Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

SEO (Arama Motoru Optimizasyonu) ülkemizde de ilgi görmeye başlamış bir kavram. Pazarlama tekniklerinin teknolojinin hızlı gelişimi ile birlikte uğradığı değişikliklerden sonra dijital mecralara doğru kaymış olması, SEO’nun daha da büyük önem kazanmasını sağlıyor.

Markalar arama motorlarında üst sıralarda yer alabilmek için etkili SEO tekniklerini yakından araştırarak işin uzmanları ile çalışmak istiyorlar. Ancak SEO dünyasını yakından takip edebilmek sandığınız kadar kolay değil.

Zeo’nun bu yıl dördüncüsünü gerçekleştirdiği Doğu Avrupa’nın En Büyük Dijital Pazarlama Konferansı olan “Digitalzone’16”  etkinliğine katılan dünyanın önde gelen uzmanları SEO konusunda bilgilenmek isteyenlerle buluştular. Etkinlikte SEO dünyasındaki gelişmeler, dijital pazarlamanın önemi ve etkili biçimde uygulanışı konularının yanı sıra içerik pazarlaması ve SEO’nun dijital pazarlama içerisindeki önemi de konuşuldu.

Yiğit Konur, kurucusu olduğu Zeo şirketi  ile SEO sektörünün başarılı isimlerinden biri. Kendisiyle digital pazarlama ve SEO üzerine konuştuk.

 Röportaj: Hozan Adar

Hozan: SeoZeo şirketinin kuruluş hikayesi nedir? Şirketi büyütmek için üniversiteden ayrılmışsınız, neler yaşadınız?

Yiğit Konur: Üniversiteden ayrılarak, şirket kurmak hikayesi günümüzde çok fazla duyulduğu için yeterince ilgi çekici olmuyor, biliyorum. Ama benim hikayem biraz daha zorunluluktan doğarak sonuçlandı. Şöyle ki, 2007 yılından beri zaten SEO konusunda Türkiye’deki ilk blog olan SEOteknikleri.com’da yazıyordum. Daha sonra bu blog sitesini satarak – daha ciddi işler yapmak adına bir adım atmam gerekiyordu. Tam olarak üniversiteye başlamadan önce dünyaya gelen Zeo’nun hikayesi biraz böyle başlıyor. Okuldayken, teknopark içerisinde yer almak için bir başvuruda bulunmuştuk. Bunun kabulünün ardından, daha ciddi işler yapabilmek için burada ufak bir ofis alanı aldık. Daha sonra fark ettik ki, uyku hariç tüm vaktimizi bu ofiste geçiriyoruz ve elbette bunun mükafatı olarak oldukça hızlı büyüyen ve kalabalıklaşan bir şirket var elimizde. Bir gün ofise geldiğimde, şirkette tam 17 kişinin çalıştığını gördüm ve birazdan seçmeli derslerimden biri başlamak üzereydi. O an, bir seçim yapmam gerektiğini düşündüm ve kararımı Zeo’dan yana belirledim. (artık SEOzeo değil, Zeo’yu tercih ediyoruz)

Yiğit KonurHozan: Dijital pazarlamanın dünyadaki ve Türkiye’deki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?  Dünyada ve Türkiye’de dijital pazarlama faaliyetleri arasında farklılıklar var mı?

Yiğit Konur: Bana kalırsa, biz kültürümüz gereği olayları biraz daha yüzeysel değerlendiriyoruz ve kolay çıkış yolları arıyoruz. Ülkemizdeki SEO bilgi seviyesini ABD’de ve Avrupa’da katıldığım konferanslara göre mukayese ettiğimde küçümsenir bir seviyede değil. Ancak, gerek ana dil faktörü- gerekse de Avrupa’da iyi bir İngilizce eğitimi verilmesi sebebiyle – biz SEO’da Türkiye pazarında yıllardır aynı şeyleri tekrarlayan bir komüniteye sahipken, diğer pazarlarda yeni şeyler konuşuluyor.

Bu bence başarının en temel anahtarı, yaptığınız işin yurtdışındaki yansımalarını koklayarak daha yeni ve güncel olanı kendi pazarınıza getiremezseniz her zaman vasat kalmayı kabul etmek zorundasınız. İşte bu yüzden, biz de ekibimizi olabildiğince yurtdışındaki konferanslara göndererek bilgiden kopmamalarını sağlamaya çalışıyoruz.

Hozan: Son yıllarda sosyal ağlar katlanarak büyüdü ve insanlarla kurduğumuz iletişim daha çok dijital platformlarda. Sizce sosyal ağlar ve internet zihnimizde nasıl bir yer edindi, internete yönelme eğilimimizin sebebi nedir?

Yiğit Konur: İnternetin hayatımızda ne kadar büyük bir yer kapladığını anlamanın en iyi yolu internetsiz kalmak. Gerek ülkemizdeki internet kesintileri gerekse de internete erişimizin olmadığı uçuşlarda, bu ihtiyacı çok daha net biçimde anlıyoruz. Bilgiye ulaşmak konusundaki tahammül eşiğimiz oldukça düşük. Kendi adıma, bu zamanları Kindle’ıma yüklediğim okuma listelerine ve uçsuz bucaksız Pocket/Instapaper listelerimle bunlardan arınabiliyorum. Ancak geleceği düşündüğümde, internetsiz bir toplum ve hayat düşünemiyorum. 1990, dünyaya gelmek için seçilebilecek en güzel yıllardan biriymiş.

Hozan: İş ilanlarında genellikle “en az 2-3 yıl deneyimli eleman” aranıyor. Dijital kanallarda deneyim nasıl oluşturulur? Sizin deneyimlerini de öğrenebilir miyiz?

Yiğit Konur: Öncelikle, "eleman" değil "ekip arkadaşı". Kişisel olarak, bizim gibi beyaz yakalı bilgi işçilerinin yaşadığı bir toplumda, bir araya gelmeden ve sinerji yaratmadan sürdürülebilir başarı yaratılabileceğini düşünmüyorum. Bu bağlamda kelimelerin sihrine inanan bir kimse olarak, ekip arkadaşı daha cazip geliyor. Soruya dönmek gerekirse, bu konuda şirketleri yargılayamayız. Herkesin politikası birbirinden farklı olabilir. Büyük ölçekte şirketler, insan kaynaklarında eğitim için büyük bütçeler ve zamanlar ayırmak yerine zaten aradıkları niteliğe sahip olan kişilerin yüksek maliyetlerini karşılamayı tercih edebilirler.

İş arayan tecrübesiz bir beyaz yakalı adayı üzerinden empati yaptığımda, bunun adil olmadığını düşünebilirim. Ama internet gerçekten fırsatlarla dolu! Bugün tecrübesiz biri, harika bir e-posta ile çalışmak istediği startup şirketine başvurursa, e-postanın içeriği ve o kişinin şirket kültürüne uyumlu olması durumunda – işe alınmaması için hiçbir sebep yok! Üniversite yıllarını, yorucu üniversite sınavı sonrası 4 yıllık dinlenme olarak ele alırsak – mezun olduğumuzda tecrübe eksikliğinden yakınmamız oldukça olası. Bu yüzden, kafanızda bir kariyer oluşsa da – oluşmasa da bence bir şeyler yaparak şansınızı deneyin. Potansiyel işverenler için her koşulda iş tecrübesi sıfatıyla edindiğiniz bu tecrübeler değerli sayılacak.

Hozan: Dijital cihazlarla erişebileceğimiz içerik aynı iken, bu içeriğin ne şekilde tüketileceği çok farklılık gösteriyor. Bir pazarlamacı bütün bu yeni platform ve cihazlarla nasıl başa çıkabilir?

Yiğit Konur: Ben bu tip soruların teknik yanıtları olduğuna inanmıyorum. Sonuç olarak yaptığımız şey iletişim. Bu iletişimin farklı cihazlarla sınırlandırılmış olması – bu içeriğin iletişim stratejisini değiştirmemeli. Nihayetinde insanlara dokunmak ve onların algısını istediğiniz bir noktaya çekmeyi hedefliyorsanız, öncelikle insanların nasıl düşündüğünü etkili biçimde anlamanız ve buna göre hareket etmeniz gerekiyor. Cihazlar değişebilir, platformlar değişebilir, ülkeler değişebilir ama karşımızda hep aynı insanlar var. Hepsinin farklı kaygıları ve istekleri var – bunları doğrudan okuyup, tümüne hitap edebilecek bir mesaj geliştirmek ya da farklı cihazlar için mesajları belirlemek yerine farklı hedef kitleler için farklı iletişim stratejileri geliştirmek bize güç katan değerler olacaktır.

Hozan: Dijital mecralar iletişim sektörüne geleneksel mecraya kıyasla ne gibi avantajlar sunuyor; markalar neden dijitale yatırım yapmalı ya da uzak durmalı?

Yiğit KonurYiğit Konur: Günümüz koşullarından dijitalden uzak durma tavsiyesi verilebilecek bir marka sanırım yoktur. Bu anlık iletişim avantajını tüm markaların kullanmak isteyeceğini düşünüyorum.

Çok basit bir örnek üzerinden gidelim, bu yıl Digitalzone’u düzenledik. Bunun bir dijital pazarlama konferansı olmasını bir kenara bırakalım- standart bir bilişim konferansı olduğunu ve senenin 1995 olduğunu varsayalım. Doğrudan doğruya – istediğim hedef kitledeki insanlara nasıl ulaşacağım? Belki o dönemin e-posta grupları, bu sorunun yanıtını oluşturabilirler ama bugün geldiğimiz noktada, reklamcılık teknolojilerinin çarpıcı katkılarıyla karşı karşıyayız.

Belirli bir demografik özellikteki kitleye hitap edebilir, onları ilgi alanlarına göre filtreleyebilir, sitenizi daha önceden ziyaret edip etmediklerine göre segmentasyon yapabilir, hatta sitenizin yüzde kaçında scroll ettikleri veya hangi menülerle etkileşime geçtiklerine kadar geniş bir yelpazede mesajınızı özelleştirebilirsiniz. Geçmiş ile karşılaştırdığımızda, ulaştığımız nokta gerçekten ilgi çekici ve bu değerden tüm markaların faydalanması gerekiyor

Hozan: Sizce dijital dünyadaki yeni tip alışkanlıkları ve olanakları e-ticaret şirketleri ve genel olarak markalar anlıyorlar mı?

Yiğit Konur: Eleştirel olarak yaklaşmayacağım, sektörün devleri bunları gayet net biçimde anlıyorlar. Bugün, bu alanda Türkiye’nin lideri ve bizim de müşterilerimizden biri olan Hepsiburada’yı örnek alalım. Yaklaşık 10 yıldır, dijital dünyada çalışan bir isim olarak – HB’nin her toplantısında yeni bir şey öğreniyorum. E-ticarete yaklaşımları, kullanıcıyı ne denli iyi tanıdıkları ve çalıştıkları ekibin kalitesi dahilinde – hiçbir trendi kaçırmadıkları gibi, iş ortaklarına da değer katan büyük bir şirket. Elbette bu seviyeye gelip, sektöre yön göstermek belirli kalitedeki yöneticilerle çalışmanızı gerektiriyor ve bu da birçok şirket için pahalı bir iş gücü. Ancak sektördeki lider markalar bunu gerçekten etkin biçimde takip ediyorlar.

Pahalı olan her şeyin, daha kaliteli olduğunu iddia etmiyorum ama araştırmalar da gösteriyor ki, emsallerine göre birkaç kat ucuz olan her ürün- ya üretim tekniğinde bazı hileler ya da malzeme kalitesindeki farklılık sayesinde bunu sağlayabiliyorlar. Bu durum danışmanlık ajansları için de geçerli. Bir KOBİ olarak, küçük e-ticaret sitelerini de anlıyorum. Kısıtlı bir bütçe ile büyüklerle rekabet etmek gerçekten kolay değil ama eğer kaliteli bir dijital vizyonunu edinmek yerine satın almak yolunu seçiyorsanız – yıllardır bu alanı tecrübe eden danışmanların maliyetlerinin daha yüksek olacağını da kabul etmeliyiz.

Bu konuda yine Rand’in yayınladığı harika bir video  var, KOBİ’lerin büyük devlerle yarışırken neler yapması gerektiğinden bahsediyor:  (tahtanın en sağ altına bakarsanız, sürpriz olarak tanıdık bir isim görebilirsiniz) J

Hozan: Dijital alanda çalışmanın pek çok cazip tarafı var, peki olumsuz tarafları neler?

Yiğit Konur: Dijitalin en güzel yanı – mekân ve lokasyon bağımsız çalışabilmekte. Örneğin, bu röportajın sorularını yanıtlıyorken ofisimde değilim ve senelik iznimi gerçekleştiriyorken – işlerime hızlıca göz atabiliyorum. Bir ofisten bağımsız çalışmanın getirdiği birçok avantaj var. Bence en güzeli mekândan bağımsız çalışabiliyor olmak. Ancak bunu yapıyorken – iş/yaşam dengesini doğru biçimde ayarlamanın kolay olmayacağını da kabul etmemiz gerekiyor. Bulduğunuz her masada çalışabiliyor olmanız, size özgürlük kazandırdığı kadar sizi çalışmanın içine hapsedebiliyor. Eğer iş/yaşam dengesini kurmak konusunda çok etkili değilseniz, dijitalde çalışmanın negatif taraflarıyla yüzleşeceksinizdir. Kendimden biliyorum J

Hozan: Dijital kanallar ile ilgili gelebileceği en son yer ya da verebileceğin en uç örnek nedir? Bu alandaki trendleri değiştiren gelişmeler neler sizce?

Yiğit Konur: Bence teknolojinin varacağı nokta, dijitalin ve internetin varacağı noktayı çok net biçimde gösteriyor. Eğer teknoloji bizim beyinlerimize ya da kullandığımız lenslerin içine kadar girebilecekse (Black Mirror, bu konulara çok güzel değiniyor diye duydum) trendler baştan sonra değişecektir. Farklı cihazların hayatımıza girmesiyle beraber, farklı reklam tipleriyle de karşılacağımız aşikâr. Ancak gelecek hakkında güçlü yorumlar yapabilecek kadar yetkin değilim.

Hozan: Dijital mecraya sizi en çok çeken etki/sebep ne oldu? Planlı olarak mı bu işi seçtiniz, yoksa hayatınız bu yönde mi gelişti?

Yiğit Konur: Ben SEO ile 2005 yılında kendi forum sitemizi kurmaya çalışıyorken ilgilenmeye başladım. Temel teknik bilgiler hakkında bir miktar ilerledikten sonra – 2006 yılında bu siteye nasıl trafik yaratabileceğimi araştırmaya çalışıyorken SEO ile tanıştım. O dönem en büyük avantajım – İngilizce ’de yaşıtlarımdan daha iyi durumda olmam sebebiyle, hızlıca yurtdışı kaynakları okumak fırsatım oldu. Aynı senelerde, bugün Digitalzone’da konuşmacılarımız arasında yer alan sektör liderlerinden, Rand Fishkin gibi büyük isimlerle dijital olarak da olsa tanışma imkânı edinmiş olmanın bana vizyon anlamında değer kattığını düşünüyorum.

Bilgisayar bizim evimizde, 1997 yılında girdi ve 7 yaşından beri en büyük tutkum. Bu alan dışında bir meslek sahibi olmayı hayal bile edemiyorum.

Hozan: E-Ticaret stratejileri oluştururken öncelikle nelere dikkat edilmelidir? Sosyal meydanin e-ticaret pazarında yeri nasıl olmalıdır?

Yiğit Konur: E-Ticaret’in aramalarla ilgili kısmına yorum yapmam – uzmanlığım açısından daha doğru olacaktır. Sosyal medya bambaşka bir disiplin ve iletişimin kendisini oluşturuyor. Bizler, nispeten daha teknik bir iş olan aramaya odaklı olarak çalışıyoruz.

E-ticaret ile ilgilenecekseniz ve uzun vadeli planlarınız olmasına rağmen – sizi çok uzun yıllar idare edecek bir kapitaliniz yoksa, SEO ve içerik pazarlamasının temellerini bilmeden başlamanız cahil cesareti olabilir. PPC tarafında, onlarca markanın rekabet ettiği ve devlerin PPC automation araçlarıyla otomatik teklif optimize ederek milyonlarca dolarlık bütçeleri yönettiği bir dünyada, harika bir dikey bulmadığınız sürece onlarla rekabet etmeniz çok güç. Ancak halen SEO tarafında yapılabilecek geliştirmelerle, işinize ivme katabilmeniz de mümkün. İyi bir İngilizce ile  moz.com – inbound.org ve hubspot.com gibi kaynakların bloglarını takip etmeniz size çok iyi bir vizyon kazandırabilir. Aynı zamanda, benim de konuşmacıları arasında bulunduğum BrightonSEO, Londra’ya çok yakın bir sahil kasabası Brighton’da yapılan, harika bir etkinlik. Eğer vaktiniz olursa bu tip etkinliklere de katılmanızı mutlaka tavsiye ederim.

Hozan: E-ticaret Sitelerinin tasarımı ile SEO arasında bir bağlantı var mıdır? SEO’ya uygun tasarım diye bir şey var mı?

Yiğit Konur: SEO’ya uygun bir tasarım elbette vardır. Buna iki açıdan yaklaşabiliriz, sevdiğim bir dostum olan İlyas Teker’in güzel bir sözü var: İnsanlar için yarat, robotlar için optimize et. Bu konuya da iki farklı yaklaşım ile bakmamız gerekiyor.

İnsanlar için optimize edilen bir tasarımın, farklı profillerdeki ve persona’lardaki onlarca kullanıcının arayışlarına ve arama sorgularına en doğru yanıtı verebilecek sayfayı oluşturabilmekten geçiyor. Geçtiğimiz günlerde – saatlerin ileri alınmadığı dönemde: herkes Google’da saat kaç aramasını yapıyorken, yanılmıyorsam NTV – haber içeriğine bir JS eklemiş ve doğru olan saati göstermişti. Bu çok ufak bir içerik güncellemesi ancak tasarım ile de ilişkili. Kullanıcının aradığını ilk ekranda görmesini sağlamak gerçekten büyük bir avantaj. Aynı zamanda Userspots gibi bu alanda lider birçok şirket harika kullanıcı deneyimi kaynakları üretiyor ve birçoğu yurtdışında okuduğumuz case’lerden daha da iyi olan çalışmaları Türkiye pazarı için sağlıyorlar. Bunları aktif biçimde takip etmenizi öneririm.

Robotlar için optimizasyona gelecek olursak, tasarım içerisinde içerik alanları yaratmak: SEO için tasarımın en kritik kurallarından. Bu konuda Graphitas şirketi – yıllar önce Moz’da bir case yayınlamış ve şu adresi belirtmişti: http://www.graphitas.co.uk/randomboutique/

Bu bilgiler ışığında söyleyebiliriz ki: Random Boutique – SEO anlamında güçlü tasarıma çok iyi bir örnek. Banner’larda kullanılan yazılar dahi, fontlarla ve CSS trickleri ile güçlendirilerek yazılı hale getirilmiş ve resme gömülü bırakılmamış. Aynı zamanda farklı bannerların üstünde hover biçiminde yer alan yazılarla da çeşitlilik sağlanıyor. Bunların hepsi – robotlar için optimizasyonun önemli örnekleri. 2013 yılında yayınlanmış yazının detaylarına şuradan ulaşabilrisiniz: https://moz.com/blog/designing-for-seo