Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

KarakalemAltay Öktem’in şiirleriyle ilk tanışmam 1993 yılında Cem yayınlarının şiir dizisinden çıkan “Beni Yanlış Öptüler Aslında” kitabıyla oldu, yanılmıyorsam aldığım ikinci kitabı ise yine aynı seriden çıkan “Çamur Şiir” kitabı olmalı. “Çamur Şiiri” kitabının girişinde oğluna ithafen yazdığı “Berkay’a bağışladığım kirli dünya için pardon!” notu aslında Altay Öktem’in şiire ve hayata bakışını anlamak için kısa ama yeterli bir özet…

Öktem’in şiirlerinden, kitaplarından, yazılarından, tarzından söz etmeyeceğim, internette bu konuyla ilgili birçok röportaja, yoruma ulaşmak mümkün zaten röportaj sorularını seçerken de mümkün olduğunca “sorulmamışı” bulma çabasındaydım. Sanırım buldum da…

Yazarlığının yanı sıra 2000’li yılların ortalarında Yüxexes müzik dergisinin içerisinde 4 sayfalık edebiyat/şiir sayfalarıyla başlayan ve daha sonra ise  “mevsimlik “bir alternatif bir edebiyat dergisine dönüşen “Karakalem”den söz etmeden geçmemek gerekiyor bence. (Eski sayılarını bulabilirseniz koleksiyonunuz için edinmenizi öneririm) Ya da ucundan köşesinden “fanzin”e bulaşmış herkesin “Altay abi”si ile bir şekilde yolunun kesiştiğinden.

Kitap-lık dergisine yazdığım Yasadışı Şiir başlıklı yazımı aşağıdaki paragrafla bitirmiştim.

“Bilinçli bir şekilde seçtikleri yol ayrımında, acı bir gerçeğin huzursuzluk verici estetizmini yansıtıyorlar. İşte bu yüzden şiirleri, tokat gibi, tecavüz gibi, cinayet gibi. Onları okuduğumuzda sapkın bakış açılarından, yakası açılmadık küfürlerinden, seçtikleri kelimelerden, şiire benzemeyen yazım tarzlarından nefret ediyoruz. Gözlerimizin önüne serdikleri ve bizleri dehşete düşüren hayal güçlerinden tiksiniyoruz. Oysa kurguladıkları, anlattıkları hayal değil. Kendilerini değil, gördükleri, yaşadıkları, gözlemledikleri “bizi” anlatıyorlar. Kendimizden nefret etmemiz gerektiğini söylüyorlar ve işin kötüsü haklılar. Ve işin daha kötüsü, bizlerin onlardan ve yazdıklarından nefret ettiğimiz kadar bizden nefret etmiyorlar.

Bu yüzden daha da sinir bozucular.

Bu yüzden okunmaları gerekiyor.

Kendimize bakabilmek için.”

Altay Öktem’in estetize edilmemiş, olabildiğince gerçekçi yazı tarzı da aslında bize bizi, bize kendisini anlatıyor…

 

 

“burnunu gömleğinin koluna siliyorsa bir tinerci çocuk
yaşlı bir ayyaş durup dururken kusuyorsa üstüne
kanamalı bir kadın bacaklarını silip
atıyorsa bezi sifonu çekiyorsa
oh işte, ben o sifonun suyuyum

buyum…”