Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Birkaç yıl önce, kaç yıl oldu hatırlamıyorum, zaten artık çok şey hatırlamıyorum, hafızam beni yanıltmıyorsa Kadıköy Penguen kitabevinde yeni çıkanlar rafından sayfalarını karıştırarak bir kitap aldım. Tanımadığım yazarlarla ilgili olarak genelde kitap eleştirilerini okumam, kitapların arka kapaklarını da okumam, uzun yıllar reklam ve iletişimle haşır neşir olmanın bir sonucu sanırım, arka kapak benim için reklamdır.  Sayfalarını karıştırırım beni yakalayan bir şey varsa, bu bazen bir cümle bazen bir paragraf olur,  alırım. Yine öyle aldığım kitaplardan biriydi. Eve geldim, okudum. Eksik bir şeyler vardı ama öte yandan tanımlayamadığım beni çeken özel bir şeyler de vardı. Üzerinde düşünmedim. Tesadüf birkaç gün sonra Şenol geldi, oturup içerken –Jack şahittir, sehpanın üzerinden kitabı eline aldı, “abi okudun mu nasıl? Benim de rafta dikkatimi çekti” diye sordu. Burada sizlerle paylaşamayacağım ağır, küfür dolu bir yorum yaptım, güldük.

Batuhan DeddeAradan geçen zaman içerisinde 6.45’in kitaplarını basmasıyla tekrar hayatıma girdi Batu. Aldım ve okudum. Batuhan her seferinde üzerine bir şeyler koyan bir yazar. Arayışı bitmiyor, popülerliğinin üzerine yatarak “oldum” demiyor.  Henüz tanışmamışken sanırım facebook’ta bir ilanıyla tekrar hayatıma girdi, Moda Çay bahçesinde gördüğü bir kızı arıyordu çok naif, çok içten bir ilanla :)

Sonra… Sonrası sizi ilgilendirmez, abi ile kardeş arasında… Sizi ilgilendiren kısmı yazmaya ve okumaya olan tutkusu olmalı, alçak gönüllüğü, samimiyeti, oynamıyor olması, kendisi olması… Olunabilecek en dürüst şekliyle… Yazarlığına gelince, oldum olası “genç yazarlar” lafından nefret ettim, hep bir aşağılama olarak algıladım, “yazıyor ama olmamış, ama daha genç olacak” gibi… Bir insan ya yazar ya yazamaz… Batu yazıyor… Beğenirsin, beğenmezsin o sana kalmış, çünkü yazı okuyana göre değişir ama en azından söyleşiyi okuyabilirsin… Belki biraz tanıyabilmek adına… Belki hayatta çok az kalmış olsalar da güzel insanlar olabileceği inancına katkı olsun diye…

Röportaj: Ulvi Yaman