Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Gözde Hatunoğlu: Sinemaya girmeye nasıl karar verdin Gözde? 
Gözde Kural: Uzun yıllar basketbol oynadım, okul da hep ikinci planda kaldı benim için. Hukuk okumak istemiştim, aslında çok film de izlemezdim. Sonra yönetmen sinemasını keşfettim; Kieslowski’nin Aşk Üzerine Kısa Bir Film’ini izledim ve yapmak istediğim şeyin bu olduğuna karar verdim. Reklam okuyarak başladım sonra sinema okuyarak devam ettim. Okula başladığımda çok yabancı geldi o dünya bana. Bilmediğim kavramlar, anlamadığım şeylerden bahseden insanlarla karşılaştım. Ve okumaya başladım. Açığımı kapatmak için çok okudum sinema üzerine. Kısa filmler çektim. Çok fazla asistanlık yapma fırsatı bulamadan klip yönettim birkaç tane. Piyasaya buradan girmek üzereyken, yapmak istediğim şeyin bu olmadığına karar verip Afganistan’a gittim. 
Gözde Hatunoğlu: Afganistan?
Gözde Kural: Evet, bir çağrı gibiydi bu aslında; o çağrıya kulak verip yola düştüm. Ait olmadığım bir kültürün içinde yaşamak, o kültürü öğrenmek ve hatta orada boğulmak hoşuma gitti. Ve bunların hepsi aslında bir film çekmekle, o filmi yönetmekle mümkün oldu. 
Gözde Hatunoğlu: Film için Kültür Bakanlığı’ndan ya da başka bir kurumdan destek aldın mı?
Gözde Kural: Uzun bir süre bir ekibim olmadan, tek başıma çalıştım film için. Yardımcı yönetmen de, yapımcı da, yapım asistanı da ben oldum. Sonra bakanlığa başvurdum ama o da ayrı bir hikâyeye dönüştü. Maliyet dökümleriyle eldeki para birbirini tutmuyor. Üstelik gittiğimiz yer de öyle “çok paramız var, istediğimiz her şeyi yapabiliriz” diyebileceğimiz bir yer değildi. “Sizin paranız burada geçmez” lafını duyduğumuz anlarımız dahi oldu. 
Gözde Hatunoğlu: İlk filmini neden Afganistan gibi sana hem maddi hem maddi büyük bir yük getirecek olan çok zor bir ülkede çektin?  Şehirli bir kadının şehirde geçen hikâyesini anlatsan daha kolay bir başlangıç olmaz mıydı senin için? 
Gözde Kural: Büyük şehirde yaşanan yalnızlıklar, sıkıntılar tırnak içinde söylersem çok anlatmaya değer bulduğum şeyler değil. Yolculuğa çıkmak daha keyifli geldi açıkçası. Tanımadığım dünyalarda, tam olarak anlamlandıramadığım şeylerin arasındaki yolculuk bana daha büyük bir heyecan verdi. Motivasyonum da bu oldu.
Gözde Hatunoğlu: İnsanın kendi başından geçen, içselleştirdiği olayları daha rahat anlatabileceğini düşünmüşümdür oysa? 
Gözde Kural: Bir şeyin hem anlayabilecek kadar içinde yaşamak, hem de aktarabileceğin kadar dışında kalabilmek önemli olan bence. İçine çok gömüldüğün öyküde karakterlerin hepsi aynı ağızdan konuşuyormuş gibi oluyor. Bir karakteri dışarıdan izleyebilmek için böyle olmalı diye düşünüyorum. Kendimize bakışımız çok farklı, başkalarına daha doğru bakıyormuşuz gibi geliyor. Filmi film çekmek için mi gerçekten bir şeyler anlatmak için mi çekiyoruz meselesi biraz da bu. Ben kendi içime dönmek yerine gördüklerimi anlatmayı seçtim. 
Gözde Hatunoğlu: Afganistan’da geçen bir hikâye Toz… Nasıl bir hikâye bu?
Gözde Kural: Film burada yaşayan bir kadının; annesinin isteği üzerine o topraklara, annesinin topraklarına gidişini anlatıyor. Bir kadının dönüşümü aslında bu…  Kentsoylu bir kadının aslında kendi geçmişi olan ama ait olmadığı topraklarla birleşmesini görüyoruz. Savaşın insanlarda oluşturduğu psikolojiyi de anlatıyor. Bizlere tuhaf gelecek ama ancak o durumda kalmış insanlarda anlamlandırabildiğimiz şeyleri anlatıyor. Savaşın kendisini değil de savaşın arkasında bıraktıklarını anlatıyor bir başka değişle.
Gözde Hatunoğlu: Afganistan’da film çekmek nasıl bir şeydi? Ya da nasıl mümkün olabildi diye soralım?
Gözde Kural: Geçen yaz hayatımın en güzel günlerini yaşadım. Milyonlar verseler yaşayamayacağım bir deneyimdi benim için. Kriz anlarında nasıl değiştiğimizi gözlemledim. Etrafımda bombaların patlamasını ve başımızdan böyle şeyler geçerken ne yaptığımızı deneyimledim. Günlük programlarımız vardı ama biz gün içinde aldığımız istihbaratlara göre hareket etmek zorunda kaldık. Çekim yapacağımız yeri sadece 3 kişi biliyordu güvenlik açısından.
Gözde Hatunoğlu: Tehlikeyle de iç içeydiniz o halde?
Gözde Kural: Güvenliğimiz çok iyi sağlandı aslında, çok büyük bir şey yaşamadık. Ama Afganistan kendisini bize hatırlattı sık sık. “Burası Afganistan” dedi, “kolay değil burada çalışmak”. Ve döndükten 4 ay sonra hala ekipten herkes birbirine o günleri anlatıyor, fotoğraflar paylaşıyor. Hepimiz hala etkisi altındayız. 
Gözde Hatunoğlu: Olağan koşullarda bile ekip çok önemliyken Afganistan gibi hiç tanımadığın bir coğrafyada birlikte çalışacağın ekibi seçerken hayli zorlanmış olmalısın?
Gözde Kural: Ekibi seçerken öyle bir noktadaydı ki işler, önceliğim anlayışlı ve iyi insanları seçmek oldu. Yetenekleri arka planda kaldı. Çok zor bir yola girmiştik ve yarı yolda kalmamak daha önemliydi. Ocean’s Eleven ekibi gibi toplandık aslında. Bizi Türkiye’den “bu iş yapılamaz” diye yolladılar ama ekip çok güzel çalıştı ve biz yapılamaz deneni de yapıp geldik.