Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Gülşah ErolUlvi - “Gevende”, “On your Horizon”, “Mutrib”, “Birds Ensemble”… aslında farklı tarzları olan, farklı arayışlar…dışarıdan bakınca yerinde duramayan, sürekli deneyen bir Gülşah görüyorum öyle mi gerçekten. Bu arayışla başlayalım mı? Neyi arıyor “sound” olarak Gülşah?

Gülşah - Şimdi sana çok güzel bir hikâye anlatmak istiyorum. Bu hikâyeyi vakti zamanında Serdar Ataşer’in bir köşe yazısında okumuştum. “Uzak bir adada yerliler bir gün adalarına yeni alanların yapıldığını, uçakların indiğini, insanların geldiğini görürler. Sonra gelenler gider ve yerliler onların tekrar gelmesi için pistleri aynı şekilde yeniden yapıp beklemeye başlarlar. Tabi gelen giden olmaz.” Tekrarları sevmiyorum Ulvi, hep yeniye adım atmayı arzuluyorum. Sonra müziğe her zaman bir araştırma olarak yaklaşıyorum, her ne kadar bunu söylemek somut bir yol göstermediğinden pek tatmin edici olmasa da. Bu noktada bana yardımcı olan şöyle bir düşünce var: eskinin tamamen silinip bambaşka bir şeyin yapılması gerekmiyor, sadece onun bir kısmının hatta çok küçük bir kısmının değişmesi müziğin tekrar etkileyici kılınması için yeterli olabilir. Belki bunun için ne yapılacağı sadece bir araştırma konusudur. 

Ulvi - Tüm bu projeler arasında benim için en özel olanı “Mutrib”di, muhtemelen kardeşim gibi sevdiğim Çağrı’nın da etkisi var ama daha çok avangart, rock ve caz karışımı yeni bir tarz yakaladı sanırım. Biraz Mutrib konuşalım mı? Nasıl gelişti, nasıl ve neden bitti?

Gülşah - Mutrib sevenlere buradan seslenmiş olayım. Mutrib bitmez. Aramızda hiç bitirelim konuşması yapmadık. Şimdilik ne olacağını bilmiyorum ama hepimiz ayrı ayrı gelişmeye, öğrenmeye ve üretmeye devam ediyoruz. Yeni yollar arıyoruz, buluyoruz ve paylaşıyoruz. Mutrib bir araya gelmeden önce de hep böyleydi. Bir gün bir araya tekrar gelebiliriz ve belki de daha yeni bir Mutrib ile karşılaşırız. Çünkü aslında Mutrib yapması gerekenleri yaptı ve çekildi. Bekliyor, izliyor ve gözlemliyor. Bizler çok yakın arkadaşlarız, çok fazla hikâye var ve ortak başka çalışmalarımız hala oluyor, özellikle - Art Is Dead - şuan için Çağrı ve Alp’in büyük bir mücadele, sabır ve özveriyle yürüttükleri harika bir oluşum. Ben de yer yer onlara katılıyorum. Her şey olması gerektiği gibi gelişiyor ve şunu söylemek isterim ki Ulvi; “İlerleme hep sonradan gelir.” 

Ulvi -Klasikten caza, rocktan doğaçlamaya gerek kendi bestelerin gerek farklı gruplar içerisinde yer alman hep ilginç geldi bana, tek bir müzik tarzına odaklanmaman kendini hepsine ait hissetmen, müziği bir bütün olarak görmenden mi kaynaklanıyor?

Gülşah ErolGülşah - Tuhaf bir yeri vardır doğaçlamanın, tüm müziksel etkinliklerin içinde en az anlaşılmış olanıdır. Bugün müziğin nerdeyse her alanında yer aldığı halde hakkında yok denecek kadar az bilgi var. Belki de doğrusu bu. Doğaçlamayla müzik kavramı sürekli değişir ve yeniden uyarlanır, hiçbir zaman sabit olmaz, çözülmeye ve kesin tanımlamaya gelemez, özü gereği kurumsal da değildir. O yüzden doğaçlamayla ilgili yapılan tüm tanımlar yanıltıcı olmaya müsaittir. Elimden geldiğince ve şartlar izin verdikçe her müziğin içine biraz doğaçlama ekliyorum. Hatta öyle ki doğaçlama ile doğan bir sürü çalışmam var. Birçok şeyin aynı kalmasını talep edebiliyorum. Bazen öyle güzel ve öyle samimi geliyor ki.  Deneme, yanılma yöntemiyle her müziğin içine biraz farklı bir renk girdiğinde değişim başlıyor, hissediyorum. Bir de hiç korkmadan yaklaşıyorum her şeye, her notaya, her sese özenle yaklaştığım gibi. “Sanatçının kaderi ülkesiyle bir olmalı.” O nedenle her şeye bir bütün olarak bakıyorum. 

Ulvi -Yukarıdaki soruyla bağlantılı olarak; bana Gülşah ne tür müzik yapıyor diye sorsalar “Özgür Doğaçlama” derim, doğru mu? Doğaçlamaya olan bu tutkun yine “arayış” ile mi ilgili? 

Gülşah - Akılına estiği gibi çalmaktan anında besteye kadar pek çok şeyle tanımlanan doğaçlama, insanların gözünde çoğu zaman bir müzikal hokkabazlık, şüpheyle bakılan bir kestirme yol, hatta zararlı bir alışkanlık. Doğaçlama hakkında onu kullanan ve bilenlerin görüşleri bu noktada çok mühim. Doğaçlamanın en zor barınabileceği yerlerden biri olan batı müziği dahil; doğaçlama pratiği içinden çıkmayan veya temelde ondan etkilenmeyen hiçbir müzik tekniği ya da kompozisyon formu yoktur. Müziğin gelişmesinin tüm tarihi, doğaçlama güdüsünün belirtilerini taşır. Genel ve yaygın olarak kabul edilen bir doğaçlama kuramı yok. Örneğin Hint Müziğinde yaygın bir doğaçlama öğrenme yöntemi vardır, flamenko doğaçlamalarında biraz otantiklikten bahsedilir, İranlı müzik kuramcıları doğaçlamayı sezgisel bir şey olarak gördüklerinden dolayı yazılı olarak bahsetmezler. Çoğunlukla, bir müzisyenin icra hakkında uzun uzun söyleştikten sonra, sıra söylediklerini göstermeye geldiğinde bambaşka şeyler çaldığına da şahit olabiliriz. Özgür doğaçlama da yine “her zaman” diye bir şeyin olmadığı ve çiğnenemeyecek hiçbir kural ya da geleneğin bulunmadığını söyleyebilirim.  Doğaçlama da müzisyenin ve dinleyicinin duyguları icranın asıl temel faktörleridir. Dinleyici çalınan müziği etkiler, onun güzel veya ruhsuz olmasını da sağlayabilir.  Hepsini deneyimleyerek anlamak ve ortaya çıkarmak beni cezbeden şey.