantik olmasına çalıştım. Ayrıca kaliteli müzik komedilerime duygusal bir boyut katıyor. Nedense besteciler bunu pek anlamıyor. Onlar müziğin de gülünç olmasını istiyorlardı. Ama ben onlara rekabet istemediğimi, müziğin duygusallık içermesini yeğlediğimi anlatmaya çalıştım.” … 

Gülşah ErolUlvi -Türkiye’den yeni hangi grupları ve sanatçıları takip ediyorsun, dinlemek için bize önerilerde bulunsan.

Gülşah -Yine kendimin de içinde bulunduğu Miss Crowley, Karakulak Ensemble ve Inhoodies’i öneriyorum. Miss Crowley’in çok yakında ilk albümü çıkıyor.  Konstrukt, KAM,  A.I.D’in konser kayıtları ve konserleri şuana kadar ilgimi çekenler oldu. Cevdet Erek’in çalışmalarını takip ediyorum bir de. Bunun dışında  sahip olduğumuz alternatif ve jazz dünyasındaki müzisyen ve grupların yeniliklerine de göz gezdiriyorum. 

Ulvi- Müzik dışında Gülşah ne yapar? Sıkı bir aktivist olduğunu biliyorum ☺

Gülşah - Zaman zaman kendimizi gösteriyoruz, göstermek gerekir. Susup oturmak, yorumsuz kalmak, düşünmemek, hareket etmemek, yazmamak, okumamak, tartışmamak, sorgulamamak, anlatmamak, paylaşmamak yakışmaz.  O yüzden bol bol okuyorum, dinliyorum, yazıyorum ve çoğu zaman paylaşıyorum. Müziği bir kenara bıraktığımda ise sulu boya ya da yağlı boya resim yapıyorum. Fotoğraf çekmek ve minik video çekimlerini editlemek ise vazgeçemediklerimden. Bir gezgin olduğumu söyleyebilirim, gezmenin müzikli olanını tercih ediyorum hep. Gittiğim yerde mutlaka konserler yapıyorum ve oralı müzisyenlerle çalışıyorum. Bulunduğum yeri tam olarak deneyimlemek benim için çok önemli.  Deneyimleyemediklerim için oraya tekrar geri dönmeyi tekrar göze alırım. Şimdilerde içimde çok fazla yardım veya bağış konserleri düzenleme isteği var. Bunu çok düşünüyorum. 

Ulvi-Yeni ne var? Albüm, beste, konser, performans?

Gülşah - Yeni Abstra ve Jürg Solothurnmann Live albümü, 1984 adında sürekli güncellediğim elektronik bir albüm, Birds Ensemble İstanbul Prömiyer Konseri ve Abstra’nın yeni sezonda çok önemli misafir sanatçılarıyla yapacağı konserler var. Bunun dışında Inhoodies’in Londra’da satılacak ve Türkiye’ye gelecek plakları var.  Miss Crowley’nin bir parçasına şahane bir klip çektik (henüz yayında değil) ve dediğim gibi ilk albüm geliyor. Yaza doğru İtalya’nın egzotik iki şehrinde konserlerim olacak. Yine dünyanın farklı ülkelerinden gelen ve İtalyan birkaç müzisyenle birlikte olacağım. Daha da olur şeyler var… 

Umutluyum!